<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-4609223860409138271</id><updated>2011-11-30T00:01:35.817+02:00</updated><category term='&quot; Ben Pierre Riviere...&quot;'/><category term='Fatih Özgüven'/><category term='trajik'/><category term='Mektuplar'/><category term='Şimdiki Zamanın Rivayeti'/><category term='Seyyar Sahne'/><category term='Bilgi Sahnesi'/><category term='Tiyatro Kampı'/><category term='Yedi Kapılı Thebai'/><category term='stilizasyon'/><category term='Tehlikeli Oyunlar'/><category term='İTÜ Sahnesi'/><category term='Meyerhold'/><category term='tragedya'/><category term='Hiç Niyetim Yoktu'/><category term='Tadashi Suzuki'/><category term='ÖKM Sahnesi'/><category term='Grotowski'/><category term='Küskün Aşıklar'/><category term='Gılgamış'/><title type='text'>Hagaragort</title><subtitle type='html'>1. Türk doğaçlama tiyatrosunda tragedya için kullanılan argo sözcük.  
2. Tanzimat tiyatrosunda acılı oyunlar için kullanılan argo sözcük. 
3. (Ermenice) Tiran, hain, düşman rolü.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://hagaragort.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4609223860409138271/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hagaragort.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Erdem Şenocak</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16520085694954926741</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_6QLhLs14HSM/SaXqllO0TJI/AAAAAAAAAQg/R4zaC9FU35w/S220/erdem.JPG'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>31</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4609223860409138271.post-4831551595788738185</id><published>2010-12-30T00:39:00.003+02:00</published><updated>2010-12-30T00:42:18.563+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='stilizasyon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ÖKM Sahnesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tragedya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yedi Kapılı Thebai'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='trajik'/><title type='text'>"YEDİ KAPILI THEBAİ" – ÖKM SAHNESİ</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;a href="http://okmsahnesi.org/images/yedi_kapili_thebai/yedi_kapili_thebai%20%281%29.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 341px; height: 228px;" src="http://okmsahnesi.org/images/yedi_kapili_thebai/yedi_kapili_thebai%20%281%29.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:100%;"  &gt;Birkaç gün önce ÖKM Sahnesi’nin hazırladığı &lt;b style=""&gt;&lt;i style=""&gt;Yedi Kapılı Thebai&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; adlı çalışmayı izleme fırsatı buldum. Öncelikle söylenmesi gereken, bu çalı&lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:100%;"  &gt;şmanın ÖKM Sahnesi’nin daha önceki yıllardaki çalışmaları &lt;b style=""&gt;&lt;i style=""&gt;İki Seyirli Oyun &lt;/i&gt;&lt;/b&gt;(2003-2004) ve &lt;b style=""&gt;Mehmet’in Hikayesi&lt;/b&gt;  (2005-2006) gibi metin yazma çalışmalarının bir devamı niteliğinde  değerlendirilebileceğidir. ÖKM Sahnesi’nin tarihinde daha eskilere  gidildiğinde de yine benzer çalışma örneklerine, en azından metne  dramaturjik müdahalelerde bulunulduğu, oyunlara ek sahneler yazıldığı  çalışma örneklerine rastlanabilir (&lt;b style=""&gt;&lt;i style=""&gt;Cimri’nin Uşakları, Don Cristobita &lt;/i&gt;&lt;/b&gt;vb. gibi). Özgün metinler üretme, kolaj ve uyarlama gibi çalışmaların üniversite tiyatrolarının özellikle tercih etmesi gereken &lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:100%;"  &gt;yollardan biri olduğu kanısındayım.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Genellikle üniversite tiyatro kulüplerinde oyunculuk, ses ve beden çalışmaları ile kuramsal okumalara belirli bir önem verildiği&lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:100%;"  &gt;ni  biliyorum. Fakat oyun yazma ya da özgün tasarımlar yaratma konusunda  tiyatro kulüplerinin aynı motivasyonu bulduklarını söyleyemeyiz.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;ÖKM  Sahnesi’nin son zamanlardaki çalışmaları bu yönde bir isteğin ve  motivasyonun varlığını bize gösteriyor. Bu eğilimin daha fazla  önemsenmesi gerektiğini düşünmüyorum.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;i style=""&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;" &gt;Yedi Kapılı Thebai&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:100%;"  &gt;, başlı başına grubun ürettiği bir metin değil. Oluşturulan metnin ana gövdesini Sofokles’in &lt;b style=""&gt;&lt;i style=""&gt;Antigone&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;’si oluşturuyor. Metne yeni koral kısımlar eklenerek “savaş teması” ön plana çıkarılmaya çalışılmış. Grup, o&lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:100%;"  &gt;yun broşüründe bunun nedenini şöyle açıklıyor:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 35.4pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;i style=""&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;" &gt;“Üç ayrı Antigone metni (Sofokles, Bertolt Brecht ve Anouilh) ü&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;i style=""&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;" &gt;zerinden  çalışmalarımızı sürdürürken metin okumalarımızın temel dayanak  noktasının savaş ve savaşın yıkıcılığı karşısında halkın ezilmişliği  başlığıyla tanımlandığını gördük. Bu anlamda Antigone’nin hikayesini  yedilerin savaşından alarak, değişen durumlar ve olaylar karşısında  tarihin değişmez olan arka planını yıkıcılığını ve sömürücülüğünü  Antigone’nin hikayesine sadık kalarak tartışılabilir hale getirmeye  çalıştık. “ &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:100%;"  &gt;Bu alıntıdan birkaç noktayı anla&lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:100%;"  &gt;mak  mümkün. İlk olarak grubun, karşılaştırmalı bir Antigone okuması  yaptığını, farklı zamanlara ve tarihlere ait bu metinlerde ortak temanın  “savaş” olduğuna ve savaşın esas olarak vurduğu “halkların”  perspektifinden hikayeyi anlatmanın daha doğru olacağına kanaat  getirdiklerini görüyoruz. Diğer taraftan bu okuma biçim&lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:100%;"  &gt;leri  klasik dramaturji çalışması düzeyinde kalmıyor; yani söz konusu  perspektif bir reji buluşuyla çözülmek yerine, grubu yeni bir metin  yazma işine sürüklüyor. Böylece Sofokles’in &lt;b style=""&gt;&lt;i style=""&gt;Antigone&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;  metnindeki kanava üzerinde ilerleyen ve ağırlıklı olarak da aynı  metinden beslenen, yer yer özgün ve güncel sözlerle ve başka yazar ve  metinlerden eklemelerle desteklenen bütünlüklü bir çalışma çıkıyor  karşımıza. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:100%;"  &gt;Her ne kadar tamamlanmış bir bü&lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:100%;"  &gt;tün  oluştursa da söz konusu metin ve yapılan dramaturjide zayıf ve / veya  tartışmalı bulduğum birkaç noktayı belirtmek istiyorum. Metinde  özellikle “yöneticiler” diyebileceğimiz karakterlerin / tiplerin,  çelişkileriyle birlikte ve çevreleriyle kurdukları ilişki içerisinde çok  yönlü, zengin karakterler olarak değil de tek boyutlu olarak  resmedildiklerini, bunun da kaba bir didaktizme yol açtığını söylememiz  gerekiyor. Hitap ettikleri hedef&lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:100%;"  &gt;  kitleleri öğrenciler, üniversite öğrencileri de olsa, üniversite  tiyatrolarının –özellikle de kendi oluşturdukları metinlerde- didaktizm  konusunda çok daha uyanık ve hassas olmaları gerekiyor. Didaktizmin  tuzağından ancak yaratıcılıkla kurtulabiliriz diye düşünüyorum; çünkü  didaktizm bir şeyi daha sanatlı, daha estetik bir şekilde söyleyebilecek  / gösterebilecekken bundan feragat edildiği anlarda karşımıza çıkar.  Vereceğimiz mesajın doğru a&lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:100%;"  &gt;nlaşılmasını  istemek, sanatsal bakımdan risk almaktan daha kolay gelebilir bazen  bize. İşte didaktizm, tuzağını tam da bu anlarda kur&lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:100%;"  &gt;ar  ve biz sanatsal bakımdan daha yaratıcı olabilme ihtimalini, düşünsel  bakımdan daha “net ve anlaşılır” olmaya tercih ediveririz.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:100%;"  &gt;Metinde bahsi geçen karakterlerin tek boyutlu kalması, &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;yapılan dramaturjinin keskin hatlara sahip olmasından kaynaklanıyor ka&lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:100%;"  &gt;nımca.  Metin, sahnede somut bir şekilde de görebildiğimiz gibi iki zıt  aktörün, yöneticiler ile yönetilenlerin çatışması üzerine inşa edilmiş&lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:100%;"  &gt;.  Her iki tarafın da temsil ettiği değerler ve nitelikler birbirlerine  zıtlık oluşturacak şekilde sunuluyor. Bu motifi Antigone ile Kreon  arasındaki ilişkide daha açık bir şekilde gözlemlemek mümkün: iyilik ve  sevgi dolu Antigone, kötü ve ceberut diktatör Kreon’a karşıdır. Dünyanın  ikiye bölünmüş, birbirine karşıt değerleri iki kahraman arasında  paylaştırılır. Bu çok yaygın &lt;b style=""&gt;&lt;i style=""&gt;Antigone&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;  okumasının, tragedyalara “romantik bakış”tan kaynaklandığını  düşünüyorum. Romantiktir çünkü bu türden ayrımlar hakikati  yansıtmamaktadır. Bu okuma biçiminin de baş müsebbibi&lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:100%;"  &gt;nin Hegel olduğunu düşünüyorum&lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:100%;"  &gt;. Hegel, özellikle &lt;b style=""&gt;&lt;i style=""&gt;Tinin Fenomenolojisi&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;’nde Antigone’yi anaerkinin, aile yasasının, soya-kana dayalı bir aşiret geleneğinin &lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:100%;"  &gt;temsilcisi  olarak görürken Kreon’un da evrensellik iddiası taşıyan bir devlet  otoritesi ve düzenini sembolize ettiğini söyler. Dolayısıyla oyun  Hegel’e göre aile (aşiret) ile devletin çatışması şeklinde okunur.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Hegel’in  birbirine zıt iki farklı gücün çatışması şeklinde değerlendirmesi benim  konvansiyonel dediğim bir yorumlama anlayışının başlangıcı olmuş ve bu  okuma biçimlerinde de çoğu zaman yukarıda bahsettiğimiz romantizm ağır  basmıştır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:100%;"  &gt;Konvansiyonel  yorumlamaya göre bu çatışmada Antigone mutlak olarak haklı, Kreon ise  tamamen haksızdır. Bazen Kreon’un başlangıçta iyi bir yönetici olduğu  ama sonradan despotlaştığı belirtilse de, son kertede, kendisine masum  bir kızın yıkımına neden olmuş biri gözüyle bakılır. (Bu türden yorumlar  için Schlegel, Jebb&lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:100%;"  &gt;, Reinhardt, Diller, Else, K&lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:100%;"  &gt;amerbeek  gibi isimlere bakılabilir) Pek çok düşünür ve yazarın benzer bir  şekilde Antigone’yi “sivil bir isyancı”, bireysel bir “başkaldırıcı”,  politik bir vatandaş ve feminist hareketin öncüsü olarak yorumladığı da  görülmektedir. (Simone Weil’den Virginia Woolf’a, Louis MacNeice’den  Marguerite Yourcenar ve Jean Anouilh’e) Ülkemizde de bu tarz bir okuma  eğiliminin güçlü olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Örneğin &lt;b style=""&gt;&lt;i style=""&gt;Antigone&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;’nin  Mitos-Boyut Yayınevi’nden basılmış çevirisinin arka kapak yazısında  oyunun kahramanı Antigone’nin “Kreon’un “ceberut” devlet anlayışına  başkaldırdığını” ve onun bir “insan hakları” ve “özgürlük” savunucusu  olduğu belirtilir. Aynı kitabın önsözünde, çevirmen Güngör Dilmen,  Antigone’nin “kişiliğinde bir zaaf görülemediğini”, onun oyun boyunca  “hiç pişmanlık duymadan”, “konumunu değiştirmeden” ilerlediğini  söyledikten sonra Kreon’u Antigone’nin “tam karşıtı” olarak tanımlar. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:100%;"  &gt;Oysaki  tragedyalarda, “trajik çatışma” dediğimiz şey kahramanların temsil  ettikleri değerlerin birbirlerine “tam karşıt” olmasından değil bilakis  olamamasından kaynaklanır. Başka bir deyişle yaşanan durum tam anlamıyla  bir “temsil krizi”dir&lt;a style="" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=2407668361752060103#_ftn1" name="_ftnref1" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;" &gt;[1]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;;  yani kahramanlar taşıdıkları değerleri (aynı zamanda kendilerine  atfedilen nitelikleri) taşıyamaz olurlar. Evet Antigone ile Kreon  çatışırlar, uzlaşmaz görünen bir kavganın içine düşerler fakat burada  trajik bir taraf yoktur; bu çatışmayı trajik yapan her iki tarafın da  temsil kabiliyetini yitirmeleri, farklılıklarını kaybetmeleri ve  birbirlerine benzemeleridir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:100%;"  &gt;Antigone’nin  ısrarla kardeşini gömme isteği, onun kan bağı ve aile sevgisinin  temsilcisi olarak okunmasına yol açıyordu. Oysa bizatihi kendisi bir  ensestin çocuğu olmasına rağmen (babası aynı zamanda onun kardeşidir;  bkz. &lt;i style=""&gt;Kral Oidipus&lt;/i&gt;) normatif akrabalık ilişkilerinin bir  temsilcisi olarak tanımlanması ne derece doğrudur? Diğer taraftan aile  bağlarını ve aileye yaptığı bütün vurgulara rağmen Antigone’nin  nişanlısı Haimon’la evlenmeyi reddederek ölüm konusundaki inatçılığını  ve buradaki çelişik durumu da görmemiz gerekmektedir. Başka bir deyişle  Antigone bir yandan aile ve kan bağlarını yüceltirken bir “aile” kurmayı  reddetmektedir. Diğer taraftan 905 ve 920. satırlar arasında kardeşi  dışında başka hiçbir aile ferdine bu derece bağlılık göstermeyeceğini de  ima eder. J. Butler bu çelişkiyi şöyle vurgular: &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="Alinti"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;i style=""&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;Antigone’nin  burada akrabalığın kutsallığını temsil ettiği pek söylenemez; çünkü  yasayı her akrabası için değil, ağabeyi için ya da en azından ağabeyi  adına ihlal etmeye hazırdır. […] bir yasa adına edimde bulunduğunu iddia  etmesine karşın görünüşe bakılırsa Antigone’nin yasası yalnızca tek bir  uygulama içindir. […] anlık bir yasadır, yani genelliğe ve  uygulanabilirliğe sahip değildir, uygulandığı koşullara saplanıp  kalmıştır[…] bu nedenle yasanın bildik, genelleştirilebilir anlamına  göre yasa da değildir.&lt;a style="" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=2407668361752060103#_ftn2" name="_ftnref2" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;" &gt;[2]&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:100%;"  &gt;Diğer  taraftan Kreon’un yasası genelleştirilebilir ve soyut olmak isteyen  devletin yasası olarak görülüyordu. Bu, bir açıdan doğrudur çünkü  “cesedin açıktan bırakılması”, Antik Yunan’da vatan hainliğinin cezası  olarak uygulanagelen bir işlemdir. Bu gelenek düşman askerlerine değil,  yalnızca vatan hainlerine uygulanmaktadır. Dolayısıyla oyundaki bu  uygulama Kreon’un “keyfi” bir yasası olarak değerlendirilemez. Kendisini  aşan bir devlet geleneği söz konusudur. Fakat diğer taraftan “devlet”  lehine “aile”yi ihmal etmesi de Kreon’un çelişkilerindendir. Kadim  devlet geleneği olarak cesedi açıkta bırakma cezasını uygulamaya  yeltenirken yine kadim bir aile-aşiret geleneğini yerle bir eder. Çünkü  ölüleri gömme işi devletin değil ailenin sorumluluğundadır. Buradaki  kritik nokta, Hegel’in de işaret ettiği gibi, Devletin yetki alanı ile  Aşiretin (ailenin) özgürlük alanlarının çatışmasıdır. Antigone  tragedyası bu noktada şu soruyu sorar: Devlet hem yaşayanlar hem de  ölüler üzerinde söz sahibi olabilir mi?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:100%;"  &gt;Kreon’un  temsil konusundaki bir diğer çelişkisi de onun bir “baba” ve “dayı”  olarak sorumluluklarını ihmal etmesidir. Çıkardığı bu yasa ile hem  yeğeninin hem de oğlunun ölüme sürüklenmesine sebep olur. Her ne kadar  kendi yönetiminde yakınlarını kayırmayacağını ve bunun da evrensel  yasalara dayanan bir devlet olmanın temel koşulu olarak koysa da  çıkardığı yasağın bizatihi kendisi, yakın akrabalara bir gözdağı  vermekten öte bir şey de değildir. Kısaca Hem Antigone hem de Kreon,  biri ailenin öteki devletin temsilcisi olarak adlandırılamayacak kadar  zaaflar taşır. Her iki taraf da aynı anda hem aileyi hem de devleti  ihmal ederler ve bunu da paradoksal bir şekilde biri aileyi öteki de  devleti savunurken gerçekleştirirler.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:100%;"  &gt;Şüphesiz  daha pek çok nokta tartışma konusu yapılabilir. Buradaki maksadım  tragedyaların, özellikle de Antik Yunan tragedyalarının çok sorunlu,  soru işaretleriyle dolu metinler olduklarını ve “trajik olanın” da  “cevaplardan” değil bilakis “sorulardan” beslendiğini vurgulamaktı. &lt;b style=""&gt;&lt;i style=""&gt;Yedi Kapılı Thebai&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;  oyunundaki dramaturjik tutuma dönecek olursak, son kertede, oyun  metninde bu türden soruların eksik kaldığını, dramaturji çalışmalarında  benzeri sorular sorulmuşsa da sahnelemede bunların görselleşemediğini  düşünüyorum. “Görselleşememe”nin en büyük nedenlerinden biri sanırım  “yöneticileri” oynayan oyuncuların üsluplarını daha çok stilizasyona  dayandırmalarından kaynaklanıyor. Stilizasyonun tehlikeli olabilecek  yanı, taklit edilecek objenin/ karakterin klişe özelliklerinde sıkışıp  kalınabilmesidir. Bir eylemin, karakterin en belirgin özelliklerini  gösterme üslubu çoğu zaman stereotiplerde takılarak karakterdeki /  eylemdeki çelişkileri ve çeşitliliği görmezden gelebilmektedir. Burada,  oyunculuktaki stilizasyonun değil de dramaturjideki “stilizasyon”un bu  “tek boyutluluk” sorununa yol açtığını düşünülebilir. Yani yönetici  karakterleri/ tipleri halihazırda tek boyutlu olarak ele alındığı için  bu rolleri oynayan oyunculuların stilizasyonu da klişelere düşmekten  kurtulamamış olabilir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:100%;"  &gt;Diğer  taraftan oyundaki kadınlar korosu ya da halk diye  isimlendirebileceğimiz sahnelerde oyunculuk üslubu bakımından çeşitlilik  ve farklılaşma gözlemlenebiliyor. Bu koral sahnelerde koreografik  düzenlemeler ve oyunculuklar salt stilizasyonla sınırlı kalmamış,  Meyerhold’dan ve günümüz yönetmenlerinden Terzopoulos’tan izler  görebiliyor. Üsluptaki bu çeşitlilik özellikle de stilizasyonun  kullanılmaması trajik etkiyi sağlayabildiği gibi estetik olarak da bir  zenginlik sağlıyor. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:100%;"  &gt;Son kertede&lt;b style=""&gt; Yedi Kapılı Thebai, &lt;/b&gt;gerek  oyunculuk üslubu gerekse dramaturji anlayışı bakımından yer yer eksik/  tartışmalı yönler barındırsa da grubun özgün metin oluşturma ve  oyunculukta farklı üsluplar deneme çabalarını takdir etmek gerekiyor.  Umarım bu yöndeki çabalar bundan sonraki oyunlarda da artarak devam  eder.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: right;" align="right"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:100%;"  &gt;Oğuz ARICI – 27 Aralık 2010&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:100%;"  &gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt;   &lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;div style=""&gt;   &lt;hr style="height: 3px;font-size:78%;" width="33%" align="left" &gt;    &lt;div style="" id="ftn1"&gt;  &lt;p class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;a style="" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=2407668361752060103#_ftnref1" name="_ftn1" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;" &gt;[1]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;  “Temsil krizi” ifadesi J. Butler’a aittir. Sevda Şener bunu  tragedyalarda “değer yargılarının sınava çekilmesi” olarak adlandırır.  Tek başına iyi ve haklı olabilen bir değer başka bir değer karşısına  çıkarıldığında niteliği sorgulanmaya başlar. Yunan tragedyalarının  yapmak istediği tam da budur.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;/div&gt;  &lt;div style="" id="ftn2"&gt;  &lt;p class="MsoFootnoteText" style="line-height: normal;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;a style="" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=2407668361752060103#_ftnref2" name="_ftn2" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;" &gt;[2]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; Butler, Judith, &lt;b style=""&gt;Antigone’nin İddiası: Yaşam ile Ölümün Akrabalığı&lt;/b&gt;, Çev: Ahmet Ergenç, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, Mart 2007, s. 23&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;/div&gt;  &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4609223860409138271-4831551595788738185?l=hagaragort.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hagaragort.blogspot.com/feeds/4831551595788738185/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hagaragort.blogspot.com/2010/12/yedi-kapili-thebai-okm-sahnesi_30.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4609223860409138271/posts/default/4831551595788738185'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4609223860409138271/posts/default/4831551595788738185'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hagaragort.blogspot.com/2010/12/yedi-kapili-thebai-okm-sahnesi_30.html' title='&quot;YEDİ KAPILI THEBAİ&quot; – ÖKM SAHNESİ'/><author><name>Oguz ARICI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16000488492103639630</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_dAVtFQ05lCI/SxrHSE7ei2I/AAAAAAAAG30/4eREQ4AaNug/S220/Wroclaw-5-12-2009-+188.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4609223860409138271.post-5837110242656371852</id><published>2010-12-30T00:38:00.001+02:00</published><updated>2010-12-30T00:39:20.155+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fatih Özgüven'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hiç Niyetim Yoktu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilgi Sahnesi'/><title type='text'>"Hiç Niyetim Yoktu" - Bilgi Sahnesi</title><content type='html'>&lt;span style=""&gt;&lt;div&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Reşat Nuri Güntekin, bilindiği gibi &lt;b style=""&gt;&lt;i style=""&gt;Yaprak Dökümü&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; adlı romanından bir oyun uyarlamış ve ardından &lt;b style=""&gt;&lt;i style=""&gt;Romandan Piyes Çıkarmak&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;  başlıklı üç makale kaleme alarak bu süreci ayrıntılarıyla anlatmıştır.  1944 tarihli bu makalelerde, romandan oyun yapmanın başlangıçta  kendisine çok kolay göründüğünü, “vakanın, şahısların hatta  diyalogların” bile hazır olduğunu düşündüğü fakat işe başladıktan sonra  meselenin hiç de düşündüğü gibi olmadığını söyler:&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 70.8pt;"&gt;&lt;i style=""&gt;“…şimdi  sizden istenen iş (…) yeni bir yapı kurmaktır. Bu yapı hem [uyarlanan  romana] benzemek hem de ayrı bir mimarinin kaidelerine, romandan  büsbütün başka bir şey olan tiyatro mimarisine uymak zorundadır. &lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 70.8pt;"&gt;&lt;i style=""&gt;[…]  Gerçi öteki mimari gibi tiyatro mimarisinde de usul çoktur. Fakat  öteden beri bunların en makbul sayılanı, teşbihsiz anlatamayacağım,  ehram [piramit] biçiminde olan yapıdır. Mevzu bir ehram gibi yerden  derece derece yükselerek doruğa çıkacak, sonra tekrar aşağı inecektir.”&lt;a style="" name="_ftnref1" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; line-height: 115%; font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;[1]&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Yazının  yazıldığı tarihlerden bu yana Türkiye’de tiyatro Güntekin’in  bahsettiğinden çok farklı mimarilerle de oyun kurabilmeyi denedi,  deniyor. Artık eskisi gibi bir oyunun yapısının “piramit yapısına” uygun  kurulmasını bekleyemeyiz; fakat Güntekin’in sözlerinde, bugün bizim  için hala geçerli noktalar var. Birincisi roman ve tiyatronun iki farklı  “mimariye” sahip olduğu gerçeğinin kaydının düşülmesi; ikincisi ise bu  “mimariler arasındaki geçişin” çok hassas dengelere dayandığıdır.  Güntekin, makale dizisini şu sözlerle bitiriyor:&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 70.8pt;"&gt;&lt;i style=""&gt;“Anlatmak  istediğim şey şudur ki roman ile tiyatro ayrı ayrı şeylerdir, her  birinin ayrı ayrı meseleleri vardır ve asıl ehemmiyetlisi romandan piyes  çıkarmak yeni bir piyes kazanmaktan daha güçtür.” &lt;a style="" name="_ftnref2" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; line-height: 115%; font-family: &amp;quot;Calibri&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;[2]&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Mimariler  arası geçiş” meselesi, gerçekten de hassas bir konudur. Tiyatroya  çevirmeye çalıştığınız formu ya yeniden kurarsınız (&lt;a name="OLE_LINK3"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="OLE_LINK2"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;i style=""&gt;reconstruction&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;) ya da onu tamamen çözüp başka türlü kurarsınız (&lt;i style=""&gt;deconstruction&lt;/i&gt;). &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Geçen hafta izlediğim &lt;b style=""&gt;&lt;i style=""&gt;Hiç Niyetim Yoktu&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; adlı oyun bana, romandan ya da öyküden yapılabilecek bir uyarlamada &lt;i style=""&gt;deconstruction&lt;/i&gt; yerine &lt;i style=""&gt;reconstruction&lt;/i&gt; yapılınca ne türden problemlerle karşılaşabileceğimize dair bazı fikirler veriyordu. &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;…..&lt;/p&gt;  &lt;div style=""&gt;Bilgi Sahnesi’nin geçen sezonun sonunda ilk gösterimini yaptığı &lt;b style=""&gt;&lt;i style=""&gt;Hiç Niyetim Yoktu,&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; Fatih Özgüven’in aynı adlı anlatı kitabındaki üç hikayeden oluşan tek kişilik bir gösteri.&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt;Oyunda  sunulan üç öykünün birbirleriyle ilişkisi oldukça zayıf; dramaturjik  bir müdahale yapılarak –belki belirli yerlere metin eklemeleri  yapılarak- bu sorun giderilebilir. Diğer taraftan anlatıların her  birinin de tek başlarına fazla bir derinliklerinin olduğu söylenemez.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://www.bilgisahnesi.com/images/afis_hny.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 283px;" src="http://www.bilgisahnesi.com/images/afis_hny.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style=""&gt;İlk anlatı –kitapta, yanlış hatırlamıyorsam, &lt;b style=""&gt;&lt;i style=""&gt;Gizli Nağme&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;  adını taşıyordu- “oryantalizm” ve “batı hayranlığı” konularında gezinen  bir öykü. Anlatıcı ile Frenk arasındaki ilişkilerden, Frenk’in İstanbul  ve Doğu hayranlığını ve Anlatıcı’nın bu durum karşısındaki çelişik&lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt;  duygularını gözlemleriz. Anlatıcı bir vesileyle tanıştığı Frenk’i  Eyüp’teki bir arkadaşının evinde misafir eder. Böylece aralarında yakın  bir ilişki başlar. Bu ilişkide batılılaşma, Avrupa hayranlığı ve bu  duyguların reddi arasında gidip gelen Anlatıcı’nın komik durumlarına  odaklanırız. Anlatıcının bu duygularına paralel olarak Frenk’in  oryantalizmi de olayların komikleşmesine hizmet eder. Örneğin hikayenin  sonunda Frenk’in “gizli nağme” diye adlandırdığı ve hayranlık duyduğu  melodinin Aygaz cıngılı olduğu anlaşılır vs. Bu ilk hikayede,  Anlatıcı’nın batılılaşmış bir doğulu olarak yaşadığı “çelişik  duyguların” kısa kısa geçildiğini söylememiz gerekiyor. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt;İkinci  hikaye ise ilkine göre daha spesifik bir alana yoğunlaşıyor: Burada  Anlatıcı’nın hayatın küçük ayrıntılarına takıldığını görüyoruz. Bu kez  ilişkide olduğu yabancı, bir Alman’dır ve Anlatıcı ona aklından geçen  bazı küçük ayrıntıları aktaramamanın sancısını duyar. Çünkü anlatıcının  takıldığı ayrıntılar (Pop şarkıcısı Baha’nın meşhur olma serüveni,  albümündeki fotoğraf, albüm kapağındaki şarkı sözlerinin yanlış  yazılması, sözlerdeki gariplik vs. gibi ayrıntılar) fazlasıyla  “yerli”dir; yabancı dile “çevrilemezler” vs.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt;Üçüncü hikayede (&lt;b style=""&gt;&lt;i style=""&gt;Regal Dönemi&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;)  spesifikleşmenin devam ettiğini görüyoruz. Bu kez Anlatıcı’nın  takıldığı ayrıntılar Ajda Pekkan’ın şarkı sözlerindeki anlamsızlıklar,  dilbilgisi ve vurgu hataları olur. Anlatıcı’nın bir zamanlar hayranlıkla  dinlediği ve hiç sorgulamadığı şarkıcının şarkı sözleri bugün artık  kendisine “saçma” gelmektedir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt;Fatih Özgüven’in &lt;b style=""&gt;&lt;i style=""&gt;Hiç Niyetim Yoktu&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; adlı kitabı, &lt;b style=""&gt;&lt;i style=""&gt;Avrupa Hikayeleri&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;  alt başlığını taşıyor. Oyunda tercih edilen ve yukarıda özetlemeye  çalıştığım hikayelere baktığımızda da bir “Avrupa” meselesinin izlerini  görmek mümkün. Fakat hikayelerin bu konuda fazla derinleşemediğini ve  meselenin tam olarak açılamadığını düşünüyorum. Özellikle ilk hikayede  bu konuda oluştuğunu düşünebileceğimiz görece derinlikli yapı 2. ve 3.  hikayelerde ya hiç yoktu ya da çok silik bir şekilde bulunuyordu.  Birinci hikaye ile ikincisi arasında “bir yabancıyla diyalog” motifi bir  miktar ortaklık hissi uyandırsa da ikinci öykü, söz konusu “Avrupa”  meselesinde bir derinleşme sağlamaktan uzaktı. &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt;Oyunda  her bir hikayenin ardından verilen kısa aralar ile her anlatıdaki  farklı kostüm kullanımları bana, rejinin, bu üç hikayeyi bir bütünlük  içerisinde değil de tek tek, bağımsız hikayeler olarak ele almayı daha  doğru bulduğunu düşündürttü. Fakat Anlatıcı’nın dilindeki –yazardan  kaynaklanan- sabit tonlama ve üslup bu farklı hikayeleri tek bir ana  hikayenin farklı epizotlarıymış gibi algılanmamıza yol açtı. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt;Özgüven’in  üslubunun farklı bir soruna daha yol açtığı kanısındayım. Kullandığı  üslup, “üst perdeden” ve “bilgiç” bir ton barındırıyor. Özellikle  metindeki Anlatıcı’nın kendinden emin tavırları, oyunda bu anlatıcıya  yönelik eleştirel bir tutum takınmamızı engelliyor. Özellikle tek  kişilik bir gösteride bu türden bir üslup, eğer oyunculukta da buna  ilişkin çözümler bulunamazsa izleyiciyle çok sorunlu bir ilişkiye neden  olabilecektir. Özgüven’in dili samimidir, okurla –tabiri caizse- kısa  sürede “senli benli” olur. Fakat okur olarak yazarın sizinle kurduğu bu  ilişkiyi bir derece yönlendirmek sizin elinizdedir; yani son kertede onu  kendi iç sesinizle okur ve anlatıcıyı kendinize dönüştürebilirsiniz.  Fakat bu hikayeler sahnede bir oyuncu tarafından oynanmaya başlandığında  aynı kontrolü sağlamak kolay değildir. Burada oyuncunun metindeki  “kendinden emin” tavırla ve Anlatıcının “kendisinden ziyade çevresini  eleştiren” haliyle hesaplaşması gerekiyor. Aslına bakılırsa bu tek  başına, oyunculukla halledilebilecek bir mesele değilmiş gibi görünüyor  bana. Başta da söylediğim gibi metne müdahalede bulunma ve belki birçok  yere eklemeler yapmayı da içine alan bir dramaturji gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt;...&lt;br /&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;i style=""&gt;Hiç Niyetim Yoktu&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;,  özetle, metinden kaynaklı bazı problemler sahnede çözülememiş olsa da  tiyatro dışı bir metnin sahneye aktarılması bağlamında ilginç bir deneme  olarak ele alınabilir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: right;" align="right"&gt;&lt;span style=""&gt;Oğuz ARICI – 29 Aralık 2010&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Oyun Künyesi ve Kadro&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Metin&lt;/span&gt;: Fatih Özgüven&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Oynayan ve Metin Düzenleyen:&lt;/span&gt; Baran Şaşoğlu&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yöneten ve Metin Düzenleyen: &lt;/span&gt;Süreyya Bursa&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Reji Danışmanı:&lt;/span&gt; Celal Mordeniz&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;hr width="33%" align="left" size="1"&gt;&lt;div id="ftn1"&gt;&lt;p class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;a name="_ftn1" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 14px; font-family: Calibri,sans-serif;"&gt;[1]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; Reşat Nuri Güntekin, &lt;b&gt;Tiyatro İle İlgili Makaleleri&lt;/b&gt;, Haz. Kemal Yavuz, MEB, 1976, s. 112,114,117&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id="ftn2"&gt;&lt;p class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;a name="_ftn2" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 14px; font-family: Calibri,sans-serif;"&gt;[2]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; A.g.e., s. 131&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4609223860409138271-5837110242656371852?l=hagaragort.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hagaragort.blogspot.com/feeds/5837110242656371852/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hagaragort.blogspot.com/2010/12/hic-niyetim-yoktu-bilgi-sahnesi_30.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4609223860409138271/posts/default/5837110242656371852'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4609223860409138271/posts/default/5837110242656371852'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hagaragort.blogspot.com/2010/12/hic-niyetim-yoktu-bilgi-sahnesi_30.html' title='&quot;Hiç Niyetim Yoktu&quot; - Bilgi Sahnesi'/><author><name>Oguz ARICI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16000488492103639630</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_dAVtFQ05lCI/SxrHSE7ei2I/AAAAAAAAG30/4eREQ4AaNug/S220/Wroclaw-5-12-2009-+188.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4609223860409138271.post-9062079164452005822</id><published>2010-04-06T01:42:00.003+03:00</published><updated>2010-04-13T13:21:20.370+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilgi Sahnesi'/><title type='text'>“ÇAĞRILMAYAN YAKUP” Çalışması Notları</title><content type='html'>Bilgi Sahnesi tarafından 2008 yazında çalışılan ve ekim ayında sahnelenen&lt;br /&gt;Edip Cansever’in “Çağrılmayan Yakup” adlı şiirinin çalışma süreci üzerine…&lt;br /&gt;Derleyen: BARAN ŞAŞOĞLU&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baran’ın ilk sözü:&lt;br /&gt;24 Ekim 2008.&lt;br /&gt;İstanbul Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampüsü BS2.&lt;br /&gt;Tanışma toplantısı.&lt;br /&gt;Sahnedeyiz.&lt;br /&gt;“Çağrılmayan Yakup”u gösteriyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Canberk’in dedikleri:&lt;br /&gt;2008 yazı İstanbul’da olamadığım için ya da olmadığım için şiir projesine dâhil olmamıştım. Henüz “Küskün Âşıklar” çalışmaları ve gösterimleri devam ederken, Baran rejisini kendisinin yapacağı Ahmet Telli’nin “Dövüşen Anlatsın” adlı şiirinden bir sahneleme yapmak istediğini ve okullar kapandıktan sonra başlamak istediğini söyledi. Şiiri okumuştum ve beğenmiştim. Baran’ın da etkilendiği ve sahneleme istediği uyandıran nokta ise şiirde birinci çoğul ağzından anlatılan mücadelenin ve sonuçlarının olmasıydı. Ben çalışmaların aşamalarını takip etmedim; ancak ortaya seyirlik bir şey çıkarmaktan çok, şiir üzerine çalışmak ve farklı bir şey deneyimlemek amacı ile yola çıkıldığını öğrendim. Farklı bir deneyim olduğu çok açıktı ve bana biraz zorlayıcı gözükmüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baran’ın dedikleri:&lt;br /&gt;Yaz çalışması olarak şiir projesini koyduk ortaya. İki nedenden dolayı heyecanlıydım. Birincisi, bu projede rejilik yapacaktım. İlk defa gerçek anlamda. İkinci neden ise bunun bir şiir projesi olmasıydı. Şiiri sahnede görselleştirmek fikri iki üç senedir kafamdaydı ve sonunda gerçekleştirebilmek için bir fırsat vardı önümüzde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baran’ın toplantı notu:&lt;br /&gt;03.07.08&lt;br /&gt;Celal’in de olduğu bir toplantı yapıyoruz sahne çalışmalarından önce. Ahmet Telli’yi inceliyor. Çok şairane diyor. Edip Cansever’i öneriyor. Biraz bozuluyorum; çünkü şairane şairliği eleştirirken kendi şiirlerime de laf gidiyor. Celal lafı oraya götürmüyor. Ben alıp çekiyorum.&lt;br /&gt;Sonuçta Edip Cansever’de karar kılıyoruz. Önce “Bezik Oynayan Kadınlar” şiirini okuyacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süreyya’nın toplantı notu:&lt;br /&gt;04.07.2008&lt;br /&gt;Celal’le toplanmamızın ertesi günü kendi aramızda yeniden toplanıyoruz. Celal’in önerisiyle şair seçimimizi gözden geçiriyoruz. Bu yüzden Edip Cansever’den Bezik Oynayan Kadınlar’ı okuyoruz, önce Doğa sonra ben. Bu şiiri ileride sahnede de deneyip vazgeçeceğiz, o an ısınıyoruz. Can şiir okuma yöntemini tartışmayı öneriyor, şiirin anlaşılıp anlaşılmaması üzerinden giden bir konuşma sonunda. Ruken ise şiiri algılamanın biraz da kişisel olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Kadın olarak, kadının dilinden anlatılan şiiri farklı anlamam, algılamam normal.” Ben ise yöntem belirlemek için önce şairi tanımamız gerektiğini söylemişim. (niye böyle dediysem?) Baran ise gözden kaçan önemli bir noktaya değinmiş: “Herkesin önünde kitap olsa daha rahat ederiz.” Şimdi bana pek de anlamlı gelmeyen yöntem tartışmasına yönelik en açıcı öneri bu olmuş galiba.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baran’ın çalışma notları:&lt;br /&gt;06.07.08&lt;br /&gt;İlk sahne çalışması.&lt;br /&gt;Hareket çalışmasında herkesin kendine ait hareketler zinciri olabilir. Ama çalışmada buna sığınmak, sınırı aşmak konusunda yardımcı olmuyor. O hareketlerle başlanabilir; ama o hareketlere sıkışıp kalmak yaratıcılığı engelliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;08.07.08&lt;br /&gt;“Bezik Oynayan Kadınlar”dan dağıtılan bölümleri herkes tek tek okudu. Yüksek sesle okumanın okuyan için faydası çok. Bazı kelimelere vurgu yaparak, ses değişkenlerini farklılaştırarak, metne farklı anlamlar vererek okundu.&lt;br /&gt;Doğaçlama çalışması için belli bir süre verildi. Kısıt iki hareket ve iki ses değişkeninden yola çıkılacak olmasıydı. Amacım makamlarla ile metni çizip sonra onları organikleştirmek.&lt;br /&gt;Süreyya’yı gösterimlerden sonra sahneye çıkarttım ve yaptığı hareketin tekrar edilebilirliğini değiştirdim . Olmadı. İstediğim gibi olmadı. Ne yapacağımı bilemedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ruken’in eklentisi:&lt;br /&gt;09.07.08&lt;br /&gt;Yönlendirme ve yönlendiren oyuncunun diğer oyuncuları kontrol edebilmesi ve aynı zamanda kendisinin de çalışmasının içinde olabilmesi sorunu üzerine konuştuk. Bunun üzerine herkesin bir çalışma yönlendirmesine karar verdik.&lt;br /&gt;Değişkenlere ilişkin ortak dilimizin ve anlayışımızın kaybolduğunu fark ettik uzun tartışma ve konuşmalardan sonra. Bunun üzerine gittik ve ortaklığı yakalayabildik belli bir oranda. Ama en iyi ortak dili ve anlayışı çalışırken sahne üzerinde oluşturabileceğimizi de gözden kaçırmamak gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süreyya’nın eklentisi:&lt;br /&gt;11.07.2008&lt;br /&gt;Hareket çalışması yapıyoruz. Ardından değişkenler ve uzamı algılamak üzerine bir çalışma yapıyoruz. Baran’ın bize verdiği uzam değişkenleri düzenli olarak birbiriyle kesişiyor. Bu arada da değişkenlerimizle oynuyor Baran.&lt;br /&gt;Doğa sahnede: Uzamı üçgen, merkez ise eller. Daha önce hazırladığı doğacını üçgen uzamına uyduruyor. Son çalışmada hazır olmayan şiirin son kısmını da az önceki uzam çalışmasında doğaçladığı haliyle kullanıyor.&lt;br /&gt;Baran, eliyle anlatma hareketini değiştirmesini istiyor. Ve doğacın bazı bölümleri için farklı değişkenler veriyor: ses şiddeti 1, hareket büyüklüğü 1, tempo 5, dışa dönüklük 3.&lt;br /&gt;“Özgürlüğüm beni tutsak düşürdü” bölümünde dışa dönüklük iç’ten normale aşamalı olarak dönecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baran’ın çalışma notlarının devamı:&lt;br /&gt;13.07.08&lt;br /&gt;Gruptaki “samimiyet”ten bahsettik. Samimiyetin, sene boyunca gruptaki her bireyin başka birey(ler)den rahatsız olduğu noktalarda susması, “aman arkadaşlığımız/güzel grup oluşumuz bozulmasın” nedeni ile susması anlamına gelmediği, aksine bunların grup içerisinde ne kadar konuşulduğu ile ilgili olduğunda ortaklaştık. Herkes tek tek özeleştiri ve diğerlerine yönelik eleştiri yaptı. Bu konuşma/tartışma/eleştiri durumu gruptaki bireyleri birbirlerine karşı daha açık/daha güven içinde olmalarına yöneltti diyebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14.07.08&lt;br /&gt;Doğa, Ruken ve Süreyya ile üçünün bölümlerine ayrı ayrı ve bölümleri birleştirerek çalıştık. Yönlendirdim. Her geçişi ben belirledim. Bu çalışma sonrası Süreyya kendilerinden bir şeyler katmadıkları için çok içine giremediğini söyledi. “Yol gösterici” dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18.07.08&lt;br /&gt;Doğaçlamaların gösterimine geçtiğimizde sahnede yapılanları gördükçe anlaşabildiğimizi, aynı dilden konuşmaya başladığımızı gördüm. Tabi ki daha başıydı ve kat edecek çok yol var. Ama “ortak dil” yakalamanın mutluluğu içindeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ruken’in çalışma notları:&lt;br /&gt;21.07.08&lt;br /&gt;Adem kendi bölümünü hazırladığı gibi gösterirken Can sahneye çıktı ve Adem’in 2 nokta olan uzamını kesecek şekilde yürüdü, koştu, hareket etti. Baran daha çok risk almalarını tavsiye etti. Daha sonra Süreyya, Doğa ve ben de katıldık Adem’in bölümüne. Baran’ın yönlendirmeleriyle daha çok risk almaya ve ortak nefes alma eklemeleri yapmaya çalıştık. Bu yönlendirmeler direkt ne yapacağımız ya da yapmamız gerektiği üzerine değil daha çok teşvik ve yardım ediciydi; ama yeterli karşılığı verebildiğimizi, yani karşılıklı diyalogumuzun sonucunun başarılı olduğunu düşünmüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;29.07.08&lt;br /&gt;Değişkenler üzerine daha sıkı çalışmaya başladık. Uzam çalışması bunun en önemlisiydi bence. Uzam artık bize daha çok şey anlatıyor, sahneyi kullanmak artık daha rahat ve daha çeşitli olacak gibi; çünkü sahnenin ve mekânın farkına vardık.&lt;br /&gt;Bu sefer Can’ın bölümü üzerine çalıştık. Uzam çalışmasındaki uzamlarımıza göre yürümeye başladık. Can’a nefes ve zıplamalarla eşlik ettik. Baran’ın yönlendirmeleri Can’a pek destek olmuyordu, kendinden bir şeyler katmıyordu. Daha sonra Süreyya Baran ile beraber Can’ı yeni bir şeyler bulabilmesi ve içimize sinmeyen yerleri değiştirebilmesi için yönlendirmeye başladı. Yönlendirmeler artık neyin yapılması gerektiğini doğrudan söylemeye bırakmıştı yerini. Ufak tefek problemler aşılarak, içimize sinmeyen yerler üzerinde uzun uzun durarak çalışmıştık. Elimizde harika şeyler yoktu; ama en azından şiiri sahneleme çabasına artık tamamen başlamıştık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süreyya’nın çalışma notu:&lt;br /&gt;07.08.2008&lt;br /&gt;Eray Canberk’in “A’dan Z’ye Edip Cansever” isimli kitabı elimize geçti. “İkinci Yeni” ve “Mısra İşlevini Yitirdi” kısımlarını okuyoruz, tartışıyoruz. Can, aynı kitaptan “Alışkanlık” bölümünü okuyor.&lt;br /&gt;“Mısra İşlevini Yitirdi” kısmını tartışmamız üzerine Edip Cansever’in “Tek Sesli Şiirden Çok Sesli Şiire” adlı yazısını okuduk (Dönem,1964).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Can’ın çalışma notu:&lt;br /&gt;1 Ağustos 2008'deki çalışmamızda Celal mahsulatımızı değerlendirirken aldığım notlar şöyle:&lt;br /&gt;— Hareket ve sesin bir araya getirilişi, formül olarak kendini belli ediyor. Bir düz matematik vardır, bir de yüksek matematik. Düz matematikten çıkmak için küsuratları ve belirsizlikleri de katmalısınız. Aksi takdirde otomasyon olur, ruh kaybolur. Hareketler ve jestler konuşmayla tam denk gelmemeli. Beklenmediklik ve tekrarlar katın. Koreografi tekrar ister. Bir şey söylersin, tekrar söylediğinde o bir dile dönüşür.&lt;br /&gt;— Sesler dışsal duruyor, söz ve ses uyuşmamış, bu çalışmada sesle ilgili araştırma yapın. Bir ritim çalışması gerekiyor.&lt;br /&gt;— İzleyici süreyi hisseder. Süre yaşamsallıkla ilgilidir. Süre ve zaman aynı şeyler değildir.&lt;br /&gt;— Bir problemi çözmek için formülü bulduğunu hissettiğinde ortaya yeni problem koy; bunun adı derinleştirmek. Sanat, insanın kendi kendine meydan okuyucu engeller koyup onları aşması olsa gerek.&lt;br /&gt;— Birkaç yerde doğru ritmi yakalamışsınız. Bir iç konuşma ritmi var. Anlamı tamamen bir kenara bırakıp ritimle çalışmalı. Kelime kendini tanıtır.&lt;br /&gt;— Seste de metni unutarak çalışmalı, melodiler olmalı.&lt;br /&gt;— Eski Ahit'in eski çevirisine göz atın, şiirseldir. II. Yeniler, Eski Ahit'ten etkilendiklerini söylemişlerdir.&lt;br /&gt;— Bu çalışmayı, şarkı, monolog, melodi, tempo araştırması olarak düşünün.&lt;br /&gt;— Hareketleri minimalize edin.&lt;br /&gt;— Devinim, ses ve sözü ayırın. Üçü birbirinden bağımsız; ama bazen kesişen kanallar halinde olmalı.&lt;br /&gt;— Herkes farklı bir şeyler yaparsa daha inandırıcı bir ortaklık olur.&lt;br /&gt;— Rüya ve sanat eseri arasındaki fark matematiğinin olmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süreyya’nın çalışma notu:&lt;br /&gt;26.09.2008&lt;br /&gt;Kamp sonrası ilk çalışmamız. Kadro değişiyor; Doğa ve Adem projeden ayrılırken Duygu ve Canberk çalışmalara dâhil oluyor. Dolayısıyla onlara aktarım yapıyoruz. Bu bir anlamda Celal ve Erdem’in uyarılarının tekrarı oluyor. Özellikle “Yüksek Matematik”le organikliği, insaniliği yakalayabileceğimizi vurguluyoruz.&lt;br /&gt;Ardından Çağrılmayan Yakup’u tekrar okuyoruz. Şiirin ne anlattığına, yani derdine ilişkin tartışma tahminimden çok daha kısa sürüyor. Canberk ve Duygu’yla aynı dili konuşmaya başladık bile. Çalışmayı ben yönlendiriyorum (sanırım Baran yakın bir tarihte İngiltere’ye gideceği içindi). Nasıl bir doğaç istediğimi anlatıyorum: tekrarları olan, mümkün olduğunca sade ve döngüsel.&lt;br /&gt;Isınmak için Can, Ruken, Canberk, Duygu sahneye çıkıyor. Kamp ve şiir çalışması arasında bir çalışma olduğundan alternatif yaratan bir çalışma olmasını istemişim. Hareket çalışması sürerken ısrarla “Her şey serbest!” diye vurguluyorum. Ancak uzamı bile değiştirmiyorlar. Can ve Canberk’in birtakım girişimleri oluyor ama cevapsız kalıyor. Bir süre sonra sıra dışı denemeler çalışmayı bölünce, ben de kesmeye karar veriyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Canberk’in aklında kalanlar:&lt;br /&gt;Benim için yeni bir başlangıçtı bu ve korkuyordum:&lt;br /&gt;Korkumu bir şekilde kendime kabul ettirdim. Belki olması gerektiğine inandırdım. Çünkü motivasyonum için gerekli kabullenmişlik ancak bu şekilde sağlanıyordu. Endişelerim, çalışmalardaki anlamlandırma çabası sayesinde biraz azalmıştı. Bir de eğer yeteri kadar yol alabilirsek tanışma toplantımızda çalışmanın sonucunu gösterecektik. Bu, haliyle biraz geriyordu beni.&lt;br /&gt;Çağrılmayan Yakup çalışmalarına neden katıldığımı tam anlamıyla bilmiyorum. Ya da yanıtını kendime söyleyecek cesaretim yok. Yapmak istediğim şeylerin sadece “yapmış olmak” isteğim yüzünden yapıyor olmaktan korkuyorum. Çabalama aşamasında değerini gittikçe yitiren şeyler, benim için sadece sonlandığında mı değer kazanıyor? Bu yüzden de dâhil olduğum şeylerin değerini azaltıyor olabilirim kendim için, en güzel kısmını tadamıyor olabilirim. Tabi bu en güzel kısmını tatma isteği de ayrı bir sorun.&lt;br /&gt;Anlamını yitiren kelimeler tanıdım:&lt;br /&gt;Çalışırken Erdem bize bazı söz öbeklerini çok tekrarlatarak bir çalışma yaptırmıştı. “Yusuf” ismini o kadar çok tekrar etmiştik ki, söylerken doğru ya da yanlış ayrımı yapamıyordum. Kısa bir şaşkınlıktan sonra tadını çıkarabilmiştim. Harikaydı. Sanki yeni bir kelime katılmıştı dile ve ben onun anlamını bilmiyordum. Anlam yok olmuştu, ifade ettiği şeyler -insan adı olarak- yok olmuştu. Tanıdığım harflerden, tanıdığım seslerden daha önce hiç duymadığım bir kelime oluşmuştu. Belki onun da bir anlamı vardı ve biz bilmiyorduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ruken’in çalışma notları:&lt;br /&gt;10.10.08&lt;br /&gt;Sadece şiirin 1. bölümü üzerine çalışacağız. Daha önce de konuşulduğu gibi ses – hareket ritminin farklı olması gerektiğini ve yaratacağımız tablolarda karşılıklı ilişkinin var olmasının önemini konuştuk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17.10.08&lt;br /&gt;Ritim üzerine çalışmaya başlamıştık. Ortaya çok kötü şeyler çıkardıktan sonra karışık ama daha sakin bir ritim çıkardık.&lt;br /&gt;Celal geldi. Çalışmalar ve proje üzerine konuştuk. Ve “biz bunları niye yapıyoruz?” sorusunu kaybetmenin verdiği ümitsizlik ve isteksizlik üzerine konuştuk. Bu soruyu kaybetmemek gerek. Cevabı bulmaktan çok, bu soruyu sorabilmek çok daha gerekli bence.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19.10.08&lt;br /&gt;Celal ile beraber nefes kontrolü ve gereksiz kasılmalarımı engellemek için çalıştık. Zorlandım. Doğru nefesi aldığım zaman daha iyi olduğunu fark edebiliyordum. Doğru nefesin karşındakinin seni görebilmesi ve onun seni görmesine izin vermen açısından önemli olduğunu konuştuk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21.10.08&lt;br /&gt;Celal zorlayıcı bir hareket ile daha iyi olabileceğini söyledi. Önce şınav pozisyonunda çalıştım, gerçekten çok daha farklı oldu. Daha sonra Erdem ile çalıştık ve zorlayıcı bir hareket bulduk. Galiba az da olsa iyi yönde değişmişti. Ama tabi ki yeterli değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baran’ın Celal’le çalışması:&lt;br /&gt;Celal’in üzerinde en çok durduğu şey, şiirlerin okunuş şekilleriydi. Şiirler, “şairane” değil, şiirin anlamına hizmet edecek şekilde okunmalıydı. Bunun için herkesle tek tek bölümlerini çalıştı. Bazen Celal söyledi, çalışan tekrarladı. Benim sıram geldiğinde ise bunun zor bir şey olduğunu gördüm. Şiirleri şairane yaşamaya alışmışım. Seslendirirken de bu alışkanlık yapıştı. Sonraları kırabildim yavaş yavaş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiiri okumayı hallettiğimi düşündüğüm bir çalışma başında Celal’e şiiri okudum ve ne düşündüğünü sordum. Bana “Enerji eksik” dedi. Dediği şey o anda bana çok soyut bir şeymiş gibi geldi. Sonuçta vücudun enerjisini anlayabiliyordum; ama sesin de mi enerjisi vardı? İlk düşündüğümde sesi vücuttan ayrı düşünmüşüm anlaşılan. Celal yerde şınav pozisyonunda durmamı söyledi. Bir süre öyle durdum. Ne kadar durdum bilmiyorum ama bana çok uzun geldi. Yoruldum. Ama bir yandan da yorgunluğumla mücadele ettim. Celal yeterli gördüğü yerde, şiiri okumaya başlamamı istedi. Ama tonlamalarda, eslerde vs bir değişiklik olmayacak dedi. Ben de okudum. Zaten uzun süredir şınav pozisyonunda durmanın yorgunluğu ve zorluğuna bir de şiir okumak eklendi. Şiiri okumam bitince Celal “Farkı fark ettin mi?” diye sordu. Belki de yorgunluğumdan ve zorlanmamdan dolayı bir şey hissetmemiştim. Hemen bitsin de istememiştim tabi. Hakkını verdiğimi düşünüyordum. Sonra Erdem’le birlikte bunun üstüne çalıştık. İlkin parmaklarımın ucunda, ama kafamın yüksekliği hiç değişmeyecek şekilde ve küçük adımlar atarak yürüdüm. Uzun uzun. Erdem bir yerden sonra önüme geçip beni yönlendirmeye başladı. Biraz daha yürüdüm. Uzun uzun. Erdem “Bölümünü oku” dedi. Yürüyüşü hiç bozmadan şiiri okumaya başladım. Yaklaşık 20–25 dakika hiç dinlenmeden bu şekilde yürüdüm ve şiiri okudum. Kısa bir dinlenmeden sonra yeniden aynı şey. Daha sonra topluca akış alırken Celal’e gösterdim. Celal bu yürüyüş yerine yine beni yoracak başka bir yürüyüş önerdi. Onu denedim. Gösterim de dâhil olmak üzere hiçbir zaman bu yürüyüşü becerebildiğimi düşünmüyorum. Bu yürüyüşü beceremeyince şiiri de istediğim ve olması gereken “şairanelikten” uzak bir şekilde okuyamadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duygu’nun gösterim anlatısı (özet):&lt;br /&gt;İlk bölüm Süreyya’nındı. O şiiri okurken biz de ortak bir duruş (sadece kalçamızın yere değdiği ayaklarımızın ve sırtımızın yere yaklaşık 45 derecelik açı ile durduğu duruş) almıştık ve belirli yerlerde Süreyya’ya katılıyorduk. İlk bölüm bittikten sonra nefes sesiyle karışık bir ritim yapıyorduk, belirli yerlerde yere yatıp tekrar kalkıyorduk. Canberk ayağa kalkıp sahnede koşup duruyor ve bölümündeki sözlerden birkaçını anlamsızca sıralıyordu; biz kısık sesle ritme devam ediyorduk. Canberk koşmayı bitirip şiirini tamamen okumaya başladığında ayağa kalkmaya başlıyorduk. Biz ortak duruşu aldığımızda Canberk’in bölümü bitmiş oluyordu ve Can yerinde koşmaya ve daha sonra söze başlıyordu. Biz de Can’a küçük hareketlerle eşlik ediyorduk. Can’ın bölümü bittiğinde ben o küçük harekete devam ederek yarım dakika sonra yürümeye başlıyordum. Diğerleri benim yürüme ritmimle kendilerine nefes ritmi oluşturuyorlardı. Ben öne doğru gelip şiirin bir iki dizesini söyledikten sonra duruyordum. Bir süre sonra dönüp yana doğru yürürken bir yandan da şiiri söylüyordum. Bir süre sonra durup şiiri söylüyordum ve bu şekilde bitiriyordum. Daha sonra Ruken, önce uzak doğu dövüşçülerini andıran hareketine ve sonra söze başlıyordu. Biz sadece yerimizde duruyorduk, daha sonra nefeslerle ritme başlıyorduk. Herkesin belli bir sırası vardı. Ruken’den sonra Baran söze başladığında biz hareket ve nefesle devam ediyorduk. Baran’ın şiirinin bir yerinde sesi kesiyorduk, bir süre sonra hareketi de bitiriyorduk ve ilk baştaki duruşumuzla bir fotoğraf veriyorduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baran’ın son sözü:&lt;br /&gt;Edip ansever’i tanıdık. Çok düşündüm yeniden şiir üzerine, şiiri anlamak üzerine.&lt;br /&gt;Reji faaliyetinin zor olduğunu gördüm. Oyunculuğun zor olduğunu gördüm. Hareket, ses, nefes, metin; hepsinin ayrı ayrı önemini, ayrı ayrılıklarını ve birleştirme biçiminin (yani kurgunun) değerini anladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilgi Sahnesi “Yakup Künyesi”&lt;br /&gt;sahne ekibi:&lt;br /&gt;Duygu Akmeşe**&lt;br /&gt;Süreyya Bursa&lt;br /&gt;Adem Demirci*&lt;br /&gt;Ruken Gülağacı&lt;br /&gt;H. Canberk Karaçay**&lt;br /&gt;Doğa Göçük*&lt;br /&gt;Baran Şaşoğlu&lt;br /&gt;C. Can Yusufoğlu&lt;br /&gt;reji ekibi:&lt;br /&gt;Celal Mordeniz&lt;br /&gt;Erdem Şenocak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Kamptan önceki çalışmalara katıldılar.&lt;br /&gt;** Kamptan sonraki çalışmalara ve sahnelemeye katıldılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;i. Bilgi Sahnesi’nin 2007–2008 sezonunda sahnelediği Molière oyunu&lt;br /&gt;ii. Makam tekniğindeki hareket ve sesin bağımsız temel özelliklerini belirleyen değişkenler&lt;br /&gt;iii. Makam tekniği olarak sözünü ettiğimiz şey, Celal Mordeniz’in Laban’dan esinlenerek geliştirdiği ses ve hareket çalışması tekniğidir. Müziğin kağıda dökülebilmesi gibi hareketin de kağıda dökülebilirliği fikrinden doğmuştur. Bu biçimde, hareketin birbirinden bağımsız temel özellikleri ve bu özelliklerin dereceleri belirlenir. Oyunculardan bu özellikler çerçevesinde hareket etmesi beklenir.&lt;br /&gt;iv. Hareketin bağımsız temel özelliklerinden birisi olan “tekrar edilebilirlik”. Basit ve karmaşık arasında derecelendirilir.&lt;br /&gt;v. Makam yöntemindeki hareketin bağımsız temel özelliklerinden birisi&lt;br /&gt;vi. Makam yöntemindeki hareketin bağımsız temel özelliklerinden birkaçı&lt;br /&gt;vii. Edip Cansever’in “Bezik Oynayan Kadınlar” şiirinden bir bölüm&lt;br /&gt;viii. “Dışa dönüklük” özelliği iç, normal ve dış olarak derecelendirilir.&lt;br /&gt;ix. Bilgi Sahnesi ve İTÜ Sahnesi’nin birlikte yaptığı Celal Mordeniz ve Erdem Şenocak’ın çalıştırıcı olarak katıldığı 2008 yazında Bodrum, Gümüşlük’te gerçekleştirilen tiyatro kampı&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4609223860409138271-9062079164452005822?l=hagaragort.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hagaragort.blogspot.com/feeds/9062079164452005822/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hagaragort.blogspot.com/2010/04/cagrilmayan-yakup-calsmas-notlar_06.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4609223860409138271/posts/default/9062079164452005822'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4609223860409138271/posts/default/9062079164452005822'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hagaragort.blogspot.com/2010/04/cagrilmayan-yakup-calsmas-notlar_06.html' title='“ÇAĞRILMAYAN YAKUP” Çalışması Notları'/><author><name>Celal Mordeniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02406079682921185986</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_R-RGJHNzG0g/S0To61EoqYI/AAAAAAAAGMY/TBTVHqQR1bE/S220/Resim+099.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4609223860409138271.post-5358566243146881329</id><published>2010-04-06T01:10:00.002+03:00</published><updated>2010-04-06T01:12:51.050+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tiyatro Kampı'/><title type='text'>Gümüşlük Kampı Üzerine(1) - Doğu Can</title><content type='html'>Oyunculuğun bir takım zırhlardan ibaret hale geldiği, oyuncunun kendi özünden mahrum kaldığı ve oyunculuk temrinlerinin içi boşalmış tekrarlar haline dönüştüğü bir dönemde, birçok atölye çalışması da doğal olarak bu eğilimden besleniyor ve sonuçta bir futbolcu idmanına ya da çoğu kez boş zamanları doldurmak için gidilen “kurslara” dönüşüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahnede kendini açığa çıkaramayan, tamamen dışsal ve şekilsel olanla yetinen oyuncu elbette ki içselleştirebileceği çalışmalara ihtiyaç duymayacaktır. Oynadığı oyunda, dizide… daha rahat olmasını sağlayacak bir takım zırhlara ihtiyaç duyacaktır. Bazı atölye çalışmaları tam da bu zırhları oluşturmak için gereken şeyi karşılayabilmek üzere şekillendirilmektedir. Bu tarz atölye temrinleri, Stanislavski’ nin “makinemsi oyuncu” diye tanımladığı oyuncular tarafından bir aksesuara dönüştürülürler ve çoğu kez teşhirci bir biçimde sergilenerek sahnede sahte bir ışıltıya vesile olurlar. Bu tip bir oyunculuğu mekanik bir kolla özdeşleştirebiliriz. Bu kol ilerleyen tekniklerle daha fazla hareket edebilir, daha çeşitli kombinasyonlar üretebilir fakat asla gerçek bir kolun sınırlarına ve organikliğine yaklaşamaz. Son kertede hiçbir şey hissedemez. Kamp ile sıradan bir atölye çalışması arasındaki farkı bu karşıtlıkla açıklayabileceğimi düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle kampta farklı bir kamusal alan yaratma çabası içinde olduğumuzu söyleyebilirim. Bu durum kamptaki tartışma ve eleştiri üslubunun biçimi ile açıklanabilir. Bu üslubun bir sonucu olarak da kamp sürecinde ve sonrasında grup üyeleri, geçmişe yönelik sorun tespitlerinin yanı sıra kişisel bir değişim ve birçok konuda biliniçlenme yaşadı. Bu noktada kamp, bizim için salt teknikten ibaret “mekanik bir kol” değil, yaşayan ve canlı bir organ oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antik Yunan’daki agorayla yaratılan kamusal alandan, günümüz siyaset anlayışına gelene kadar tartışma anlayışı oldukça farklı bir nitelik kazanmıştır. Günümüzde hakikatin varlığının tartışılması gerçek bir tartışmanın önüne geçmektedir. Gökhan Özgün bir yazısında bu durumu şöyle açıklıyor: “Ülkemizde farklı fikirde olanların tartışması beklenir. Halbuki farklı fikirlerin tartışması tartışma değil münazaradır. Münazara bir tartışma değil, tartışma üslubuyla idrak edilen bir siyasi propaganda yöntemidir. Münazara üçüncü kişileri yani münazarayı izleyenleri varsayar. Ve bu izleyiciler arasından kendisine taraftar çekmeyi amaçlar. Yoksa bir yerden bir yere gitmeyi değil.”  (2. http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=225654?ref=Guzels.TV ) Bir gerçeği tartışmak çoğu kez onun var olup olmadığı tartışmasının gölgesinde kalmaktadır. Varlık ve yokluk üzerine yapılan bir tartışma da asla gerçeğe tekabül edemeyecektir. Hakikatin varlığını tartışan biri asla kendini açık etmeyecektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durum göz önüne alındığında, Bilgi Sahnesi, İtü Sahnesi ve Seyyar Sahne’nin ortak tınılarının oluşu, ortak bir hakikat oluşturma veya varolan hakikat üzerinden tartışabilme hali, kendini açık etme sürecinin önünü açmaktadır. Eleştiri ancak nihayetinde bir eylem başlatıyorsa anlamlıdır. Eleştiren kendisini açık etmeden, kendisini ortaya koymadan eleştiri yapıyorsa bu durum bizi  bazı şenliklerde görülen “fuaye etkinliğine” sürükler: Ortada herkesi teğet geçen eleştiriler vardır ve bu eleştiriler ancak çürütülmek suretiyle kabul edilir. Bu tutum biraz da yaşadığımız coğrafyadan ileri gelmektedir. Mahrem duygusu acı bir biçimde düşünceye sıçramıştır. İlkokulu bitiren her çocuğun düşüncesi net ve mahremdir. “Bu da benim fikrim” söylemi adeta bir zırhtır ve oraya müdahale girişimi yatak odasına “dalma” etkisi yaratır. Değişim ya kişiliksizlik, ya etkilenme ya da “beyin yıkama” olarak adlandırılır. “Sen beni değiştiremezsin” zırhı tartışma üslubumuzun tıkanmasına yol açar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kampta yakalanan durum ise yukarıda bahsettiğim engeli ortadan kaldırma durumudur. Yakalanan ortak tını da bundan ibarettir. Eleştiri ve tartışma o yüzden değişimin başlatıcısıdır. Eleştiri yıkımı da, yıkıcılığı da tetikleyebilmeli teğet geçmemelidir. Değişim ancak bu sayede mümkün olabilir.&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;Kampın gruba aktarım sürecini ele alırken fiziksel çalışmaların ve tartışmaların aktarımlarını farklı  yorumlamak gerekiyor. 2007 ve özellikle 2008 yılında yapılan kampın ardından dilimize pelesenk olan “deneyim aktarımı” söyleminin bir yönteme oturtulması gerektiğini hissetmiştim. Bu bağlamda iki kamp süreci de (2008 yılındaki kampa katılamadım.) farklı tespitler yapmama neden oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2007 Gümüşlük kampında yaptığımız çalışmalar, bir sonraki yıl eğitim çalışmalarının ve prodüksiyonun temelini oluşturmuştu. Hatta Gergedanlar ( İtü Sahnesi’nin 2008 sezonunda sergilediği oyun.) oyununda, kampta yapılan bazı çalışmaların kullanıldığını söyleyebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kamp sonrası, kampa katılanlar ve katılmayanlar arasında ortak bir tını oluşturulmasına ihtiyaç duyuluyor. Daha önceki ortak “tını” büyük ölçüde kaybediliyor ve tekrar oluşturulması gerekiyor. Bu bağlamda 2008 Gümüşlük kampı, Gergedanlar oyunu sonrası grup tarafından üretilen eleştirilerin somutlaşmasına vesile olmuştur. Grup, bu eleştirileri tartışmadan ilerleyemez duruma gelmiştir. İşte bu noktada yapılması gereken buradan çıkacak olan enerjinin doğru kullanılmasıdır. Yaptığınız eleştiriler cisimleştiğinde onları yanınızda taşıyamazsınız. Eleştirileri çürütmek ya da eleştirilerden bir yapı kurmak zorundasınızdır. Kamptaki eleştiri üslubunun sene içinde sıklıkla yaptığımız veya bazı şenlik fuayelerinde sıkça karşılaşılan “ arınma “ halinden farkı buradadır. Kendinizi açık edebildiğiniz ölçüde eleştiriler teğet geçmemeye başlar. Eleştirileri sonradan çürütmek üzere kabullenme durumu da ortadan kalkar. Artık huzursuzsunuzdur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan kamp ne bir tekrar, ne bir atölye ne de bir toplanmadır. Bu anlamda kamp yapıldığı mekan, zaman ve koşullardan ayrı düşünülürse ya kendisinin ölü bir tekrarı olarak kalacaktır ya da içeriği boşalacaktır. Bu durum göz önüne alındığında kamptan sonra gruba aktarılması mümkün olmayan deneyimlerin olduğu aşikardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2008 Gümüşlük kampı süresinde yapılan dağ yürüyüşleri bu görüşümün oluşmasına sebep olmuştu. Bu kampa katılamamıştım ama yapılan çalışma ve yürütülen tartışmalardan her gün haberdar olmaya çalışıyordum. Fakat yapılan dağ yürüyüşleri, zaten yürümeyen bu haber alma yöntemimin sonunu getirmişti. Bu yürüyüşler öncelikle mekana, o anki ruh haline ve kişiye ait içsel deneyimlerdir. Aktarımı kolay değildir, en fazla yapılan tartışmaların aktarımı olabilir. Dışarıdan bir göz olarak bu çalışmanın kişinin durabilme, sabredebilme ve en önemlisi yürüyüşü çevresiyle beraber yapabilme yetisini sınadığını söyleyebilirim. Richard Sennett’ in de bahsettiği gibi “ … Böylece mekan salt hareket amacının aracı haline gelmiştir – artık kent mekanlarını onların içinde araba kullanmanın, onlardan çıkmanın ne kadar kolay olduğuna bakarak değerlendiriyoruz. Bu hareket güçlerine esir olmuş kent mekanının görünüşü zorunlu olarak nötrdür. Kent mekanı salt hareketin bir işlevi haline geldikçe, kendi içindeki uyarım kapasitesini de yitirir; sürücü mekanın içinden geçip gitmeyi ister, onun tarafından uyarılmayı değil.” Bu yüzdendir ki dağ yürüyüşlerinde çoğu kimse müzik dinleme veya konuşma ihtiyacı hissediyor. Çevre görmezden geliniyor ve yolculuk anlam kazanmakta zorlanıyor. Çünkü yürümek doldurulması gereken bir etkinlik haline geliyor. Çevre de yürüme gibi, kat edilmesi, bitirilmesi gereken bir araca dönüşüyor. Asla yalnız varolamıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumun teatral karşılığı ise hareketin ve insanın kendini açığa çıkarma çabasının oyunculukta önemini kaybetmesi ve nötr bir konuma gelmesiyle açıklanabilir. Sahnede “durmak” işte bu yüzden zordur. Seyirci karşısında durmak, tiplemenin koruması altındaki insanı ortaya çıkarabilir ve bu çoğumuz için korku vericidir. Şehir, yolculukta nasıl nötr bir etkiye sahipse ve bu şekilde kurulmuşsa, tiyatroda da hareket ve insani öz  o derece nötr konuma gelmiştir. Oyunun ve tiplemenin düzgün akışı için öz ve hareket mümkün olduğunca etkisizleştirilmektedir. Bu engeli kırabilmenin, oyuncunun kendini açığa çıkarabilmesinin yolu, kampta özellikle dikkat ettiğimiz tartışma ve çalışma üslubundan geçmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;1.Seyyar Sahne, İtü Sahnesi ve Bilgi Sahnesi’nin 2007-2008 yıllarında Gümüşlük Akademisi’nde yaptığı tiyatro çalışması kampı.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4609223860409138271-5358566243146881329?l=hagaragort.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hagaragort.blogspot.com/feeds/5358566243146881329/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hagaragort.blogspot.com/2010/04/gumusluk-kamp-uzerine-dogu-can.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4609223860409138271/posts/default/5358566243146881329'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4609223860409138271/posts/default/5358566243146881329'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hagaragort.blogspot.com/2010/04/gumusluk-kamp-uzerine-dogu-can.html' title='Gümüşlük Kampı Üzerine(1) - Doğu Can'/><author><name>Celal Mordeniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02406079682921185986</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_R-RGJHNzG0g/S0To61EoqYI/AAAAAAAAGMY/TBTVHqQR1bE/S220/Resim+099.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4609223860409138271.post-5342433901383004128</id><published>2010-03-27T00:31:00.002+02:00</published><updated>2010-03-27T00:33:44.667+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilgi Sahnesi'/><title type='text'>Bilgi Sahnesi Ritm Atölyesi - Süreyya Bursa</title><content type='html'>Bilgi Sahnesi 2009 yazında beden perküsyonu üzerine çalıştı. Bu çalışmaya gruptan beş oyuncu, Baran, Bahadır, Duygu, Canberk ve Ben katıldık. Ritm konusunda yardımcı olmak üzere Cümbüş Cemaat’in yanı sıra Sesler ve Düşler grubunun da perküsyoncusu ve aynı zamanda Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde araştırma görevlisi olan Onur Yusufoğlu da çalışmalarımıza katıldı. Yazı, çalışma sürecinde tuttuğum notların derlenmesinden ibarettir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;                                                                                                                             07.07.2009&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İLK ÇALIŞMA&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Beden perküsyonuna ayırdığımız yaz sürecinin ilk çalışması. Ve ilk defa grup dışından biriyle çalışıyoruz. Onur, ritim konusunda yetkin ve performans-ritim ilişkisini araştırmak isteyen biri. Beni grup dışından biriyle çalışmaya ikna eden de onun araştırma hevesiydi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Onur’un hazırlıklı geldiği belli; hemen tahtaya ritim ölçüleri yazdı. Açıklamalar yaptı. Yazdığı ritimleri çaldı. Akabinde beraber çalmaya başladık. Onur basları ayaklarımızla, tizleri ise ellerimizle vurmamızı istiyordu. Bu noktada çok zorlandım. Üst ve alt bedeni ayıramadım. El ve ayaklarım hep aynı anda vurmak istiyordu. Çok kolay ritimlerden başlamıştık ancak yapamadım. Yapamadıkça kasıldım, kasıldıkça yapamadım. Tiyatroya başladığımda da böyle olmuştu ve bir sene atamamıştım kasılmamı. Bir kere rahatlasam gerisi gelecekti. Bu tecrübemi hatırlamam (ve ritimlerin kolaylığı) faydalı oldu. Çalışmanın sonunda ritimleri çalabildim.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;                                                                                                                     08.07.2009&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İlk çalışma nasıl ilerlememiz gerektiğine dair bazı ipuçları verdi: bol esli ritimlerle çalışmanın daha faydalı olacağını, sesin yankı yapmadığı geniş alanlarda çalışmamız gerektiğini gördük. Bir de fiziksel olarak tahminimizden fazla zorlandık. Sakatlık çıkmaması için iyi ısınmamız gerekiyor. Onur’un talebi doğrultusunda Baran, içinde ritim barındıran bir hareket çalışması hazırlamış. Daha önce de ritim odaklı hareket çalışmaları yapmıştık ama hiçbirinde ritim vurgusu bu çalışmadaki kadar net değildi. Ayaklarımız metronom görevi görüyordu, dolayısıyla düzenli aralıklarla yere basmak zorundaydık. Üst bedene ait bir ritmimiz vardı. Yani üst bedenin de belli anlarda, tıpkı ayaklar gibi, belli vuruşlar yapması gerekiyordu. Bu sınırlar içinde özgürdük. Örneğin yürümek yerine ölçüye uygun şekilde zıplayabiliyorduk. Ya da vuruşları imgelem yoluyla anlamlı hale getirebiliyorduk (sinek kovalama vb…). Bu tip çalışmalara devam edeceksek, benzeri bir çalışmada daha önce hiç bulunmamış olan Onur’u da dâhil etmenin yollarını aramak zorundayız. Ritim vurgusu çok güçlü bir çalışma olmasına rağmen Onur’un dâhil olmakta zorlandığını sezdim.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Hareket çalışmasının ardından bol esli ritim ölçüleriyle çalıştık. Tahmin ettiğimiz gibi zorlandık. Özellikle 8/8lik üç ölçüyü ikişerli üç gruba paylaştırıp çalmaya çalıştığımızda ritimleri sık sık kaçırdık. Biraz üstüne gidince, sanırım ritimleri ezberlediğimizden, kaçırmamaya başladık. Ardından gruplar birbirlerinin ritimlerini çaldı. Bu noktada özellikle bir ölçüden diğerine geçerken çok zorlanıyorduk. İkinci ölçünün ilk vuruşlarında genellikle acele ediliyordu. Ardından da tüm ritim kayıyordu. Çalıştıkça bunu da aştık. Sonra seçtiğimiz bir ölçüyü üç kere çalıp, dördüncü ölçüyü tek kişiye solo yapması için boş bıraktık. Burada ölçünün ilk vuruşunda acele etme problemiyle daha az karşılaştık. Ancak farklı sorunlar yaşadık. Doğaçlanan sololar 8/8lik ölçüye sığmayıp, sarkıyordu. Bu problemin üstüne gitmek için hata yaptıkça baştan aldık. Hatalar azaldı. Çalışmayı bitirdik.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İlk iki çalışma üzerine: Hala ritmi öğrenme aşamasındayız. Beden perküsyonuna geçemedik. Bu da şu aşamada bir sorun değil. Zaten bu kadar çabuk geçmeyi beklemiyorduk, hatta ilk haftayı sadece ritim eğitimine ayırmıştık. Hem alt ve üst bedeni ayırma konusunda yol kat etmemiz beden perküsyonunda kolaylık sağlayacaktır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Yaptığımız iki çalışma bana cesaret verdi. Çünkü ritmin çalışılarak öğrenilebileceğini gördüm. Sadece ritim duygusuna bağlı değilmiş. Sıkı çalışırsam/çalışırsak yapabiliriz. Bu yüzden sadece çalışmalarda değil, çalışma dışında da ritim çalışmam gerekiyor. Darbukayı elimden bırakmamalıyım. Ve çalışmada zorlandığım ritimleri evde de çalışmalıyım. Bunu yaptım ve faydasını gördüm. Sadece ben değil Hakan da gördü. Bugün iki saat erken geldi ritim çalışmak için. Çalışmada ritimleri çalabilir duruma gelmişti.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ritim öğrenme konusundaki korkularım yok oldu ancak beden perküsyonunda nasıl yol alacağımızı hala bilmiyorum. İşin kötüsü hiçbirimiz bilmiyoruz. Ritimleri doğru yapsak da vücudumuza vurarak çıkardığımız sesler kulağa kötü geliyor. İzlediğimiz videolarda vücuttan gelen sesler daha temizdi. Bir yerlerden eğitim cdleri edinmeliyiz bir an önce. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;                                                                                                                                                            11.07.2009&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Çalışma öncesi düşünceliyim. Ritim eğitimi devam ediyor, yani bugün ve yarın da ritim öğrenmeyi sürdüreceğiz. Ancak sonrası çok belirsiz. Vücut perküsyonuna nasıl çalışacağımızı bilmiyoruz, öğrenmeye dair somut adımlar da yok; ne eğitim cdsi aldık ne de bu alanda çalışmış biriyle görüştük. Baran’la konuştum çalışma öncesi, o da düşünceli. Toplantı yapmamızı önerdi. Benim de aklımdan geçen buydu.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bahçede yaptığımız toplantıyla başladık çalışmaya. Anlaşılan o ki Onur ve Bahadır da toplantı yapmak niyetindeymiş. Buna sevindim. Tek düşünen ben değilmişim. Sene içinde pek olmazdı bu. Ritim eğitimine biraz daha devam etmemiz gerektiği konusunda hemfikiriz. Devamı konusunda herkes fikrini paylaştı. Herkesin Yakup’a çalışmak istediğini öğrendim. Geçen yaz çalışmasında sahnelediğimiz bir şiirdi Çağrılmayan Yakup. Yedimizden dördü (Duygu, Baran, Canberk ve ben) önceki projede yer almıştı. Bahadır ve Hakan izleme fırsatını bulmuştu. Onur ise cd kaydını izlemiş, beğenmiş. “Bunu yapalım, hem deneyimlisiniz. Önceden yapılmış bir şey yol gösterici olabilir” dedi. Buna varım. Ancak sadece Çağrılmayan Yakup çalışmak öncekini yapmak olur. Öncekinin daha ötesinde, daha zorlayıcı bir şey yapmak gerekiyor. Bu yüzden vücut perküsyonunu da işin içine katmayı önerdim. Başta istediğim desteği alamasam da grubu ikna etmeyi başardım. Nihayetinde vücut perküsyonunu da dahil ederek Çağrılmayan Yakup metnine çalışmaya karar verdik. Onur da sahnede yer alacak, bu konuda da hevesli. Sahnede yer alması bizi de rahatlatır. Çünkü başka bir çalışma modeli denemedik daha önce. Yani sadece ritim eğitmeni gibi bir rol ile Bilgi Sahnesi’nde var olabilir miydi bilemiyorum.&lt;br /&gt;             &lt;br /&gt;Bugün aksak ritimlere geçtik: 7/8, 9/8. Alt ve üst bedeni ayırma sorunumda yol aldığımı fark ettim. Yazılan ritimleri kolayca çalabildim. Sanırım zor kısmı aşıyorum.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Çalmakta en çok zorlandığım ritim Onur’un iki tane ‘düm’ vurgusunu silip, yerine es koyduğu 7/8lik ritimdi. Esli çalışmak her zaman daha faydalı. Ritmin vuruşlarını, ritmin uzunluğunu, temponun nasıl ayarlanacağını en iyi bu esli çalışmalarda anlıyorum. Sürekli vuruşları olan ritimler kolayca ezberlenebiliyor. Esli ritimlerde ise metronomu hissetmek zorundayız. Dolayısıyla daha zorlayıcı ve daha eğitici.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Çalışmanın sonunda 7/8lik bir ritmin vuruşlarını paylaştık. Ritimli uyum çalışması diyebiliriz bu çalışmaya. Çağrılmayan Yakup’u sahneleme niyetinde olduğumuza göre bu tip uyum çalışmalarına daha çok zaman ayırmak zorundayız.      &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;                                                                                                                                14.07.2009&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Çalışmaya nasıl başlayacağımız konusunda kararsız kaldık. Araştırma sürecindeyiz, dolayısıyla çalışmalarımız alıştırma değil araştırma şeklinde geçmeli. Daha önce yapmadığımız türde çalışmalar da araştırma sürecinin ürünleri ya da araçları olarak ortaya çıkmalı. Lakin beşinci çalışmadayız ve kendimizi tekrarlıyoruz. Gelen çalışma önerileri de daha önce yaptıklarımızı tekrar etmek üzerine. Bir noktada karşılaşmak zorunda olduğumuz bir sorun bu. Araştırma sürecinin parçası olarak görüyorum.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kendimizi tekrar etmemizin sebebi ritme tiyatroya yaklaştığımızdan farklı yaklaşmamızdan kaynaklanıyor. Bilgi Sahnesi’nde oyuncu çalıştırıcısıyla birlikte öğrenen, araştıran kimsedir. Yaz çalışmasının katılımcıları olarak bizler ise Onur’la kurduğumuz öğretmen-öğrenci ilişkisi dolayısıyla araştırmayan, öğrenen kimseleriz. Bunu kırmamız şart. Bu noktada sene içi çalışma yöntemlerine dönülmeli. Oyuncunun yalnız kaldığı, bir şeyler yaratmak zorunda olduğu çalışmaları tercih etmeliyiz. Yaratma yükümlülüğü bizi pasif-öğrenci konumundan kurtaracaktır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;                                                                                                                          18.07.09&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bugün Cieslak’ın Odin Teathre’da iki öğrenciyle yaptığı çalışmaları izledik. Bizim yaptığımız hareket çalışmalarının benzeri şeyler yapıyorlardı. Hatta Erdem’in yaptığı  bazı hareketleri Cieslak’tan gördüğünü farkettim. Biz de Erdem’den görüp aynı hareketleri kullanmıştık. Fakat Cieslak farklı yapıyordu. Daha doğrusu aynı hareketi farklı icra ediyordu diyebilirim. Grotowskinin hep vurguladığı “hareketi omurgadan yapmak”, “hareketi pelvis bölgesine yakın bir enerji noktasından başlatmak” neymiş gördüm. Çok heveslendim önümdeki hareket çalışması için. Aynı Cieslak gibi yapmak istedim. Hiçbir şey yapmasa da, yaptığını izletiyordu.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;                                                                                                                                      19.07.09&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;         Uzun süredir ritimle başlıyorduk, bugün hareket çalışmasıyla başladık. Ritimi dahil etmeyi denedik hareket çalışmasına. 8/8lik ölçüyü içimizden takip edip, sekizinci vuruşa alkışla eşlik edecektik. Yapamadık. Hem ritmi takip etmek, hem de hareket çalışması yapmak son derece zor. Zorlayan şey alışkanlıklarımız olabilir mi diye düşündüm. Daha doğrusu alışmamamız olabilir miydi? Belki bu da ritmi öğrenmek gibi bir süreçti. Nasıl ki ritim çalışmaya başladığımızda zorlukları çalışarak aştıysak, alt ve üst bedeni uyumlu kullanma alışkanlığımızı çalışarak aştıysak, hareket çalışması esnasında farklı bir kanaldan ritmi takip etme konusundaki beceriksizliğimizi de çalışarak aşabilme ihtimalimiz mevcuttur belki. Ama emin olamıyorum. Çünkü üst-alt beden uyumsuzluğunu(belki buna eşgüdümsüzlük de diyebiliriz) sağlamak, sonuç olarak bizi seslerden oluşan mantıklı bir bütüne, bir uyuma, yani çaldığımız ritme götürüyordu. Belki de sonuç, yani çaldığımız anlamlı ritim sayesinde alt-üst beden eşgüdümsüzlüğüne uyum sağlayabildik. Ancak yukarıda anlattığım hareket çalışmasında tek amacımız ritmi saymak. Yani metronom olmak. Bu da hatalı bir yaklaşım olabilir. Elbette hareket çalışması bir amaca yönelmemeli, ancak kısıtlamalara ya da bir sonuca yönelebilir. Ve bu sonuç ya da kısıtlama sadece sonuç veya kısıtlama hatırına da olsa bir anlam ifade etmeli. Yerden ses çıkarmama, nefes sesi çıkarmama gibi kısıtlar bahsettiğim anlam ifade eden kısıtlara örnek teşkil ederler. Daha önce yaptığımız müzikli hareket çalışmasını sonuca yönelen çalışmaya örnekleyebilirim. Çalışmaya içeriden(oyuncunun icrasıyla) ya da dışarıdan dahil olan müziğin yardımıyla oyuncunun belirlediği anlarda yine kendi belirlediği hareketleri yaptığı bir çalışmaydı bu. “Sonuç” olarak, şarkının her tekrarında aynı hareketleri yapan oyuncuları izliyorduk. Kısacası bir sonuç elde ediyorduk, ama amacımız örneğin klip çekmek değildi. Metronom olmaktan öte bir çalışmayla dahil edilmeli ritim.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ritmin oyuncunun performansındaki yeri üzerine: Ritimle kompozisyon yapmak vardı aklımda ama arada yaptığımız tartışmadan hareketle başka bir çalışma yaptık. Basit bir eylemin sadece ritmini değiştirerek alacağımız sonuca, çıkacak etkiye bakmak istedik. İki kişinin karşılıklı yürüyüp, yan yana geçtikten sonra birbirlerine bakmasını eylem olarak seçtik. Üç gruba ayrılıp çalıştık. Ben Duygu ve Bahadır’la çalıştım. Duygu 8/8lik ölçüyle koşup ikinci ölçünün sonunda Bahadır’a bakacaktı. Bahadır 4/4lük yürüyüşle sahneye girip, Duygu yanından geçtikten sonra 2/4lük ölçüde ona dönüp, 2/4lük es verip 16lık vuruşlarla koşarak sahneden çıkacaktı. Bir etki çıkmıştı. Hatta daha Duygu ya da Bahadır ritmi tutturmak derdiyle uğraşırken, mimiklerini, kendi oyunculuklarını icra etmeden bir etki çıkmıştı. Oynamaya başladıklarında ise çıkan etki değişmedi, güçlendi. Ses de kullanmadığımız için oyuncuya ritim verildikten sonra kalanlar vücut kullanımı ve mimikleriydi. Kendi başına geniş bir alan, fakat oyunculuğun bütününde verili bir tek alandı bu. Bu çalışmada gördüğüm şey ritmin, oyuncunun önemli araçlarından biri olduğuydu; ses ve vücut kullanımıyla eş değerde bir araç. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Merak ettiğim bir şey daha vardı: Oyuncu, başka bir oyuncuyu taklit ederken asla aynısı olamaz; yeni bir icracı olarak belirir karşımızda. Peki, bu taklide ritim kısıtını da eklersek yine yeni bir icracı olabilecek midir? Yoksa taklitçi mi olacaktır? Bunu denemek için gruplar, yaptıkları çalışmaları diğer gruplara taklit ettirdiler. Elbette ki çalışmalar ilk yapanın ritmine uygun olarak taklit edildi. Gördüğüm şey beni çok şaşırtmadı. Oyuncu yine karşımızda bir icracıydı. Alanını biraz daha daraltmıştık ama yine de taklitten öte bir icrada bulunuyordu.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Daha sonra ben bir çalışma daha önerdim. Yine bir eylem seçecektik ve ritmini sabitleyecektik. Denemek istediğim şey basitçe perküsyondaki vurguları eyleme uygulamaktı. Perküsyondaki vurgular çalınan ritimde önemli farklılıklar yaratıyordu. Acaba eylemde de bu mümkün müydü? Gözlemlediğim ve tartışma sonucunda vardığım kanaat perküsyondaki vurgunun eylemde, dolayısıyla tiyatroda karşılıksız olduğu. Perküsyonda daha sert vurarak yapılan vurguyu eylemde aynı basitlikle yapmak mümkün değil. Büyük ya da küçük oynamak gerekiyor vurgu için ki bu da yaptığımız vurguyu ritim vurgusu olmaktan çıkarıyor. Oyunculukta var olan “odak”a ilişkin vurguları yapıyoruz.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu çalışmada nereden devam etmemiz gerektiğini gördük. Ritmin oyuncunun icrasında önemli bir yeri olduğunu gördüm. Dolayısıyla ritim eğitimine devam etmemiz ve beden perküsyonuna çalışmamız, Çağrılmayan Yakup’a başlamamamız daha doğru olacak.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;                                                                                                                        21.07.09&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Son çalışmada denediklerimizden sonra ritim eğitimine aynı şekilde devam etme kararı verdik. Onur eslerde sorun yaşadığımızı ve farklı ölçülere geçerken metronomu değiştirdiğimizi söyledi. Bunun için bir egzersiz hazırlamış. Egzersizin içine beden perküsyonuna katkı yapacak unsurlar da eklemiş: Parmaklarımız yeni bir ses kaynağımız oldu vücudumuzda. Düğünlerde oynarken yaptığımız gibi şıklatıyoruz parmaklarımızı. Bu şekilde ritim çok daha dinlenebilir oluyor. Çalışma boyunca iki ölçü üzerine yoğunlaştık. Çalıştıkça ve tekrarladıkça, daha çok detaya indik. Yaptığımız sorunlar üzerine çalışıp, sorunları aşıp, yenileriyle karşılaşıp onları da aşmaktı. Çalışmayı bıraktığımızda hala sorunlarımız vardı. Yarın devam edeceğiz.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;Ritm çalışmaları üzerine: Bugün şunu gördüm ki, çalışmada pek çok farklı ritmi denemektense tek ritim üzerine çalışmak, detaylara inmek çok daha faydalı. Aldığımız sonucun birden fazla ritim denediğimiz çalışmalardan gözle görülebilir biçimde daha iyi olduğunu düşünüyorum. Böyle devam etmeliyiz bence.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;                                                                                                                                     22.07.09&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;“Birkaç farklı ritim çalışmaktansa tek bir ritimde mükemmelleşmeye çalışmak daha faydalı” dedi Onur bugün. Geçen çalışmada bunu fark etmiş. Canberk de aynı fikirdeymiş. Ben de aynı fikirdeyim. Farklı ritimleri denerken, yaptığımız hataların üzerine gidemiyoruz. Sonuçta aynı hataları tekrar tekrar yapıyoruz; metronomu sabitleyemiyoruz, esleri atlıyoruz vb… İki gündür bu sorunların üstesinden gelmeye çalışıyoruz. Bu yüzden bugünkü çalışmaya dün yaptıklarımızı tekrar ederek başladık. Ardından yeni ritme geçtik ve çalışma sonuna kadar da sadece bu ritimle ilgilendik. Önümüzdeki çalışmada da aynı ritim üstüne çalışacağız.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Beden perküsyonu çalışmaya devam ediyoruz. Ritimleri çalarken vücudun farklı yerlerinde sesler arıyoruz ya da hep kullandığımız noktaları daha yetkin kullanmaya, bir noktadan diğerine daha seri geçmeye çalışıyoruz. Beden perküsyonuna çalışmak gerçekten yorucu. Kendi bedenimi hırpalıyorum; yere vurmaktan topuklarım sızlıyor, bacaklarım morarıyor vb… Ne kadar hırpalansam da konsantrasyonumu kaybetmemeye çabalıyorum, çünkü dikkatim dağıldığı an ritmi kaçırıyorum.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;                                                                                                                            24.07.2009&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;  Onur artık her çalışmayı son çalışmanın tekrarıyla başlatıyor. Çok yerinde bir uygulama. Bıkmadan defalarca tekrar etmek ve daha da önemlisi “defalarca tempoyu bozmadan tekrar edebilmek” ritmi öğrenmek için çok gerekli. Bugün de tekrarla başladık. Eslerle olan problemimizi çözemedik, hala! Onur bir egzersiz yazdı, bir süre bol esli bu egzersize çalıştık. Onur bazen metronomu verdi, bazen de kesti. Metronomu verdiği yerlerde bile zorlandık ki kesince ritmi hemen kaybettik. Esler üzerine daha fazla çalışmalıyız. Zaten çalışmanın devamında eklenen yeni ritimlere kolayca alışmamıza, hatta ölçüden ölçüye geçişlerde bile hata yapmamamıza karşın eslerde sorun yaşamaya devam ettik. Ya uzun es veriyoruz ya da gereğinden kısa. Arasını tutturamadık. Onur egzersizi evde çalışmamızın şart olduğunu söyledi. Katılıyorum.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;31.07.09&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;  Daha önce çalıştığımız iki ritmi uzun uzun tekrar ettik. Tekrar çalışmaları eskiyi hatırlatmadan ziyade, öğrendiğin ritmi unutmama işlevini yerine getiriyor. Unutunca karşıma çıkan ilk ritimde sıfırdan başlamış gibi oluyorum. Dolayısıyla unutmamak, ve bunun için eskileri tekrarlamak şart.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ritimleri iyice oturttuktan sonra iki ritmi birleştirdik. İlk defa alt ve üst bedeni sadece aynı ritimlerde değil aynı vuruşlarda kullanıyorduk. Yani vücut kontrolü konusunda bir aşama kaydettik. Çok da zorlanmadan çalabildik ritmi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Gerçekten öğrendiğimi, geliştiğimi hissediyorum. Çalışma sürecinin daha uzun sürmesini çok isterim, çünkü daha gidilecek yol olduğunu görüyorum. Demek istediğim çalışmanın istediği süre bitmedi aslında, bizim süremiz kalmadı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ritmin farkında olmanın, bilinçli olmaya benzer bir şey olduğunu düşünmeye başladım. Hareketlerimi bilinçli yapmam için gereken şeylerden birinin ritim olduğunu düşünüyorum. Düşünüyorum diyorum çünkü sahnede deneyimleme fırsatım olmadı henüz. Sahnede görmek lazım.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;02.08.09&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bugün çok vaktimiz yoktu. Çalışmaya geç başladık ve erken bitirmek zorundaydık. Tekrar yaptık. Sonra yeni bir ritim denedik ama grupça: İkişerli gruplara ayrıldık, ritmin bölümlerini çalmak üzere paylaştık. Başlangıçta zorlanmadan yaptık. Ancak Duygu ve bana yarım vuruştan başlayan ritim gelince tıkandık, ikimiz de çalamadık. Bunun üzerine sadece ikimizle çalıştılar. Zaman yetmedi. Çalışmalar üzerine konuşmak istedik. Bunun için de sadece yirmi dakikamız kaldı. Pek de bir şey tartışamadık.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu son çalışmaydı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4609223860409138271-5342433901383004128?l=hagaragort.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hagaragort.blogspot.com/feeds/5342433901383004128/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hagaragort.blogspot.com/2010/03/bilgi-sahnesi-ritm-atolyesi-sureyya.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4609223860409138271/posts/default/5342433901383004128'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4609223860409138271/posts/default/5342433901383004128'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hagaragort.blogspot.com/2010/03/bilgi-sahnesi-ritm-atolyesi-sureyya.html' title='Bilgi Sahnesi Ritm Atölyesi - Süreyya Bursa'/><author><name>Celal Mordeniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02406079682921185986</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_R-RGJHNzG0g/S0To61EoqYI/AAAAAAAAGMY/TBTVHqQR1bE/S220/Resim+099.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4609223860409138271.post-5524114657716967556</id><published>2010-02-09T13:06:00.000+02:00</published><updated>2010-02-09T13:07:41.917+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Seyyar Sahne'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilgi Sahnesi'/><title type='text'>Seyyar Sahne Provada</title><content type='html'>Süreyya Bursa – 7 Şubat 2010&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erdem Şenocak, Celal Mordeniz ile birlikte Bilgi Sahnesi’nde reji ve genel sanat danışmanlığımızı yapıyor. Düzenli olarak yaptığımız Hagaragort toplantıları dışında da çalışmalarımıza ilişkin fikirlerini almak için Erdem ve Celal’le buluşuyoruz. İki grubun yoğun programının üstüne Seyyar Sahne’nin turneleri de eklenince Erdemle konuşmak için Seyyar Sahne çalışmasına gitmemiz gerekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seyyar Sahne çalışmalarını, İTÜ Maçka Kampüsü işletme Fakültesi Tiyatro Salonu’nda yapıyor. Burası oyunlarını da sahneledikleri salon: Düz siyah bir zemin ve üç yanda izleyici koltukları. Çalışmak için ideal bir salon. Kıskanıyorum. Seyyar Sahne’nin tüm üyeleri salonda, biri hariç: Erdem! Erdem’in sadece Bilgi Sahnesi çalışmalarına geç geldiğini düşünürdüm. Bizi de Seyyar Sahne kadar ciddiye aldığını görünce rahatladım. Erdem beş dakika rötarlı geldi. Çalışmaya futbol oynayarak başladılar. Gülden ve Merve bizi de oyuna davet etti, ancak Erdem’den izin çıkmadı. Halbuki eşofmanlarım bile yanımdaydı. Ancak oynayamasak da Gülden ve Merve’nin daveti beni rahatlattı. İçe dönük bir çalışma ortamında olmadığımı anladım. Üçerli iki takım kurup maça başladılar. Seyyar Sahne çalışmalarına hep oyunla başlıyor. Celal bir keresinde “Oyundan daha iyi bir çalışma düşünemiyorum” demişti. Uzun süredir de en popüler oyunları futbolmuş. Ancak  ikili mücadele yasak. Maç esnasında sık sık Erdem’in  “Ayaklara vurmayın, dikkat” uyarılarını duyduk. Yine de Aslı ve Merve’nin sertliklerinden taviz vermediğini belirteyim. Maçtan aklımda kalan 4-1 yenilen takımdan Gülden’in golüydü. Oğuz, Baran ve benden aldığı uzun süreli alkışı fazlasıyla hak etmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maçtan neredeyse beş dakika kadar sonra hareket ve ses odaklı bir çalışma yaptılar. Erdem’in liderliğinde hareket etmeye başladılar. Çalışma Baran ve benim için fazlasıyla tanıdık: Erdem’in daha önce bizle de yaptığı “Lideri Takip Et” çalışması. Bu çalışmada lider ne yapıyorsa onu neredeyse liderle aynı anda yapmak gerekiyor. Burada bizmkinden farklı olarak sadece hareket değil ses de dahil çalışmaya. Neredeyse sürekli şarkı söylüyorlar. Genellikle ilahiler ve etnik şarkılar. Bu noktada, yani sesin de dahil olduğu yerde çalışma benim bildiğim “lideri takip et” çalışmasından farklılaşıyor. Hareket ağırlıklı lideri takip et çalışmasında dışarıdan bakan birinin liderin kim olduğunu anlayamamasını hedeflerdik. Ancak sesin de dahil olduğu şu anki çalışmada lideri ilk anda fark ediyoruz. Şarkıyı söyleyen herkes lidere hizmet ediyor. Amaçları lidere şarkıyı daha iyi söyletmek gibi duruyor. Yanılıyor muyum diye bir an düşünüyorum: “Diğerleri Erdem kadar güçlü söylemediği için böyle düşünüyor olmalıyım.” Ama bir dakika; lider değişti. Gülden aldı liderliği. Şimdi şarkıyı Gülden söylüyor. En az Erdem kadar güçlü girdi şarkıya. Kalanlar da ona hizmet etmenin yollarını arıyor. Yanılmışım. Bu çalışma “lideri takip et” değil “lidere yardım et” çalışması. Şarkıyı icra edenler arasındaki böyle bir bütünlük beni de çalışmanın içine çekiyor. Şansıma hep bildiğim şarkıları söylüyorlar. Bütün şarkılara eşlik ediyorum. Az önce Gülden’in golünü alkışlarken hissettiklerime benzer şeyler hissediyorum şarkılara eşlik ederken. Baran şarkıları bilmediğinden eşlik edemiyor. Onun adına üzüldüm. Diğer köşede oturan Oğuz da benim gibi tüm şarkılara eşlik ediyor. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Erdem çalışmayı bitiriyor. Kısa bir süre oturup çalışma üstüne konuşuyorlar. Bu sırada Nesrin yeni bir şarkı çalıştığını söylüyor ve bir anda şarkıya giriyor. Girdiği tonu beğenmiyor. Tekrar deniyor. Yine beğenmedi. Tekrar denedi, ve tekrar. Cesareti kırılmıyor. Her tekrar deneyişinde ilkindeki kararlılıkla giriyor, duraksamıyor. Bizim gibi detone olmanın ayıp olduğu bir çalışma ortamından gelenleri şaşırtacak bir olay. Nihayetinde bir tonu beğenip tüm şarkıyı söylüyor. Şarkının toplu söylenip söylenemeyeceğini tartışmaya başlıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seyyar Sahne’nin tüm oyuncularının bireysel yürüttüğü bir çalışması var. Hepsi de tiyatro dışı metinlere çalışıyor. Kendi metnini yazan da var. Salonun sağ köşesinde Merve, ortasında Nesrin ve Gülden, sol köşesinde Aslı çalışıyor. Bu tür bireysel çalışmaların mahremiyetine inanırım. Tirat çalışmalarının mahrem çalışmalar olduğunu sürekli söylerim. Birisi tirat çalışıyorsa ya oradan çıkardım, ya da ben de çalışmaya başlarım. Aksi durumda kendimi rahat hissedemem. Ancak şu an kimseyi rahatsız etmediğimi düşünüyorum. Dördü de ben ve Baran’ın burada olduğunu bilerek çalışıyor, bunu bir şekilde hissedebiliyorum. Çalışmalarının bir parçası değilim. Çalışmalarında benim de içinde hareket edebildiğim, Baran’la, Oğuz’la konuşabildiğim bir boşluk var. Bu boşlukta rahatça hareket ediyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönüş yolunda izlediğim çalışmayı düşünüyordum. Birisi bu akşam ne yaptın diye sorsa: “Seyyar Sahne çalışmasını izledim” de diyebilirdim, “Seyyar Sahne’lilerle önce oyun oynadık. Sonra birlikte şarkı söyledik. Biraz sohbet ettik, dağıldık” da.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4609223860409138271-5524114657716967556?l=hagaragort.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hagaragort.blogspot.com/feeds/5524114657716967556/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hagaragort.blogspot.com/2010/02/seyyar-sahne-provada.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4609223860409138271/posts/default/5524114657716967556'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4609223860409138271/posts/default/5524114657716967556'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hagaragort.blogspot.com/2010/02/seyyar-sahne-provada.html' title='Seyyar Sahne Provada'/><author><name>Celal Mordeniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02406079682921185986</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_R-RGJHNzG0g/S0To61EoqYI/AAAAAAAAGMY/TBTVHqQR1bE/S220/Resim+099.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4609223860409138271.post-792913127328311938</id><published>2010-02-05T01:40:00.004+02:00</published><updated>2010-02-05T01:53:21.138+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İTÜ Sahnesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilgi Sahnesi'/><title type='text'>BEDEN VE MEKAN ALGISI ÜZERİNE</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;meta equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 12"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 12"&gt;&lt;link rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CILGAZU%7E1%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;link rel="themeData" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CILGAZU%7E1%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_themedata.thmx"&gt;&lt;link rel="colorSchemeMapping" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CILGAZU%7E1%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_colorschememapping.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:trackmoves/&gt;   &lt;w:trackformatting/&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:donotpromoteqf/&gt;   &lt;w:lidthemeother&gt;TR&lt;/w:LidThemeOther&gt;   &lt;w:lidthemeasian&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeAsian&gt;   &lt;w:lidthemecomplexscript&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeComplexScript&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;    &lt;w:splitpgbreakandparamark/&gt;    &lt;w:dontvertaligncellwithsp/&gt;    &lt;w:dontbreakconstrainedforcedtables/&gt;    &lt;w:dontvertalignintxbx/&gt;    &lt;w:word11kerningpairs/&gt;    &lt;w:cachedcolbalance/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;   &lt;m:mathpr&gt;    &lt;m:mathfont val="Cambria Math"&gt;    &lt;m:brkbin val="before"&gt;    &lt;m:brkbinsub val="&amp;#45;-"&gt;    &lt;m:smallfrac val="off"&gt;    &lt;m:dispdef/&gt;    &lt;m:lmargin val="0"&gt;    &lt;m:rmargin val="0"&gt;    &lt;m:defjc val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent val="1440"&gt;    &lt;m:intlim val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim val="undOvr"&gt;   &lt;/m:mathPr&gt;&lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" defunhidewhenused="true" defsemihidden="true" defqformat="false" defpriority="99" latentstylecount="267"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="0" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Normal"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="heading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="35" qformat="true" name="caption"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="10" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" name="Default Paragraph Font"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="11" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtitle"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="22" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Strong"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="20" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="59" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Table Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Placeholder Text"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="No Spacing"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Revision"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="34" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="List Paragraph"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="29" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="30" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="19" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="21" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="31" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="32" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="33" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Book Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="37" name="Bibliography"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" qformat="true" name="TOC Heading"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;/div&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Font Definitions */  @font-face 	{font-family:"Cambria Math"; 	panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; 	mso-font-charset:162; 	mso-generic-font-family:roman; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:-1610611985 1107304683 0 0 159 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-unhide:no; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman","serif"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} .MsoChpDefault 	{mso-style-type:export-only; 	mso-default-props:yes; 	font-size:10.0pt; 	mso-ansi-font-size:10.0pt; 	mso-bidi-font-size:10.0pt;} @page Section1 	{size:595.3pt 841.9pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"&gt;&lt;i style=""&gt;Bu metin İTÜ Sahnesi ve Bilgi Sahnesi’nden bir grup oyuncunun bir araya gelerek oluşturduğu Meyerhold Atölyesi’ne dair notlar ve düşüncelerin derlenmesiyle, 19.11.2008 tarihinde yazılmıştır.&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"&gt;&lt;i style=""&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"&gt;Tiyatroya psikanalitik bir işlevin atfedilmesi tesadüf olmamalı. Nitekim tiyatronun da, psikanalizin de teması ‘insan’. Mert’in bu kadar korkusuzca vücudunu salıvermesi –ya da ondan kurtulmak istemesi(?)- onun hayatında da bu derece risk almayı seven biri olduğunun göstergesi işte. Peki Noyan? İri gövdesini mükemmele yakın bir akışkanlıkla, şu an sabitlendiği noktanın dışına sürüklemeye çalışması, onun günlük yaşamında önüne çıkan her engeli ‘sınır tanımama’ eğilimiyle aşmaya çalıştığını anlatmıyor mu bana? İki yıldır birlikte çalıştığım arkadaşlarımı, daha kısa zamanda keşfedebilirmişim meğer. İşte buna gülerim…Tuba’nın ayrıntılara her daim önem veren biri olduğunu, sadece sol eline odaklanmış vaziyette, sırayla serçe ve yüzük parmağını birbirinden bağımsız kasıp gevşetmeye çalışması nasıl da ele veriyor. Parmaklarıyla uğraşan biri daha... Doğu, bunu vücut çalışmasında hangi içgüdüyle yaptığının bilincinde değil gibi. Fakat, o uzun parmaklarını bir virtüöz edasıyla hareket ettirirmesinin altında, &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;piyanist olma arzusunun kıpraştığı aşikar. Şu an kendi çalışmama konsantre olamıyorum, zira bu sefer de ilk kez birlikte çalışma fırsatı yakaladığım diğer grubun elemanlarını tanıma hevesi cezbediyor beni. Onlardan birine yöneldiğimde, benim gibi konsantrasyonu alt seviyelerde olanıyla göz göze geliyorum. Onun da gözlerinde merak var. Aynı kutupların birbirine tahammül edememe durumu devreye giriyor ve bu anlık bakışmadan sonra Süreyya benden gözlerini kaçırıyor. Bense gülümsememe engel olamıyor ve onu gözlemlemeye devam ediyorum. Dikkatimi ilk çeken şey, denge merkezli hareketlerden oluşan bir seri. Bir süre sonra bu serinin dinamik olduğunu keşfediyorum; gözlediği insanların dinamik fizikselliği onu da etkisi altına alıyor. Onunla tanışıklığım diğerlerine nazaran daha az olduğu için hakkında yorum yapmam biraz&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;güç; yine de çevresinde gördüğü ve takdir ettiği kişilerden kolay etkileniyor olabileceğini söyleyebilirim sanırım. Bunun dışında kafasına koyduğu şeyi, elinden geldiğince gerçekleştirmeye yatkın oluşu göze çarpan bir diğer kayda değer husus.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"&gt;Artık kendime konsantre olmalıyım. Sınırlarıma... Şimdi, ayaklarım sabit bir noktada dururken, daha çok üst bedenimi kullanarak etrafımda bir küre çizmeye çalışıyorum. Kürenin çeperlerini yalamaya çabalıyorum her uzvumla. Gerçekten, çalıştığım insanları da gözden kaçırmadan –ve hatta onların kürelerine de dahil olmaya çalışarak- dengemi korumaya çalışmak bir hayli zor. Bir dakika... Çizdiğim kürenin aslında bir yarım küre olduğunu keşfettim şu an. Nedeni de vücudumun belden aşağısını, ayaklarımı sabitleme ve hareket ettirememe kısıtımdan ötürü üst bedenime katamamam. Bu kısıtı dizlerime ve kalçama da uygulamıştım ister istemez ve de o bölgeyi bu kısıttan muaf tutma hali gerçekte zorlayıcı olduğundan kolaya kaçmıştım besbelli. Vücudumun o bölümünü düşünmemiştim bile. Şimdi dizlerimi ve baldırlarımı da katmaya çalışıyorum küremin çeperlerini belirginleştirmek ve onun içini doldurmak için. Sanırım tam bir küre şekline ulaşmak imkansız, zira alt bedenimi üste göre daha az hareket ettirebiliyorum. Oluşan şekil ters bir armuta benziyor, bu durumda bu ters armutun çekirdeği konumundayım ben.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"&gt;Evet, çalışırken etrafımızı gözetmemiz gerekiyordu, çalışmanın başında bize bu söylenmişti. Ama görüyorumki bireylerle bir şekilde iletişim çabasına girmeyi, mekandan soyutlanarak başarmıştım. Neredeydim? Tam olarak nerede duruyordum? Duvara ne kadar uzaklıktaydım? Acaba bulunduğum mekanın duvarları benim küremin çeperlerini şekillendirmemde ne derece rol oynadı? Bütün bu sorular çalışma arası verdiğimizde zihnimde şimşek gibi çakmaya başladı. Fakat yalnız değildim.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Mekan algısının çalışmamızdaki yeri hepimizin kafasını kurcalamış olacakki, bir sonraki çalışmanın; mekanla etkileşim parametresi, gösterimimizin ön koşulu olacak şekilde bireysel performanslardan oluşması konusunda fikir birliğine vardık.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"&gt;Mekan olarak seçtiğimiz okul, akşam saatleri olması itibariyle tamamen boş. Her birimiz okulun herhangi bir bölümünü kendimize mekan olarak seçiyoruz. Kimi merdiven altlarını, kimi uzun koridorları, kimi de kendine sadece ‘boş’ bir alan seçti. Ben, birkaç koridoru buluşturan; belli bir bölümü, ikinci katta olması itibariyle olası kazaları engellemesi için düşünülmüş demir trabzanlarla çevrili, kenarda bir saksı ve &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;çöp kovasının, bir kısmında da hafif bir eğimin bulunduğu bir alan seçtim kendime. Öncelikle burayı iyice incelemem gerekiyor sanırım. Her ne kadar bu okulun öğrencisi olmasam da, az çok hayal etmeye çalışıyorum bu koridorların gündüzki halini. O hengameye dahil olsaydım muhtemelen neyi göremezdim? Bu saksının tam da burada durduğunun farkında olamazdım mesela; en fazla, benim için aceleyle koştururken, yolumun ortasında olsa&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;bir engel teşkil edeceği için kenarda konumlanmış olması sevinmeme neden olurdu. Neredeyse dile gelecek güzellikteki yapraklarını ancak şu an keşfedebilirim. Şimdi yönelimim ona doğru… Gerçekten de ondan bir parça olmak istiyorum ve ilk denememde hiç de zorlanmıyorum. O kadar iyi huylu ki, beni hemen içine buyur ediyor, her denememde kollarımı daha derinlere sokabiliyorum, benim her atılımımı büyük bir içtenlikle karşılamakla birlikte artık daha fazlamı da istiyor. Bacaklarım dallarından bir parça, başım bu dalların beslediği, yapraklarınsa süslediği bir meyveye dönüştü. Bu kısa trans halinden sıyrıldığımda, bir hayli toz yuttuğumu farkediyorum, fakat misafirperverliğine cevaben kabalık yapmamak adına kendimi ‘yavaş yavaş’ geri çekiyorum. Bedenimi&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;yeniden ‘tek başına’ hissetmeye henüz başladığım sırada, bu eşşsiz güzellikteki canlının bütün enerjisini içine çekebileceğini düşündüğüm çöp kovasıyla göz göze geliyoruz. Onun hemen yanı başında duruyor. Onda da bir davet olduğunu kesinlikle söyleyebilirim, fakat bu çok masumane bir davet değil. O, birlikte olmak için çağırmıyor beni; ruhumu emecek, bedenimi katılaştıracak bir dipsiz kuyu edası var onda. Her ne kadar kendimi ondan uzaklaştırma çabasındaysam da, beni kendine çekmeyi beceriyor. Bu durum bedenimi ileri-geri gidip gelen, periyodik bir hareket silsilesine zorluyor. Bir gayretle, onun da elinden kurtuluyorum. Biraz daha uzaklaşmamda fayda var. Geri geri giderken, mekanda bulunan ufak rampaya takılıyor ayağım. Bu defa ilk hamleyi ben yapıyorum ve bir adım atıyorum ona. Oralı değil. Bir adım daha atıyorum. Benim orada olduğumun farkında bile değil. Bu ağırbaşlı tavrı cezbediyor beni. Hafif gücenmiş bir vaziyette vücudumu onun kollarına bırakıyorum. Bir süre, hiç yorulmadan yuvarlanıp tekrar en tepesine çıkıyorum, tekrar ve tekrar. Hiçbir enerji sarfettirmeden, hatta minimum kas gerginliğinde kalmamı sağlayarak, beni hareket ettirebiliyor. Başım dönmeye başladı. Enerjimi toplayıp yeniden ayakta olmalıyım. Ya da dur..Neden ayağa kalkmak zorundayım ki? Şu an için bu, yapmak istediğim en son şey. Az önce tattığım sarhoşluğu, onun tadını çıkararak atmak istiyorum üzerimden; bir anda hiç olmamış gibi, bedenimden onu unutmasını isteyerek değil. Kaslarımın gergin hallerini almaları uzun sürmüyor, ağır ağır hareket ediyorum fakat müthiş bir enerji taşkınlığı hüküm sürmekte bedenimde. Hareket çalışmamın başlangıcından şu ana kadarki yaptıklarımı kesintisiz olarak tekrar ediyorum, artık bir seri oluşturdum sanırım. Serimin temposunu yavaşlattığım sırada demir trabzanlarla göz göze geliyorum. Durdum. Şimdiye kadar temas ettiğim her nesnenin, bir şekilde bulunduğum mekanın fiziksel sınırları olduğunu farkettim; saksı, çöp kovası, eğik düzlem vs. mekanı sınırlayan -çevreleyen- unsurlardı. Ama şimdi o sınırlardan biri olan bu trabzana yönelmiyorum. Az önceki hareket serimi de düşündüğümde, bu sınırı es geçmiş ve onun yerine, trabzana yaklaşık yarım metre uzaklıktaki bir ‘silindir’in varlığını kabullenmiş olduğumu anladım. Silindir boylu boyunca uzanıyordu ve serim boyunca onun uzunluğu kadarki mesafeyi katederken, göğsümle üzerindeki kavisi yalamıştım. Mekanla etkileşimin bu olup olamdığından çok emin değilim. Benim bir nevi şuursuzluk haliyle yaptığım çalışma, tamamen hissiyat düzeyinde kalmıştı. Yani neredeyse uyguladığım hiçbir fiziksellik, bir bilinç düzeyi gerektirmemişti. Ne olursa olsun, bu çalışmanın bana haz verdiğini itiraf etmeliyim.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"&gt;Mekanın&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;vücut çalışmamızdaki yerini keşfe yönelik arayışımızda, daha önce çalıştığımız mekandan farklı bir yerde başlamanın çekiciliği vardı kuşkusuz. Kırmızı zemin, karanlık merdiven altları, cam duvarlı küçük sınıflar... Kendi fakültemi gözlerimin önüne getiriyorum da, mümkün müdür acaba aynı duygu yoğunluğunun orada da gözümü karartması? Bu içimi kıpır kıpır eden kırmızının yerini donuk grinin; cam duvarların samimiyetinin yerini çimento ve tuğlanın çıkar ilişkisine dayalı dostluklarının bir yansıması olan 'kalın ve soğuk' beton yığınlarının aldığı; çoğu bölmesi, dört duvar arasında, kendine 'her türlü dış etmenden izole olma' kısıtı koyan bilim insanlarıyla dolu bir okul canlandı zihnimde.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;İnsan kalabalığında sınırlarını -duvarları,pencereleri vb.-&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;tanıyamadığımız okul koridorları, boş oldukları zaman kendilerini gösterebilirler mi acaba? İnsanlar yokken, bu defa bu boşluk, bende bir 'sınırsızlık' imgelemi uyandırır mı? Gündüzleri bile geçmeye korktuğum o ıssız, envai çeşit kokunun birbirine karıştığı kasvetli koridorlara, gece girebilir miydim? 'Boşluk', kabuslarımdaki yalnızlık hissimi hatırlatıp, "Nasıl olsa bir düş, keyfine bak!..." dedirtir mi bana ve ardından bir de düşlerimde tattığım o bilinçsizlik hali beni yine esir alır mı?&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"&gt;Bedenin, insan ilişkileri alanına nasıl müdahil olabileceğini ve aslında mekanın da bunda söz sahibi olmaya can attığına şahit oldum çalışmalar zarfında. Tekrar kendi grubumla kendi mekanımıza geri döndüğümde ise, 'mekanı bedenle keşfetme' çalışmasına daha fazla devam edemedim, artık bunu yaparken önceki hazzı alamıyordum. Farklı mekanların gerçekten farklı algılar yarattığına; aşina olduğum mekana dönünce de bu algıyı tekrar yaratmak için çaba sarfetmek ve &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;farklı açılımlar yakalamak için çalışmayı sürdürme sabırlılığının gerektiğine şahit olmuştum.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Tiyatroya bambaşka bir perspektiften bakmama vesile olan bu atölye çalışmasını kısa kessem de, bundan sonra hem gündelik hayattaki gözlemlerimde hem de tiyatroda ürettiklerimde bir beden dili vurgusu olacağına dair şüphem yok.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: right; line-height: 150%;" align="right"&gt;Ilgaz Ulusoy&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: right; line-height: 150%;" align="right"&gt;&lt;br /&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4609223860409138271-792913127328311938?l=hagaragort.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hagaragort.blogspot.com/feeds/792913127328311938/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hagaragort.blogspot.com/2010/02/beden-ve-mekan-algisi-uzerine.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4609223860409138271/posts/default/792913127328311938'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4609223860409138271/posts/default/792913127328311938'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hagaragort.blogspot.com/2010/02/beden-ve-mekan-algisi-uzerine.html' title='BEDEN VE MEKAN ALGISI ÜZERİNE'/><author><name>Ilgaz Ulusoy</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01327164532891656704</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-bbzqrnHklRs/TtVWODGEXZI/AAAAAAAAAAQ/YYbi9y-kQlA/s220/DSCN8187.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4609223860409138271.post-5113697982432036079</id><published>2010-01-30T16:13:00.003+02:00</published><updated>2010-01-30T16:21:06.926+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şimdiki Zamanın Rivayeti'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İTÜ Sahnesi'/><title type='text'>HAYALLER, UYDURMALAR, RİVAYETLER…</title><content type='html'>Hobsbawm ve Anderson’un 1980’lerin başında ortaya attıkları fikirler, toplumların temelini oluşturan yapıları anlamak konusunda önemli anahtarlar, ipuçları veriyorlardı. Eric Hobsbawm, birbiriyle uyumsuzmuş gibi görünen “gelenek” ve “icat” sözcüklerini yan yana getiriyor &lt;span style="font-style: italic;"&gt;(The Invention of Tradition&lt;/span&gt;) ve toplumlardaki geleneklerin nasıl yapay bir biçimde yaratıldıkları ve topluma benimsetildiklerini tartışıyordu. Hobsbawm, icat ya da yaratma ihtiyacının toplumun değişim dönemlerinde ortaya çıktığını, yeni ihtiyaçlar karşısında tarihsel malzemenin yeniden düzenlenerek kullanıldığını ve bütün bunlar olurken “yeni geleneklerin” köklerinin çok eskiye dayandığı yanılsamasının da üretildiğini belirtiyordu. Benetict Anderson da yine aynı yıllarda yazdığı Hayali Cemiyetler (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Imagined Community&lt;/span&gt;) kitabında, toplumların bu “icat” projesinin bir parçası olarak nasıl “üretildiklerini” ortaya koyuyordu. Topluma bir biçim vermek, başka bir deyişle toplumu üretebilmek için bir yandan bayraklar, armalar, marşlar, üniformalar vs. gibi ideolojik imgeler tasarlanmakta, bütün bunlar da “hayali kurulan”, olması düşünülen topluma yönelik olarak sunuluyordu. Çok sık verilen bir örnektir: Fes, Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde, 1832 gibi oldukça geç bir tarihte resmi kıyafet ilan edilmiş olmasına rağmen hem Osmanlı’da “geleneksel” olarak adlandırılabilmiş (“&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Geleneksel Serpuş&lt;/span&gt;”) hem de bütün dünyada “Türklük” sembolü olarak algılanabilmiştir. Nitekim Cumhuriyet kadrosunun da fesi, bir “Osmanlı simgesi” olarak yasaklaması da tesadüf değildir. Ancak başta da belirttiğimiz gibi fesin “gelenek” oluşturabilecek kadar “köklü” bir geçmişi yoktur. Bu “kök” ve “geçmiş”, üretilerek topluma kabul ettirilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benzer bir sürecin toplulukların inşası sırasında da işlediği görülür. Özellikle yeniden bir ulus inşası söz konusu olduğunda… Anderson’un deyimiyle “hayal edilen” topluluğun, tarihinin çok eskilere dayandığı, topluluk üyelerini bir arada tutan köklü kültürel öğelerin bulunduğu gibi yanılsamalar üretilir. Böylece tasavvur ettiğimiz bir ulusun parçası olduğumuz algısına sahip oluruz. Hayalini kurduğumuz cemaatin bir gerçekliğinin olduğunu ve bizim de bu gerçekliğin bir organı olduğumuz yanılgısına kapılırız. Artık “gitmesek de görmesek de” bizim olabilen “köylerimiz” vardır örneğin. Ancak buradaki “biz”in mayası her zaman tutmayabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakın zamanda Ferhat Kentel Taraf Gazetesi’ndeki köşesinde toplumlardaki bu tahayyül durumuna değinen “Militan Sadakat” başlıklı bir yazı yazdı. Kentel, Anderson’un “hayali” terimine atıfta bulunarak Albert O. Hirschman’ın kitabından alıntılar yapıyordu. Hirschman, bu hayali durumun bir şekilde deşifre olduğu kriz durumlarından söz ediyor ve bu kriz anlarında bireylerin üç tip tepki verdiğini iddia ediyordu: Terk, muhalefet ve sadakat. Buna göre topluluğun hayali olduğu anlaşıldığında, başka bir deyişle kurulmuş topluluğun “foyası” meydana çıktığında insanlar ya o toplumu terk ediyorlar ya bu tahayyüle baş kaldırıyor ve muhalefet ediyorlar ya da bu hayali büyük bir sadakatle benimsiyor ve hayalin savunuculuğunu yapıyorlardı. Kentel’e göre bunlar arasındaki en tehlikelisi “sadakat”ın seçimiydi. Çünkü var olmayan bir şeyi savunmak, onun “var” olduğunu iddia etmek ister istemez bu insanları militanlaşmaya ve şiddete yöneltiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu düşüncelerin ışığında ülkemize yaşananlara baktığımızda, gözlemlediğimiz çoğu zaman da bizzat deneyimlediğimiz faşist eğilimlerin arka planı daha anlaşılır hale gelebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;“ŞİMDİKİ ZAMANIN RİVAYETİ”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İTÜ Sahnesi’nin en son gösterisi “Şimdiki Zamanın Rivayeti” bu meseleler etrafında şekilleniyor. Oyun, militarizmin ve milliyetçiliğin hayali bir kurgunun eseri olduğunu ve bu kurgunun da devletin ideolojik aygıtları tarafından beslendiğini çarpıcı bir şekilde vurguluyor. Bu gösteri, daha da özelde, Türkiye’nin yakın tarihini kapsayan bir “zaman” içindeki milliyetçi-militarist söylemin “rivayetini” anlatıyor izleyicisine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyun, geleneksel sahnenin dışında açık alanda ve farklı uzamlar kullanılarak gerçekleştiriliyor. Ben oyunu iki farklı yerde izleme fırsatı buldum: ilki Diyarbakır’da Sümerpark’ın geniş çimleri üzerinde, ikincisi de İTÜ Maslak Kampüsü’nde Kültür Sanat Birliği binasının koridorlarındaydı. Oyun, uzamın niteliğine bağlı olarak farklı biçimler alabiliyor ve farklı etkiler yaratabiliyordu. Diyarbakır’da, akşamın karanlığında ve üzerimizden geçen askeri jet uçaklarının gürültüsü altında militarizm karşıtı bir oyun izlemenin anlamı kabul edilir ki çok farklı olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk elde söylenmesi gereken, geleneksel sahneden bu türden bir “çıkış”, farklı uzam ve mekan kullanımları, üniversite tiyatrolarında çok sık karşılaştığımız bir uygulama değil. Bu açıdan İTÜ Sahnesi oyuncularının bir risk aldıklarını, bu riskin izleyiciyi başlangıçta şaşırttığını söylemeliyiz. Diğer taraftan oyunun tartışmaya açtığı temaların geleneksel bir form içinde değil de tam da o geleneğe muhalif denebilecek bir biçimde gösterilmesi de doğru bir seçim. Böylece içerik, ima ettiği biçimine kavuşmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyun başlamadan önce, oyuncular izleyicilerin arasına karışıyorlar ve tanıdık tanımadık herkesle sohbet etmeye çalışıyorlar. İzleyici ile oyuncu arasındaki “mesafeyi” ortadan kaldırmaya yönelik bu çaba da yine sahnelerimizde pek karşılaşmadığımız bir uygulama. İzleyicinin, daha demin sohbet ettiği kişileri oyuncu olarak seyretmesi, bana kalırsa izleme eyleminin niteliğini pek çok açıdan farklılaştırıyor. En azından sahne ile seyir yeri arasındaki mesafe bir kez daha daralıyor; böylece izleyici “sahnedeki olaya” başka bir dünyaya aitmiş gibi değil, dokunabilecekleri, konuşabilecekleri “oyuncu arkadaşlarının” estetize edilmiş fikirleri ve eserleri olarak bakabiliyor. Oyuncu ile izleyici arasındaki geleneksel ilişki biçimlerini değiştirmeye yönelik bu tarz çabaların önemsenmesi gerektiğini düşünüyorum. En azından oyun yeri ile izleme yerinin “birbirine karşı” olarak konumlandığı geleneksel sahnenin, daha en başından bizi belirli bir ilişkiyi kurmaya zorladığının farkında olmamız gerekiyor. Bu tür sahnelerin çoğu zaman üzerine kürsüler konularak konferans amacıyla kullanılabildiğini düşünürsek bu ilişkinin temel yapısının aslında bir çeşit tahakküm ilişkisini ima ettiği görülecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim için geleneksel sahnenin terk edilmesi, oyun yerinin izleyiciye nutuk atma yeri değil onunla fikirlerin ve duyguların paylaşılabileceği bir alan olduğu düşüncesinin önemsendiğini gösteriyor. Seyirci ile oyuncunun sanatsal ilişkinin yanında “insani” bir ilişkiyi de kurabiliyor olması gerek. Bizler seyirciye oyun öncesinde görünmenin “ayıp” sayıldığı, kınandığı bir tiyatro anlayışıyla büyütüldük. Tiyatro sahnesi kutsaldı, oyuncular da bir takım azizler gibi davranmalıydı sanki. Oysa bu anlayıştan oyuncu ile izleyici arasında “samimi bir ilişki” doğmayacağı, olsa bile buna bir ilişki denemeyeceği aşikardır.     &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İTÜ Sahnesi, oyun broşüründe seyirciyle “insani ve dolayısıyla siyasi bir ilişki kurma” isteklerini açıkça belirtiyorlar. Bu amaçla oyunun hazırlık sürecinde, “oyuncunun hem seyirciyle hem de mekanla olan ilişkisini” tartışmaya açtıklarını da ekliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz gösteriden söz etmeye çalışayım: Oyun on civarında parçadan oluşuyor. Parçalar birbirleriyle organik bir ilişki kurmayan; bağımsız oyunlar sayılabilecek epizodlardan ibaret. İlk parçada Burak Korkmaz, Noyan Arat, Özde Deprem, Timuçin Bahşi, Merve Bozcu ve Şehri Karayel, Kültür Sanat Birliği merdivenlerinin çeşitli noktalarına konumlanmış halde “barış” üzerine sohbet ediyorlar. Sohbet giderek içerik değiştiriyor; sözler Kuvvet Komutanlarımızın medyaya yansımış “barış” konulu sözleriyle yer değiştiriyor ve çok geçmeden oyuncular mekanikleşen hareketleriyle birer “zombi”ye dönüşüyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ardından Tuba Keleş’in oynadığı “Cumartesi Annesi” sahnesi geliyor. Kayıp oğlunu arayan bir Cumartesi Annesi’nin konuşmalarından derlenen bu monolog, biraz yüreğimizi acıtıyor.&lt;br /&gt;Üçüncü parçada Ilgaz Ulusoy’un kendisinin yazıp tek başına oynadığı ve benim “köyün delisi” adını vereceğim sahne yer alıyor. Bu sahnede, köylülerin askerler tarafından meydanda toplanarak öldürülüşlerine tanık olan bir “delinin” olayı anlatışını dinliyoruz.  Merdivenlerdeki izleyici konumumuz biraz yer değiştirdiğinden hikayenin başını biraz kaçırıyoruz. Ancak hikayede olup bitenlerin tanıdıklığından olsa gerek, anlatılanları kısa zamanda yakalıyoruz.  Hukuksuzluğun ve bizatihi hukuku korumakla yükümlü olanların uyguladığı kanunsuz şiddetin izlerini buluyoruz bu hikayede. Elimizin kolumuzun bağlı olduğu, şiddet gösteren zalime karşı güvencesiz, korunaksız kaldığımız ve en önemlisi de bizi korumakla görevli olanların bizatihi zalimin kendisi olduğunu görerek çaresizliğimizden çıldırmanın eşiğine geldiğimiz anları hatırlatıyor. Bizi pek çok açıdan “köyün delisi”yle özdeş kılıyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hikaye biter bitmez diğer oyuncuların yol göstericiliğinde merdivenleri çıkmaya başlıyoruz. Bu sırada yukarıdan ritmik bir şekilde tekrar eden “ben, kurban” sözlerini işitiyoruz. Merdivenleri tırmanıp ikinci katın koridoruna geldiğimizde elindeki feneri açıp kapayarak çeşitli hareketler eşliğinde “ben, kurban” sözlerini tekrarlayan oyuncuyla (Atılım Şahin) karşılaşıyoruz. Giderek artan bir tempoda el feneriyle yapılan bir dizi hareketten sonra oyuncu, Can Yücel’in “Bayramlık” adlı şiirini tamamlıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Koyunlar keçiler ve koçlar için&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ne kadar bayramsa Kurban Bayramı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bu barış var ya, bu barış&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Cephedekiler için o kadar barış.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atılım Şahin’in performansının hemen ardında yeni bir sahne kuruluyor. O tarafa doğru ilerliyoruz. Doğu Can, Burak Atasever, Mert Karadeniz, Mustafa Yaman ve Merve Bozcu’nun rol aldığı bu parça, sonradan öğrendiğime göre doğaçlama olarak oluşturulmuş. Parça,  Althusser’in ideolojik bir aygıt olarak saydığı kurumlardan birine, eğitim kurumuna odaklanıyor.  İlk ve orta öğretim kurumlarımızdaki klişeleşmiş eğitim anlayışı ironik bir dille anlatılıyor bu sahnede: Sınıflarda ve özellikle de beden eğitimi derslerinde öğrencilerin öğretmen komutası altında militarist bir disipline zorlanması; her türlü ötekileştirmenin, düşman tanımlamaları yapmanın ödüllendirildiği; hamasetin, vatan için ölmenin yüceltildiği milli güvenlik dersleri; coşkuyla söyletilen marşlar; kim olduğu meçhul ama her zaman varolan “düşman askerlerinin” öldürülmesini konu alan okul piyesleri vs. Bütün bu sahneler bizi güldürüyor, ama diğer taraftan bu komikliklerin hala eğitim sistemimizde yer aldığını da biliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine oyuncuların yönlendirmesiyle KSB tiyatro salonuna çıkan merdivenlere ilerliyoruz. Oyuncu (Aslı Işıltan), karnına bağladığı mektupları birer birer çıkararak onlardan kesitler okuyor. Mektuplar, gerçek askerlerin ya da darbe dönemlerinde idam edilenlerin ailelerine yazdıkları mektuplardan derlenmiş. Sahne, Atılım Şahin’in “kurban” sahnesiyle hem içerik hem de form olarak benzerlik taşıyor. ‘Kurban’ sahnesinde Can Yücel’in şiirinin soyut uzaklığından baktığımız “askerler” bu kez gerçek sözleriyle somutlaşıyorlar. Sahne, Kostas Pigadiotis’in bir şiiriyle sonlanıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;İMZASIZ MEKTUP&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Anasına yazdığı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;mektubu buldular&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;askerin alnında,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;bitiremeden daha&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;kapmıştı rüzgâr.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Şaşırdılar hangisine vereceklerini&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;bekleyen bunca ananın&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;imzasızdı çünkü.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlerliyoruz… Uzaktan ince, yanık bir türkü duyuluyor. Tiyatro salonunun önündeki koridordayız şimdi. Basit bir dekor var karşımızda, siyah bir perdeyle örtülmüş eğreti bir yapı, bir mezarlığın küçük bir kesiti. Dekorun arkasında bir mezar kazdığını anladığımız bir adam (Noyan Arat) bir yandan türküsüne devam ediyor. İşine ara verip bir sigara yakıyor; ardından yaşlı bir adam geliyor (Atılım Şahin), işin durumunu soruyor. Aralarındaki konuşmalardan anlıyoruz ki yaşlı adam oğlu için kazdırıyor bu mezarı; uzun zamandır kayıp olan oğlunun kemiklerini bulmuş ve ona bir mezar yaptırıyor. Türkiye’de 17 bin insanın bu durumda olduğu, çoğunun kemiklerinin bile bulunamadığı geliyor aklımıza.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Parçanın sonuna doğru, oyunun başında gördüğümüz “Cumartesi Annesi” (Tuba Keleş) katılıyor sahneye; oğlunu mezarlıklarda aramaya başladığını ve artık akli melekelerini yitirmeye başladığını görüyoruz. Mezarlık sahnesinin hemen bitiminde iki oyuncu (Ilgaz Ulusoy ve Noyan Arat) ilginç bir diyaloğa başlıyorlar: Olup bitenleri anlamanın, fakat “anlamazdan gelme”lerin bir özeti gibi sanki. Olup bitenleri anlamıyormuş gibi yapmak da  “sadakat” göstermenin bir yoludur. Yanı başınızda bir cinayet işlenir, tetikçi de azmettirici de apaçık ortadadır. Ama “sadakat” göstermekten başka seçenekleri olmayanlar anlamazdan gelirler; “senaryo, komplo, yalan dolan, saçma” derler; bu tavır bir alışkanlığa dönüşür ve bir süre sonra da gerçekten hiçbir şey anlamazlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Anlamıyorum”la başlayan bu diyalog ile bir önceki mezarlık sahnesi Ilgaz Ulusoy ve Ercan Demirtekin tarafından yazılmışlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyun, bütün oyuncuların katıldığı ve temposu giderek artan tekrarlı hareketlerden oluşan bir performansla sona eriyor. Bu son sahnenin anlam bakımından çeşitli yorumlara “açık” olduğunu düşünüyorum. Oyun için belirgin bir final ya da “son söz” olmaktan ziyade izleyicinin özgür yorumlamasına bırakılmış bir sahne görünümünde. Ben daha çok, özellikle de son bölümdeki “faili meçhul cinayetlere” yapılan vurgunun etkisi altında izledim bu sahneyi. Bu açıdan, toplu halde yapılan bu ritüelistik performans bana kayıpların, ölülerin ardından yakılan bir ağıt ya da taziye törenlerindeki gibi bir yakınma ve dövünmeyi anlatıyormuş gibi bir izlenim bıraktı.&lt;br /&gt;Genel havası itibariyle, oyunun agit-prop sokak tiyatrolarını çağrıştıran bir yanı olduğu söylenebilir. Fakat o tür tiyatroların seyirciyi kışkırtma gibi bir niyet taşıdıkları ve çoğu zaman olayları sloganlaşacak derecede kaba hatlarıyla ele aldıklarını düşünürsek “Şimdiki Zamanın Rivayeti”nin farkı daha iyi anlaşılabilir. Oyun, militarizm, savaş, barış, milliyetçilik ve faşizm gibi son derece kritik konuları, güncel olaylarla ve en önemlisi de estetik uzaklığı koruyarak anlatabilmektedir. Devletin ürettiği ulus “hayal”etine ve şovenist-hamasi millet rivayetine, Hirschman’ın terimleriyle, militanca “sadakat” gösterenleri ve bu sadakatin mekanizmalarını açık bir şekilde ortaya koyarken, bu “hayalete” “muhalefet” etmenin ne kadar insani bir zorunluluk olduğunu da ima etmektedir bu oyun.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;      Oğuz Arıcı&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Ocak 2010&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4609223860409138271-5113697982432036079?l=hagaragort.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hagaragort.blogspot.com/feeds/5113697982432036079/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hagaragort.blogspot.com/2010/01/hayaller-uydurmalar-rivayetler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4609223860409138271/posts/default/5113697982432036079'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4609223860409138271/posts/default/5113697982432036079'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hagaragort.blogspot.com/2010/01/hayaller-uydurmalar-rivayetler.html' title='HAYALLER, UYDURMALAR, RİVAYETLER…'/><author><name>Oguz ARICI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16000488492103639630</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_dAVtFQ05lCI/SxrHSE7ei2I/AAAAAAAAG30/4eREQ4AaNug/S220/Wroclaw-5-12-2009-+188.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4609223860409138271.post-192269784676418042</id><published>2010-01-05T18:06:00.004+02:00</published><updated>2010-01-06T22:52:24.541+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='&quot; Ben Pierre Riviere...&quot;'/><title type='text'>"Ben, Pierre Riviere..." Diyarbakır Turnesi Haziran 2006</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Senem Donatan&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;10 Haziran 2006&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Diyarbakır’daki ilk oyun öncesi epey gergindim, çünkü Erdem önceki gece çok az uyudu, her şey son anda netleştiği için uzun bir aradan sonra sadece iki kere prova alabilmişti İstanbul’da. Ve en önemlisi Celal İran’a gitttiği için bu turneye gelememişti.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Oyun için Serkanların düşündüğü yere gidince iyice panikledim. Yer tahmin ettiğimden çok daha gürültülüydü. Etrafta bir sürü çocuk bağıra çağıra oyun oynuyordu. Çevredeki apartmanlarda oturanlar sıcaktan kendilerini balkona atmış, açık havada muhabbet ediyorlardı. Oyun alanının hemen yanı başındaki kafeler tıklım tıklım doluydu. Tavla zarlarının sesleri okey taşlarınınkine karışıyordu. Bu cümbüşün içinde nasıl oynanacak bu oyun diye kara kara düşünmeye başladım. Bir yandan gerginliğimi Erdem'e çaktırmamaya çalışıyordum (ki bu benim için oldukça zor oluyordu), bir yandan da Celal’in yokluğunu hissettirmemeye çabalıyordum (ki bu zaten mümkün olmuyordu).&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Serkanların bizi ağırladığı evden çıkarken Hilal de ben de vücut çalışması kıyafetlerimizi giydik. Önceden anlaşmıştık, Erdem’le birlikte hazırlanacaktık oyuna. Erdem şaşırdı ama sanırım hoşuna da gitti bu durum. Oyundan önce bir apartmanın avlusunda üçümüz birlikte ısındık.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Oyun çok etkileyiciydi. Duygu’nun dediğine bakılırsa ben bütün oyunu ağzım açık izlemişim. Valla doğrudur. Gerçekten çok etkilendim. Bir kere bu oyun kesinlikle yerde oturarak, Erdem'in yakınında izlenmeli. Çok farklı bir etki oluşuyor, çok daha yakın hissediyorsun kendini Pierre'e. Tabii Erdem de seyirciyi kapsamak için canla başla uğraştı ve bunu başardı da. Etraftaki cümbüşe rağmen yaklaşık 50-60 kişi (ki çoğu ayakta) 50 dakika boyunca kopmadan izledi oyunu. En dikkatli izleyiciler de çocuklardı. Başta çocuklar pek rağbet göstermedi, oyun oynuyorlardı yan tarafta, ya da sakız, mendil filan satıyorlardı, sonra yavaş yavaş hepsi oturup izlemeye başladı. Hatta konuşan olursa birbirlerini susturuyorlardı, o denli pür dikkat izlediler. Zaten oyundan hemen sonra Erdem'in başına üşüşüp konuya dair detaylı sorular soranlar da yine çocuklar oldu.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Oyun başlamadan önce gelen seyirciler Erdem'in oyun alanının önünü yarım daire şeklinde kaplamıştı. Oyun başladıktan sonra gelenler Erdem’in arkasına oturdu, böylece Erdem’in her yanı seyirciyle kuşatıldı. İzleyenler arasında bir de köpek vardı. Köpek bir ara oyun alanına girip Erdem’e saldırdı. Neyse ki köpeğin sahipleri hayvanı kontrol altına alıp alelacele oradan uzaklaştırdılar. Erdem’in köpeğe herhangi bir tepki vermemesi –korkudan biraz olsun bile irkilmemesi- seyircinin Erdem’e olan hayranlığının bir kat daha artmasına sebep oldu. Oyunun sonunda Erdem köpek ve sahiplerinin boşalttığı yere oturarak seyirci çemberini tamamladı. Önce kimse anlamadı oyunun bittiğini. Erdem kafasıyla birine selam veren kadar herkes meraklı gözlerle Erdem’e baktı, acaba oyun devam edecek mi yoksa burada bitecek mi diye. Erdem ise “valla benden bu kadar” dercesine naifçe gülümsedi. Akabinde ortalıkta bir curcunadır koptu. Seyreden herkes -çocuklar başta olmak üzere- Erdem’in başına üşüştü.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Seyirciyle bundan daha öte bir buluşma düşünülebilir mi? Bugün böyle bir deneyimin parçası olduğum içim kendimi çok şanslı hissettim.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;11 Haziran 2006&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Diyarbakır’a gitmemizin “Ben Pierre Riviere…” oyununun gösteriminin yanı sıra ikinci bir amacı da vardı: Serkan vasıtasıyla daha önceden ilişkiye geçtiğimiz Diyarbakırlı tiyatrocu arkadaşlarla bir atölye çalışması yapmak. Niyetimiz Grotowski, Meyerhold, Barba gibi 20. yüzyılın büyük tiyatro adamlarının kuramlarından ve çalışma yöntemlerinden hareketle, yaklaşık bir senedir üzerinde yoğunlaştığımız beden ve ses çalışmalarında edindiğimiz deneyimleri Diyarbakırlı tiyatroculara aktarmaktı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;İlk günkü muhabbetler sonucu fark ettik ki, Diyarbakır’da tiyatro yapan bir sürü kişi var ama hepsi proje odaklı bir araya geliyor ve hemen sonrasında dağılıyor. Tıpkı “Dünyanın En Güzel Hikayesi” (DEGH) oyununun kadrosu gibi. Serkan'lar DEGH kadrosu olarak oyundan sonra bir kere bile bir araya gelmemişler. Diyarbakır’da karşılaştığımız amatör-profesyonel tüm tiyatrocuların tiyatro algısının son derece bireysel olması, bizi yaptıracağımız atölye çalışmasının dramaturjisini "tiyatro kolektif bir sanattır" şeklinde kurgulamaya yöneltti. Atölyede ortak ritmi, yanındaki oyuncularla etkileşimi hedefleyen çalışmalar yaptırdık. Sınırların birlikte zorlanmasını vurguladık.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;12 Haziran 2006&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Erdem ikinci oyun öncesinde prova alamadı. Atölye çalışmasını saat 17:30 gibi bitirdik ve oyun saat 19:00'daydı. Erdem'e "istersen katılma atölye çalışmasına" dedik ama o katılmak istedi. Zaman probleminin dışında sahne de oyunun yapısına pek uygun değildi. Bir kere sahne ile seyirci koltuklarının ilk sırası arasında neredeyse 3 metre boşluk vardı. Ayrıca akustiği de kötüydü salonun. Bir de klimayı kapatmayı unutmuşuz, Erdem’in sesi klima sesini aşıp da bize ulaşamadı çoğu yerde. O yüzden Erdem'le seyirci arasında arzulanan iletişim kurulamadı. Tabii çoğu kişi oyunu önceden sokakta, Erdem'in dibinde seyrettiği için oradaki sıcaklığı aradı, ama bulamadı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;13 Haziran 2006&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Oyun alanı gerçekten mahrem bir yer. Hiç tanımadığın kişilerle bir anda beklemediğin bir yakınlık kurabiliyorsun, güçlü bir etkileşime geçebiliyorsun.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;14 Haziran 2006&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Diyarbakır’daki atölye çalışması kendi açımdan önemli bir deneyim oldu. Unuttuklarımı hatırlamama, bildiklerimi yeniden başka koşullarda keşfetmeme vesile oldu. Ancak katılanlar açısından ne gibi bir etki oluşturduğunu tam kestiremiyorum.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4609223860409138271-192269784676418042?l=hagaragort.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hagaragort.blogspot.com/feeds/192269784676418042/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hagaragort.blogspot.com/2010/01/ben-pierre-riviere-diyarbakr-turnesi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4609223860409138271/posts/default/192269784676418042'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4609223860409138271/posts/default/192269784676418042'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hagaragort.blogspot.com/2010/01/ben-pierre-riviere-diyarbakr-turnesi.html' title='&quot;Ben, Pierre Riviere...&quot; Diyarbakır Turnesi Haziran 2006'/><author><name>Celal Mordeniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02406079682921185986</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_R-RGJHNzG0g/S0To61EoqYI/AAAAAAAAGMY/TBTVHqQR1bE/S220/Resim+099.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4609223860409138271.post-6756280433183498921</id><published>2010-01-05T16:34:00.004+02:00</published><updated>2010-01-06T21:36:11.301+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tiyatro Kampı'/><title type='text'>İznik Kampı Üzerine Bir Değerlendirme</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"   style="  color: rgb(51, 51, 51); font-family:Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;font-size:11px;"&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal; white-space: pre; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Kerem Eksen  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;5-20 2006 Agustos tarihleri arasında gerçekleştirdiğimiz İznik kampını planlarken başlıca hedefimiz gerek mekânsal, gerekse zamansal anlamında alıştığımızın dışında bir düzen oturtmak, gündelik hayatın zorunluluklarından kısa bir süreliğine de olsa kurtulmak, bu sayede elde edilecek yoğunlaşmayı da sanatsal üretime yönelik bir çalışmaya yöneltmekti. Kamp süreci, ortak üretimde bulunan insanların birlikte yaşayabilmelerini ve gündelik hayatı uyum içinde paylaşabilmelerini zorunlu kılması nedeniyle söz konusu sanatsal amacın ötesinde amaçlar da içeriyordu. Bu on beş günlük çalışma döneminin, katılımcıların gerek sanatsal gerekse toplumsal anlamda zorlanacakları, alışkanlıkların bir nebze de olsa bir kenara konacağı, kısacası bireylerin her anlamda kendilerini eğitecekleri ve dönüştürecekleri bir süreç olması isteniyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geriye dönüp baktığımızda kampın bu sanatsal ve toplumsal boyutlarının bize kayda değer deneyimler yaşattığını söylememiz mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanatsal pratik açısından değerlendirdiğimizde, her şeyden önce böyle bir mekânsal ve zamansal yoğunlaşmanın sanatsal çalışmanın doğasında niteliksel bir farka yol açtığını görmüş olduk. Bu niteliksel farkı yaratan şey, çalışmaya ayrılacak bol vaktin bulunmasından çok, konsantrasyonun çalışma gündemine odaklanması ve böylelikle çalışma zamanlarının normalden çok daha etkin bir biçimde kullanılması oldu. Böylesi bir yoğunlaşma, 20. yüzyılın önemli tiyatro kuramcılarından Jerzy Grotowski’nin sürekli olarak vurgu yaptığı çalışma disiplininin boş bir düzenleyici unsur değil, oyuncunun bedeni, sesi ve imgelemiyle kurduğu ilişkiyi şekillendiren temel öğe olduğunu gösterdi. Toplulukta, belli yorgunluk sınırlarının aşılmasının ve belli konsantrasyon düzeylerinin yakalanmasının ne gibi sonuçlara yol açabileceğine dair bir fikir oluştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kampın toplumsal ilişkilerle ilgili boyutu da bizim açımızdan genel anlamda olumlu nitelikler taşıdı. İş bölümü, organizasyon, zamanlama gibi konuların kadroda ciddi ve kalıcı gerginliklere yol açmamış olması, bir tür “çalışkanlar-tembeller” ayrımının oluşmaması bizim açımızdan önemliydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geriye dönüp baktığımızda kampın eksik kaldığını düşündüğümüz boyutları ise şunlar oldu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kimi anlarda gündelik hayatın organizasyonu (yemek, bulaşık, temizlik vb.) diğer tüm konulardan daha büyük bir gündem işgal etti. Bu nedenle çalışma dışındaki saatlerde tiyatroyla ilgili konuların gündemde tutulmasında yer yer zorlanıldı. Özellikle mevcudun yüksek olduğu ilk hafta, gündelik hayatın planlanması çalışma dışı enerjinin büyük bir kısmını soğurdu. Bu da çalışmalardaki yoğunlaşmanın çalışma dışına taşınmasını zaman zaman engelledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4609223860409138271-6756280433183498921?l=hagaragort.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hagaragort.blogspot.com/feeds/6756280433183498921/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hagaragort.blogspot.com/2010/01/iznik-kamp-uzerine-bir-degerlendirme.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4609223860409138271/posts/default/6756280433183498921'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4609223860409138271/posts/default/6756280433183498921'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hagaragort.blogspot.com/2010/01/iznik-kamp-uzerine-bir-degerlendirme.html' title='İznik Kampı Üzerine Bir Değerlendirme'/><author><name>Celal Mordeniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02406079682921185986</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_R-RGJHNzG0g/S0To61EoqYI/AAAAAAAAGMY/TBTVHqQR1bE/S220/Resim+099.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4609223860409138271.post-7772787934175105738</id><published>2010-01-05T16:31:00.003+02:00</published><updated>2010-01-06T21:37:11.645+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tiyatro Kampı'/><title type='text'>İznik Kampı - Çalışma Günlükleri - Esma Şenel</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"   style="  color: rgb(51, 51, 51); font-family:Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;font-size:11px;"&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;5 Ağustos 2006 &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;Saat 8.30’da uyandık. İlk çalışmaya 9.00’da evin önündeki alanda karışık yürüyerek başladık. Gülden, boyun, omuz, bel, diz ısıtma yaptırdı. Güneşe selam hareketlerini yaparken başı döndü. Biz de karışık yürüyerek devam ettik. Hareket doğaçlamaya başladık, kısıt veya belli hareketlerden doğaçlama değildi, serbest doğaçladık. Sonra daha çok denge zorlayıcı hareketler yaptık. Bunu birbirimizi izleyerek, kendi içimize dönmeden yapmaya çalışmamız gerekiyordu. Bir saat sonra Celal, “Bu günlük bu kadar.”, dedi. Tam ısınmaya ve açılmaya başlamışken çalışmayı bırakmış olduk. Aktiviteye doyamamış halde kendimizi göle attık, yüzdük. Tabii ben atlamadım, yüzmeye bile korkuyorum neredeyse!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra Erdem ve Suzan kahvaltı hazırladı, süperdi! O gün bulaşık sorumlusu oldum Duygu’nun yerine; Gülçin’le yıkadık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalışma yeri sorunumuz vardı. Öğleden sonra brenda (üzerine çeşitli espriler yapılmış, branda için kullanılan tabirdir) (!) alındı Orhangazi’den. İki kazık çakıldı ve sinema perdesinin önüne germeye çalıştık uzun süre – sonuç başarısızdı. Savaş’ın sabah bulduğu çalışma yerini görmek lazımmış meğer. Akşamüstü 17.30 gibi DSİ 1.Bölge Müdürlüğünün arazisine gittik. Bol çimlik alanda Gülden’in gösterdiği boyun, omuz, bel, diz çevirme hareketlerinden hareket doğaçladık. Ben önce bel, el bileği, boyun çevirme hareketleriyle başlıyorum. Yorulunca ya da hareket bulamazsam yine ona dönüyorum, benim karar hareketim gibi oldu. Erdem hep farklı yürüme, denge hareketleri yapıyordu, aslında onu izliyorum, takip ediyorum yani! Ben de o tür hareketler yapmak istedim. Önce kendimi yerlere attım, yuvarlandım, ellerimi ayaklarıma kavuşturdum, sonra engelli yürüme hareketleri yaptım. Ellerimle ayaklarıma tutunarak ilerlemeye çalıştım. Mühim olan hareketten harekete geçmek değil, o tekrarlanan hareketleri geliştirmekti. Böylece hareketten harekete geçiş ve vücut keşfi bir çizgi şeklinde ilerleyebiliyordu. Sonra düz ve ters taklalar eklemeye başladım. Bazı duruşlarda ilerlemekte zorlandım, denedim ama olmadı. Bir yerden sonra iyice açıldığımı hissettim, düşünmeden istediğim harekete geçebiliyordum, hem de daha fazla zorlayarak. Hareketleri birbirine bağlamak mesele olmamalı bence, çünkü diğerine geçiş zaten onun devamı olması gerekiyor. O zaman hem o hareketi zorladıkça zorluyordum – el ve kalça kullanıyorsam kafayı da eklemek, daha fazla bacağı atmak, vs – hem de yeni hareketler buluyordum. Çok iyi hissettim kendimi. Celal kesmeden, bir şey söylemeden izledi herkesi. Bir saat bu şekilde devam ettik, bir saatin sonunda tempoyu hızlandırıp, “ Kendinizi bırakmayın, şimdi açılmaya başladınız,”, dedi. Ayrıca, yapığınız hareketleri “vücut hafızanıza” alın, dedi. Hızlanıp bıraktık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ses çalışmasını Erdem yaptırdı. Sesimizi vücudumuzun çeşitli yerlerinde gezdirdik. Sonra sesi titreterek Kızılderilimsi sesler çıkardık, titretmeyi farklı bölgelerde gezdirdik. Bitirdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eve gelip dışarıdaki buzz gibi suyla duş aldık, ben kese bile attım. Ama çok üşüdüm. Hemen kurulanıp kalın şeyler giydim. Yemekte Senem’in müthiş soslu makarnalarını ve Efe’nin mercimek çorbasını hüplettik. Yemekten sonra açık hava sinemamızda Chaplin izledik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;6 Ağustos 2006 &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah 6.00’da kalktık, 6.30’da çalışma alanındaydık. Hava süper serin ve mis gibiydi. Çalışma çok verimli geçti. Önce dünkü gibi omuz çevirme, öne/geriye atma, diz/kalça çevirme, vs hareketleri doğaçlayarak başladık. Dünkü hareketlerimi daha zorlamayı hedefledim; ama daha çok onların tekrarı oldu. Yerde yuvarlanırken yaptığım hareketleri ayaktayken de yapmaya çalıştımsa da çok farklı hareketler bulamadım. Bir saat çalıştıktan sonra Celal bize 15 dk verdi ve bir hareket doğacı yapmamızı istedi. Çalışmanın kısıtı, hareketin tekrarlanabilir olması ve anlaşılabilmesiydi. Basit ve küçük hareketten başlayıp onu büyütme ve bazı hareketlerin devam ettirilmesi sağlanarak diğer hareketlere gibi bir hareket çizgim vardı ve tabii ki yerlerde yuvarlanmazsam olmaz! Herkes sırayla gösterdi. Celal, bir konsept olmasının daha önemli olduğunu söyledi. Erdem ve Gülden’de bu vardı; ama mesela İlke’nin iki bölüm gibiydi bu açıdan. Efe’ninkinde ise somut bir imgeden yola çıkılmıştı (omuz ve ayaklarından iple çekme hareketleriydi) ve bu tür somut imgelerin kullanılabileceğini söyledi. Suzan’ınki biraz dağınıktı. Kerem’in ok atmayı hatırlatan hareketleri enteresandı. Savaş’ınki de çok jimnastiksiydi bence.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra Celal teatral bir cümle bulmamızı ve bunu en az 7-8 kere tekrarlayacak şekilde az önce yaptığımız hareket setinin uygun yerlerinde kullanmamızı istedi. Yine 15 dk verdi. Benim cümlem “Kim bilir belki ne zaman”dı. Diğer aklımda kalanlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erdem’in “Bütün bunları anlattıktan sonra bana ne dedi, biliyor musun?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gülden’in “İşim var, beklemeyin”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mine’nin “Herkes uyudu, artık gidebiliriz”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efe’nin “Daha yeni büyüdüm”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Murat “Ne güzel bir gün”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kerem “Tasarım tasarladığım üzere kaynama noktasına geldi”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sezin “Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu”, vs.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cümlelerle hareketler bambaşka hale büründü gözümde, etkisi arttı. Cümlenin kelimeleri yer değiştirip bölünebiliyordu, bazı çalışmalarda bu şekilde kullanılmıştı. Bu çalışmayı da gösterdik ve saat 9.30’da bitirdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam çalışmasından önce, saat 15.00 gibi Kerem aktarımının ilk bölümünü yaptı – genel olarak tragedya ve felsefede ele alınan trajedi bilgeliğini anlattı ve tartışıldı. Mantık ve algımızı mümkün oldukça iptal ederek anlamaya çalıştık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat 18.00’de çalışma alanına gittik. Mobil disko biraz ötemizde cıstak müzik çalıyordu!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çalışma ağır tempoda geçti. Çalışmanın temel ilkesi bir hareketi yaparken diğerinin- yani tersinin düşünülmesi ve böylece kontrolün daha fazla sağlanmasıydı. Örneğin, aşağıya doğru eğilirken yukarı çıktığımızı düşünerek, sağa doğru uzanırken sola doğru gitmeyi düşünmek. Bunu yaparken sadece uzanmak yetmiyor, kontrol daha fazla kasları kullanarak gerçekleşebiliyordu. Gülden bu hareketleri elleri de katarak artırdı – elleri sıkışmış gibi açmak, bir şeyi aşağıdan yukarıya yukarıdan aşağıya taşımak gibi. Sonra bunları dengemizi bozacak şekilde doğaçladık. Bu hareketleri yaparken buna konuşma ya da harekete uygun olacak şekilde ses ekledik. Sesi vücudumuzda gezdirdik. Hareketi bırakıp sese devam ettik. Daire olup Erdem ortadayken ona iletecek şekilde “aaa” sesi verdik. Mesafeye göre ve alçalma-yükselmeye göre sesin şiddeti ve tınladığı yer değişiyordu. Yere eğildik, iki elimizin arasına bir top almış gibi kabul ederek, top vücudun neresine bakıyorsa orayı tınlatmaya çalıştık. Bir süre denedikten sonra yere yattık ve sesi titretmeye başladık. Herkes göğüsten dem sesi yaparken Suzan’dan başlayıp solo yapmaya başladık. Suzan’dan sonra sıra bana geldi. Erdem, daha da yükselt, dedi, yükseltmeye çalıştım ama çok zorlandım. İnce ve kalın seslere çıkmamı yönlendirdi, daha fazla inmemi ve çıkmamı istedi. İnce olarak acayip bir ses çıkardım, yüksek ve aşırı ince sesler çıkarabildim ve bir süre sonra rahatladım bu sesleri çıkarırken. 5-6 kişi de bu şekilde denedikten sonra, artık sırası gelen ayağa kalkıp daire içinde dolaşarak kendi çıkardığı sesi herkese yaptırıyordu, o sesi taklit etmeye çalıştık. Saat 20.00 civarı bitirdik. Sesim bayağı açılmıştı, o halde şarkı söyleyesim geldi. Çalışmadan sonra Erdem’e daha önce yaptığımız gibi şarkı söylemenin faydalı olup olmadığını sordum. O da, bunun sirk ya da şan dersi almaktan (yani uzmanlık olarak) bir farkı olmadığını söyledi ki Gülçin de dansı sormuştu. Barba diyormuş ki, bizim gündelik dışı teknikler kullanmamız gerekiyor – gündelik hayatta köprüde durmayız - oysaki bu türden teknik çalışmalar bize gündelik şeyleri yaptırmaktan öteye gitmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam tam bir ziyafet vardı. Mangalda patlıcan, tavuk, Hatay künefesi, patron Turgut’tan dondurma, bira, şarap. Patlayana kadar yedik. Turgut ve arkadaşları geldiler yemeğe. Onlar gidince, Kerem ses çalışmalarından söz açtı. Bu çalışmaların çok riskli olduğunu ve bire bir çalışma fırsatı olmadan, neyi yaptığımızı bilmeden bu çalışmaları yapmanın doğru olmayacağını, çünkü çalışmaların, tekniği oturttuktan sonra doğaçlama yapmaya yönelik olduğunu söyledi. Mine de buna benzer şekilde konuştu. Ancak, usta kavramı boşluğu hissedildiği için deneye deneye, yanlış yapa yapa bulabilmekten başka yapacak bir şey olmadığı söylendi. Kerem workshop’lara gidilip bu tür teknikler öğrenilebilir dediyse de Celal, kendisinin Erdem’le gitmedikleri workshop, okumadığı kitap, izlemediği CD kalmadığı cevabını verdi. Nitekim Erdem’le ikisi, Pierre çalışmaları sırasında bu çalışmaların üzerine daha fazla gidebilmiş, bu araştırdıkları yerlerden çalışmalar denemişler ve araklamışlar (örn Barba). Sezin, tekniği oturtmak için şan dersi alınabilir, dedi. Bunun üzerine Erdem de bana çalışmadan sonra anlattıklarını söyledi. Daha sonra ikinci hafta kalma konusu açıldı. Bu süre, İTÜ MT’nin sene içi çalışmalarının ilk çalışmaları olacağını konuşmuşlar daha önce. Daha önceki projelerin ne durumda olduğu soruldu. Senem, SAE*’de yaptıklarını anlattı. Har adlı romanla karşılaştırdılar. Ama şu an ikinci hafta üzeirnde çalışılmak üzere bir proje yok gibi görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;7 Ağustos 2006 &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat 9.00’da kalkıp 9.30 gibi vücut çalışmasına geçtik. Çalışmayı Savaş yaptırmaya başladı, Gülden esnemeyle devam ettirdi. 40 dk kadar rahatlatıcı kas gevşetici hareketler yaptık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat 12.00 gibi Kerem aktarımının 2. bölümünü yaptı, okuyacağımız kitaptan bahsetti (Nietzche- Yunan Tragedyasının Doğuşu). Kitaptan s. 25-28’i okuduk. Metnin anlaşılması çok zor; ama tek başıma hiçbir şey anlamazken birlikte okuyup Kerem’in açıklamaları ve ardından sorulan sorularla ve yapılan tartışmalarla daha anlaşılır oluyor. Bugün mitlerin yerini tutan şeylerin tartışması ve buna Anıtkabir ziyareti örneğinin verilmesi ilginçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okumadan sonra Celal herhangi bir tragedya metninden koro metni bulma ödevi verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17.30’da çalışmaya geçtik. Dizler kırık olacaktı bütün çalışma boyunca. Vücut açıcı hareketler ve ileri-geri denge bozma hareketleri yaparken kalça hizasını bozmadık. Biraz ısındıktan sonra Celal kalçayı ileri-geri hareket ettirme hareketi yaptırdı. Bunu yorulmadan yapmak gerekiyordu. Sadece bu hareketi yarım saat yaptık. Vücut sarsılmaya başladı öne, geriye kalça atışlarına baş da eklendi, hızlanıyor ve yavaşlıyorduk. Hareket artık tüm vücudun hareketiydi; ama dışarıdan bakan biri hareketin başlangıcının kalçadan olduğunu anlaması gerekiyordu. Bacaklarım dayanamıyordu ve bu yüzden kendimi çok kastım, kasılmaktan nefes alamıyor ve harekete devam etmekte daha da zorlanıyordum. Hareketi bırakmak asla istemiyordum ama acıya dayanamıyordum. Bir ara Celal, “Hiç bitmeyeceğini düşünün” dedi ve bir an nefes alıp rahatladım, artık nefes ve kas kontrolünü daha fazla sağlayabiliyordum (Bu an çalışmalarda önemli bir referans olacak ilerde ve Celal sürekli hatırlatacak). Zihnin hareketi kontrol edişini devreden çıkarınca her şey değişiyor, işte kanıtıdır. Bu kısım bitince, Senem benim fazla sarsıldığımı söyledi. Sarsılma ve kalçadan hareketi başlatmayı biraz abartmışım anlaşılan!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aradan sonra ses çalışmasına geçtik. Çalışmayı Celal yaptıracaktı, dairemsi (!) olmamızı istedi. İşaret verdiği an pes bir “aaa” sesi verip kestik. Sonra temiz, düz ses verdik. Bu sesi çıkarırken Celal, nerenizi tınlattığınızı değil, sesin hedefinin ne olduğunu düşünün, dedi. Yani, teknikten ziyade ses imgelemi önemli. Bu hedefi belirlememizi ve öyle ses çıkarmamızı istedi. Sonra kendi etrafımıza koruyucu kalkan yaptık sesimizle, buradan gittikçe hep birlikte bir balon şişirdik. Balonu şişirdikçe kendimizden başlayıp herkesi saran bir kubbe yaptık, sesin kapsama alanı arttı. Bunu sesi yükseltmek, şiddeti artırmak ya da inceltip kalınlaştırmak diye düşünerek değil, kapsayacak alan imgeleminden yola çıkarak yapmamız gerekiyordu. Önemli olan, bildiğimiz ve emin olduğumuz tek şey, “sesin çatallaştığı, boğazın gıdıklanmaya başladığı an biraz geriden alıp devam etmek”. Sonra Kerem ve Duygu’yla ayrı olarak çalıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de titreşimi hissedebileceğimizi hatırlattı. Bu titreşimi bütün vücutta hissetmek gerekiyor. Önümüze elimizi tutarak titrettik elimizi – ki sesle bardak kıran grup örneği verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aaa sesi verirken bunu frenlemeye çalıştık. Doğru yapabilmek için nefesi gırtlaktan değil diyaframdan kesmek gerekiyor. Tekrar hep birlikte aaa sesi verirken durdurup Suzan’a herhangi bir şarkı söyletti, ses tınısını Suzan’ın tonuna göre ayarladık, onu dinleyip eşlik eder bir ses olması gerekiyordu. Hep birlikte devam ettik. Sonra durdurup Erdem’e ve Duygu’ya da söyledi, ona göre ses verdik bu kez. Bu aaa seslerinin içinde ödev olarak verdiği metni okuttu bana. Tekrarladıkça daha yüksek ve hızlı söylemeye çalıştım, daha güçlü söylemem gerekiyordu. Daha sonra melodik söyle, dedi, anlayamadım. Benden sonra Sezin’e ve Erdem’e de okuttu. Erdem’inki örnek çalışma teşkil etti! Sesini vücudunun farklı bölgelerine götürüp fısıltıdan bağırmaya giden bir aralıkta metni yorumladı. Herkes bu şekilde metnini doğaçlayıp gelecekti. Kalın göğüs sesinden başlayıp sonra düz ve yüksekten alıp burun ve kafaya çıkararak değişik sesler denedim. Toplandık. Herkes kendi metnini pes ve düşük sesle söylerken, Celal’in işaret verdiği bu dem sesinde yüksek söylemeye çalıştı. Bana işaret verdiğinde yüksek sesle okurken parmak uçlarımdan bileklerime kadar uyuşma hissettim, kesmeden devam ettim ama bayılacağım zannettim. Arada Celal’e bundan bahsettim, nefesimi ayarlayamadığım için mi diye sordum. Celal, hiç böyle şey duymadım, esrimişsin, dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5 dk aradan sonra, bu metinleri melodik, tempolu, bağırırcasına (az önce yaptıklarımızdan bu tanıma uyacak benimki ve Efe’ninki olduğunu söyledi) söylenecek şekilde çalışmak üzere ayrıldık. Ben bu kez melodik kavramını yine anlamadım, şarkı gibi oldu sanki. Bir süre sonra herkesin ikili eşleşmesini, kendi metnini birlikte çalışmasını söyledi. Ben Gülçin’le oldum. Önce benimkini çalıştık, kendi yaptığım saçma geldi, Gülçin’e anlatırken utandım hatta. O yüzden birine anlatırken bir kez daha düşünerek yorumlamış oldum ve birlikte değiştirdik. Ancak birlikte söyleyemiyorduk, böyle olunca tınlatıcıları denemeyi de çok riske atmadık. Sonra Gülçin’inkini çalışacaktık; ama birkaç kez okuyabildik ancak, zaman yetmedi. Bu arada hava da iyice kararmıştı. Göl kenarına gidip dolunay ışığında gösterdik yaptıklarımızı. Ezberimiz olmadığı için kâğıttan okuduk, tabi bu herkesin çalışmasındaki etkiyi biraz azalttı. Bazı gruplar iki çalışmayı birden göstermişti, biz ancak birini gösterebildik diğerine az çalıştığımız için. Genel olarak ses uyumu ve senkron sorunları göze batıyordu herkeste. Bizimkine ek olarak, yapılanın seyirciyi yalayıp geçmesi, etki bırakması gerektiğini söylendi. Erdem-Dilan’ınki daha yakınmış Celal’in düşündüğüne. Efe-Savaş, Hacivat ile Karagöz gibiydi. İlke ve Kerem’inki daha deneyseldi; ama iki kişi olduğunu hissettiriyordu – ki biz topluluk için olacak şekilde demiştik- daha çok toplu bir uyum, tek tek kişilerin hissedilmediği; ama tek bir kişi de olmadığı bir koro olması gerekiyordu bu. Mesela Murat-Duygu ve Savaş’ın ve Efe’nin sesleri uymuyordu; ama Suzan ve Mine’nin sesleri çok uygundu. Senem-Sezin’inki daha tempolu olacak şekilde tekrarlatıldı. Yapılan çalışmalarda fark edilenler bu şekilde konuşuldu, aslında kimse nasıl bir şey olması gerektiğini kesin olarak bilmediğinden çalışma yaparak ve bunlar üstüne konuşarak bir şeyler çıkaracağız. Dolayısıyla herkeste farklı bir şeyler var; herkesin yaptığı bir parametre ve tartışma başlığı aslında. Bence hepimiz çalışma esnasında bunlar üzerine yeterince kafa yorup bir şeyler çıkarma çabası içinde olması gerekiyor ki yönelimlerin ne olduğu anlaşılabilsin ve tartışılsın. Aklıma, Erdem’in taaa Cimri çalışmalarının başlangıcında, Bilgi Üniversitesi’ndeki çalışmanın sonunda söylediği, hiçbir provanın boşa geçirilmemesi gerektiğini söylediği geliyor. Şu an çalışmaların bu şekilde geçirilmeye çalışılması, bir oyun çalışması durumundan daha önemli galiba.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;8 Ağustos 2006 &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suzuki atölyesinde yapılan çalışmalardan örnekler yaptık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Zorlayarak, arkadan bir şey çekiyormuş, bir kaya itiyormuş ya da tanrıyı görüp ona gitmek istenilmediği halde ona gidiliyormuş gibi, enerjiyi üçgen bölgesinde toplayarak yürümeye çalıştık.&lt;br /&gt;Herkes tek sıra oldu, yaklaşık 15 m gidip, seyirciyi sağa alarak onun önünden dönecek şekilde, odaklandığımız noktayı kaydırmadan geri dönüp aynı yerimize geldik.&lt;br /&gt;Dönerken postür alıp, onu koruyarak yürüdük.&lt;br /&gt;Postür alıp aynı yere gelince tekrar seyirciye önümüz gelecek şekilde, sadece el ve kol hareketleri yaptık – ritim ve hareketler değişken olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Aşağı çömelik, rahat ama “hazır” pozisyonundayız. İşaretle en yükseğe (eller serbest, bacaklar gergin, parmak ucundayız), ortaya (dizler kırık, sırt düz), alçak pozisyona (sırt düz, çömelik) pozisyonlara geçtik.&lt;br /&gt;Her kalkışa el-kol hareket postürü ekledik.&lt;br /&gt;Daire olduk, her pozisyon 10 sayışta başlangıç pozisyonuna inildi. Sonra sayma bırakıldı, hep birlikte ortak ritim alarak inildi, daha sonra Erdem’in karşılıklı işaret ettikleri birbirini indirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her pozisyona söylemek üzere Efe’nin repliğini çalıştık:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hekabe’nin gözcü rahibeleri!&lt;br /&gt;Görmüyor musunuz sahibenizin sessizce yere çömelmiş olduğunu?&lt;br /&gt;Yardım etmeyecek misiniz?&lt;br /&gt;Perişan olmuş ihtiyar kadını bu halde mi bırakackınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalpsizleeeeer!” (Troyalı Kadınlar- Euripidies)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce hep birlikte her pozisyonda söyledik, daha sonra Erdem’in işaret verdikleri bu repliği söyleyerek başlangıç pozisyonuna indi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Herkes göl yönünün tersine dönüp çömelik oturdu. Arkamızda bir duvar olduğunu kabul ederek, hızlıca ama frenleyerek dönerek ayağa kalktık. Bir sağdan bir soldan olmak üzere.&lt;br /&gt;Frenleyip durduğumuz anda repliği söyledik, tok ve güçlü!&lt;br /&gt;Repliği söylemeye devam ederken, DUR, DEVAM ET komutlarıyla repliği frenleme ve zamanında başlama – tekrar başlarken yine yüksek enerjiyle söyleyebilmek- çalıştık. Kesişler önce kelimelerden, sonra hecelerden oldu. Replik söylerken nefes almamız gereken yerlede bir ses çıkararak nefes aldık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pes sesten herkes söylerken Erdem bana bir melodi yap dedi, anlamadım. Celal ara verdirdi. Erdem’e ezik bir şekilde baktığımda, sorun değil, ben de anlamadım, dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aradan sonra tekrar “hazır” pozisyonuna geçtik. Efe, Murat dem sesi verirken biz yine kalkarak repliği söyledi. Sonra dem sesleri arttı, repliği söyleyenler azaldı, hatta en son İlke tek başına kaldı. Dem sesini üç farklı ton yaptık, bunu repliklere göre ayarladık. Erdem bizi veya İlke’yi zaman zaman durdurdu, durdurulmayan devam etti. Sonra replik söylemeye Suzan, ben, Gülçin, Sezin de katıldık. Demciler çıkardıkları sesi frenleme yaparak çalıştılar, onlar sesin bitişini frenlerken biz replik söylemeye girdik. Refleks, dikkat çok önemliydi; çünkü Erdem yine arada durdurup tekrar başlatıyordu, nerede kalındıysa o şekilde başlanması ve kesilmesi gerekiyordu! Eh, yaptık sayılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonra metinleri çalışmaya başladık, aynı çiftler olarak devam ettik. Repliklere hareket eklememizi istedi Celal.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gülçin’in sesi boğazından dolayı çok zorlandı, çalışırken sıkıntı yaşadı. Metinlerden sadece birine çalışabildik yine. Nefes alışları, bakışları, omuz ve ayak duruşları, hareketlerin senkronizasyonuna dikkat etmeye çalıştık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hava kararınca ateş yaktık, göl kenarında toplanıp çalışmalarımızı mehtap manzarasında gösterdik. Erdem ve Dilan iki metin çalışmışlardı, çalışmaları teknik açıdan çok iyiydi; ama her söze bir hareket bulunmuş gibiydi. Bizde ses uyuşmazlığı vardı. Celal, Senem ve Sezin’inkinin düşündüğüne en yakın çalışma olduğunu söyledi. Savaş-Efe ezber,vs sorunlardan tam gösteremediler. Ayrıca, klişe yapmakla yapmamak arasında kalmaktan bahsetti Celal, İlke-Kerem ve Dilan’da bunu fark ettiğini söyledi. Klişeden kaçmak için tekniği zorlamak gerekiyor, dedi. Zehra-Gülden’in sesleri zayıftı. Celal bunun için, cansız ve ruhsuz olmamalı, dedi. Aslında düşününce, günlerdir yaptığımız çalışmalarda döktüğüm terleri bu çalışmada o kadar dökmedim. Gülden buna ter farkı var diyor, Celal risk alınmamış yeterince diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan sonra herkes Antigone’den herhangi bir tirad – koro olmak zorunda değil- bulacak ve çalışacak. Çalışmayı bitirdik, yemekten sonra göl kenarında Savaş’ın bağlaması eşliğinde geç saate kadar şarkı türkü söyledik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;9 Ağustos 2006 &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah bolca güneşe selam yaptık. Gülden omuz indirme/kaldırma, baş sağ/sol, diz çevirme, kaça ileri/geri hareketlerinden doğaçlama yapmamızı istedi. Sonra ikişer gruplar olarak yaptık ve sırayla gösterdik. Benim Senem’le yaptığım hereketler, fazla doğaçlama olmamıştı, kısıt hareketlere fazla takıldık ve fazla değiştirmeden yaptık. Bazı gruplar ise hareketleri fazla değiştirmişti. Celal, çalışma bittikten sonra, “Tiyatro, gereksiz olduğunu düşündüğümüz şeyleri haklılaştırdığımız yer, rasyonalize düşünmediğimiz zaman yaratıcılık başlıyor.”, sözünü hatırlattı. Bir de çalışma sırasında bırakanlar olmuş biz devam ederken. Onlar için, mümkün olduğunca çalışmayı bırakmamak gerektiğini; ama bırakmak zorunda kalındığında çalışmayı bitirip seyirci konumuna geçmemizin daha iyi olacağını söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okumada, Nietzche’nin “Yunan Tragedyası Üzerine İki Konferans”ından koroyla ilgili kısımları okuduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam çalışmasına, iki ayaküstünde, ağırlığın ortada olduğu temel duruştan dengeyi sağa sola kaydırarak başladık. Bunu yaparken enerji harcayarak, kaslarla kontrollülük sağlayarak, yaptığımız hareketin tersini düşünerek yapmaya dikkat ettik. Ayrıca, kalçanın öne/arkaya atıldığı hareketi bir süre büyütüp küçülterek ve ortak tempoyu artırıp azaltarak yaptık. En hızlıdan en yavaşa geçince dengenin uç noktalarda bozulduğu hareketler yaptık. Bu hareketlere bir eli yere koyarak ve dört uzvu yere koyarak devam ettik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stilize yürümeye geçtik. Aniden birkaç adım atıp durduk –fren önemli-, ilerledikçe her duruşta bir postür almaya başladık. Murat ha sesi vermeye başladı ve böylece koşma ve durma ritmimizi ondan aldık. Daha sonra bu sesi kendimiz vermeye başladık, gittikçe hızlandık ve bu kez her duruşta dünkü Troyalı Kadınlar’dan aldığımız repliği söyledik. Alanı küçülttük ve postür vermeye devam ettik. İyice sıkıştığımızda durup sadece belli ritimle repliği söyledik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aradan sonra bağdaş kurarak oturduk. Celal, nefesten bahsetti. Diyafram nefesi diye ayırmanın yanlış olduğunu, bütünlüklü nefes almak gerektiğini vurguladı. Kasık, karın altından kontrol ederek tam nefes almaya çalıştık. Kesikli ve ani nefes alış-verişiyle devam ettik. Hep birlikte düz aaa sesi verdik. Göğüs sesine indirmeye çalıştık. Celal, Duygu ile 15-20 dk kadar ayrı çalışırken izledik. Duygu’nun günlük hayatta kullandığı sesi çatallı ve nodül varmış gibiydi. Çalışmanın ilk başında tınlatıcı değişimleri fark edilmiyor, sürekli gırtlaktan gelen bir ses duyuluyordu ve nefesini kontrol etmekte zorlanıyordu. Gittikçe daha farklı tınılar çıkarmaya başladı, farkı görmek ilginç!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra, hepimiz ellerimizi yere koyup eğilerek sesi karına indirmeye çalıştık. Benim arada oluyor. Sonra kafa arkasına ve üstüne çıkarmayı denedik, aradaki farkı anlamaya çabaladık. İlke’de keşiflerini bizimle paylaştı: “eu” diyince burna aldığını, “gn” diyine kafa gerisinde olduğunu söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu denemelerden sonra tınlatıcı geçişlerini kullanabileceğimiz bir doğaç yapmamızı ve buna denge hareketleri eklememizi istedi Celal. 15 dk çalıştık ve gösterdik. Suzan, Gülçin, Zehra, İlke göstermedi. Çalışmalar üzerine konuştuk. Gülden ve Dilan için duygulanım tehlikeli, daha çok teknik olmalı; Erdem’inki “zaten”; ama fazla teknik; Efe, Senem’in gırtlak kapalı, benim açık; Kürtün’ün fazla melodik; ama çok yükselmedi; Sezin ve Kerem’in melodik çalışmaları ise beğenildi. Bu konuşmalardan sonra, göğüs tınlatıp tok ve güçlü bir ses vermenin zor olduğunu, nasıl yapabileceğimi sordum, örneğin bugün topluca çalıştığımız replikleri söylerken yapmaya çalıştığımız gibi. Hep birlikte bunu denedik. Ben şunu fark ettim ve söyledim ki, kafanın arkasından getirip diğerlerine de dağıtınca daha yüksek çıkıyor. Celal de denedi; ama çıkardığım sesi uzun süre yapınca gırtlağımın acıyacağını söyledi. Denemeler ve muhabbetler arasında çalışma bitti. Hep beraber göl kenarına gidip ay manzarasını izledik –elma yiyerek. Dün geceden kalma şarkılardan söyledik. Akşam yemeğini iskelede yedikten sonra Caché (Haneke)’yi izledik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;10 Ağustos 2006 &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah, herkes kendi eklemlerini açtı ve güneşe selam yaptık. Dizleri çevirdik. Dizler öne/geriye farklı eğilme miktarıyla giderken ritme ve frenlemeye önem vermeye çalıştık. Bu hareketleri yaparken gittikçe parmak ucuna çıktık ve bunlar denge bozma hareketlerine dönüştü. Havada asılı kalır gibi zıplamaya başladık. Sağa/sola zıplayarak hızlandık ve denge kurmak daha da zorlaştı. Sonra bu haraketlerden doğaçlamaya başladık. İkişerli olup birlikte yapıp gösterdik. Ben Suzan’la yaptım, gittikçe çömelmeye geçen, birden yükselen zıplamalar yaptık – geçişler çok net olamadı; ama o geçişleri almak gerçekten zordu. Efe ve Murat’ınki komikti – “çak”ıyorlardı, Savaş’ın bedeninin üstü kontrolsüzdü; Suzan ve Dilan’ın sağlam yere basmadıkları söylendi ve yere sert düşüyorlardı. Düşüşü, dizler yardımıyla yumuşatmak gerekiyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam kalça hareketine devam ettik (hızlı-yavaş ritimli). Karşılıklı denge hareketleri yaparken birden dört ayaküstüne düşüp, tekrar eşleşip hareket doğaçlama yaptık. Hareketleri artık koroda kullanmaya uygun doğaçlamak istiyorduk. O yüzden artık yuvarlanma, konumu sabit olmayan hareketler yerine kendi yerimizde bir takım ritim ve denge göz önünde bulundurulan hareketler doğaçladık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk gün doğaçlayıp gösterdiğimiz set şeklindeki hareketleri düzenledik – konumu sabitleştirerek- ve toplandık. Biri daire içine girip hareketini diğerlerine yaptırdı. Dairedekiler harekete uygun – genelde ortadakinin ilk hareketi oldu – bir hareket yapıyordu, ortadaki kendi hareketlerine devam ediyordu. Örneğin, Sezin’in tokatlamalarının ilk aşamasını 4 ritim Sezin’le birlikte yapıyor, 4 ritim bekliyorduk. Senem’in hareketlerini yaparken de biz durduk, Senem devam etti, Senem durdu biz devam ettik. Ya da Senem’in ilk hareketini yaparken Erdem’in işaret vermesiyle Senem’in yaptığı harekete geçtik. Hareketi yavaşlatıp hızlandırdık ve Erdem’in hepimizi durdurduğunda aynı yerde birbirimizi yakalamamız gerekiyordu. İlk başta olmasa da Erdem uyardıktan sonra daha ortak yapmaya başladık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ara verdiğimizde DSİ yönetim kurulunun bizden rahatsız olduğunun, burada çalışamayacağımızın haberini aldık Celal’den. O durumda yapılan tartışmalardan çıkan görüşler, köylülerin bizden rahatsız olmaları, ses çalışmalarını – özellikle- tuhaf bulmaları. Hatta biz onlara göre paganız (erkekli-kızlı grup, vs), acayip ayin sesleri gibi sesler çıkarıyoruz, vücut hareketleri yapıyoruz – normal(!) bir tiyatro çalışması değildi, metnimizi ezberleyip “takıl”mıyorduk- (Fazlı, Sinan gibi insanlar olsaydı, köylüler bizi kesin çok severdi esprileri ve gülüşmeler..). Bir sürü yol düşündük yer için; mekanı terk ettik. Yine tartışma ve muhabbet devam ederken iki arada bir derede sopa çalışması yaptım Senem ve Murat’la. Sonra evin önündeki çeşitli alanlara yayılıp bulduğumuz metinlere çalışmaya başladık. Gülçin’le çok güzel bir göl kenarı bulduk, kuytu ve sessiz bir yer. Hatta şu an burada yazıyorum, burası benim mekânım oldu. Gülçin’le bir sürü şey bulduk, senkron ve ses uyumuna önem verdik. Metni söylerken sanki alttan davul sesleri geliyormuş gibi hayal ettiğimiz için, gazete kâğıdı bulup – daha yüksek ses için - üstümüze iliştirdik vücudumuza vurarak ritim tuttuk. Celal’e göstermek istedik, yarın herkese bakıp çalıştıracağını söyledi. Peki, diyip bitirdik ki herkes çoktan bitirmişti. Erdem ve Dilan bizden sonra yarım saat kadar daha çalışmaya devam etti. Bu arada, akşam bir baktım ki çalışmada ritim tutmak için vurduğum yerler mosmor!!! Nitekim Gülçin’inki de Akşam Kurdun Günü’nü (Haneke) izledik, enteresandı, beğendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;11 Ağustos 2006 &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah göl kenarındaki yumuşacık çimlikte çalışmaya başladık. Yoğun olarak denge çalıştık. Sağa-sola, öne-arkaya denge bozma, karşılıklı doğaç hareketlerle yapıldı. Celal çalışmanın ortasında müdahale etti. Çalışmada kendi kendinize asla kalmayın, içinize dönmeyin, başkalarını da görün, dedi. Ayrıca, çalışmayı bırakmayın, konsantre olmaya çalışın, diye uyardı. Biz de hemen birbirimize uygun hareket etmeye başladık. Çalışmayı bitirdikten sonra Celal demek istediğini açtı. Sıla örneğini verdi. Tek başına olduğunu ve başkalarını dinlemediğini ve bu yüzden hareketleri çok güzel yaptığını, kendisinin ise ona “Çok güzel yapma” dediğini anlattı. “Karşınızdakinin hareketinin aynısını yapmak zorunda değilsiniz, ortak yaşamda aslında bireyini eritme tehlikesi değil, ikna etme ve edilme açıklığı var. Nietzce’de tartıştığımız “ben imzası atma” meselesi, “ben”i yitirme korkusu oluyor. Kendinizin aşağı çekilmesinden korkmayın, sadece faydası dokunduğu zaman değil; kötü olduğunda da etkilenmeye açık olun”, dedi. Ben bunun nasıl yapılması gerektiğinden çok emin değilim (Bu konuşmayı ilerleyen çalışmalarda düşündüm, özellikle karşılıklı eşleşip doğaçlama yapma sırasında bunu mecburen düşünüyoruz; ama karışık hareket yaparken bunu her çalışmada bir kez daha düşünmek gerekiyor ).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra göle koştuk. Kahvaltıda ise dünkü film ve Haneke üzerine konuşuldu. Ayrıca, Radikal’in Kitap ekindeki Aslı Erdoğan’ın kapak resmi olması, verdiği pozlar ve yaptığı işten bahsedilirken, iyi olana hakkını vermek, ideolojik duruş konusu açıldı. Konuşma bu şekilde uzayınca, Celal, okuma yapmayalım, ikinci hafta ve sonrası üzerine niyetleri konuşalım, dedi. Benim, Mahmut’un ve Hilal’in ne yapacağını sordular. Sonra Cimri’yi oynayabilme ihtimali atıldı ortaya, şehir dışında oynama ve festivallere katılacak şekilde. Daha sonra konu dağıldı. Celal BÜO’daki garip yurt anılarını anlattı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat 15.00’de çalışmaya geçtik çimlerde. Dün çalıştığımız metinlere devam ettik. Celal her grubun yanına gidip izledi ve çalıştırdı/öneride bulundu. Gülçin’le ikimizin çalışmasından bazı yerleri attı. Bunun nedeni, bu hareketlerin metnin atmosferini bozması, metne uygun hareketler olmamasıydı. Metne geri dönün, ne anlattığını, nereye yöneldiğinizi (nöbetçi Kreon’a heyecanla ve korkuyla haber getirmiştir) düşünün, dedi. Biraz allak bullak olduk, bu yönde değiştirmeye çalıştık. Hareket bulmuş olmak için değil de uygun olması için düzenledik; ama yaptığımızdan emin olamadık. Celal tekrar geldi ve izledi; ama bu kez çok temel senkronizasyon, güvensizlik sorunları yaşadık – hareketleri değiştirince yeterince çalışamadığımızdan bütünlük içinde gösteremedik. Topluca göstermeye geçmemiz gerekiyordu artık. Önce Kerem ve İlke’nin atmosferik mekânında kendi çalışmalarını, sonra çimlik alanda Erdem-Dilan’ınkini ve Sezin-Senem’inkini izledik, geri kalanımız çalışmasını iskelede gösterdi. Öncelikle, son iki çalışmalardan, Suzan-Mine ve Gülçin-ben (sona kalan dona kalır misali) çok temel olarak kendimize güvenmediğimiz ve bu yüzden yapamadığımız yönünde eleştirdi Celal. Ayrıca, bizim çalışma da dâhil olmak üzere, metnin ne anlatmak istediğine uygun ses ve hareket doğaçlamak gerektiğini bir kez daha tekrarladı. Bu yönde Kerem-İlke’nin çalışması atmosfer kurma kaygısıyla yapılmıştı. Ancak, teknik zorlama konusunda biraz kararsızdık. Erdem-Dilan’ın çalışmasında sınırlar zorlanmıştı; ama bu Celal’in biraz önce söylediğiyle – metne uygun hareketler – pek uyuşmuyordu. Bu iki çalışma üzerinden konuşmaya başladık; çünkü Celal her ikisine de, iyi çalışmalar, demişti (ancak örnek teşkil ettiği durumlar birbirinden ayrı duruyordu). “Şu hareket çok teknikti”, “yook asıl o hareketle sayesinde yapılan ses tamamen atmosfer kuruyordu” gibi fikirler öne sürüldü. Sonuçta bu çalışmaların iyi-kötülüğü tartışılıyor gibi görünse de, aslında tüm çalışmaların bundan sonra ne tarafa yönleneceğini tartışıyorduk. Nitekim, her çalışma, daha önceki çalışmalara nazaran, senkronizasyon ve ses uyumu bakımından daha ileri bir seviyedeydi. Fakat Efe, çalışmalarda yaptığından emin olmadığını, anlayamadığını söyledi – ki aslında bu bence herkeste vardı az çok. Bu direnç önemli; ama biraz güvenmek gerekiyor sanırım gruba.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;12 Ağustos 2006 &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah denge çalışmaları yaptık yine, bu hareketleri parmak ucuna çıkarak yaptık. Herkes dağılıp denge zorlayan bir hareket doğaçladı. Celal, bir hareket seti yerine dengede durma, dengeyi bulma yapın, dedi çalışmayı keserek. Biz de yavaş ritimde her yöne doğru denge bozucu hareketler yaptık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat 14.00’de okuma yaptık. Sonra sesli olarak masa başında Antigone’nin tamamını okuduk. Kerem, “peki neden Antik Yunan, tragedya?” diye sordu (ODTÜ tarzı). Celal ise, Macbeth, ardından 1 senelik çalışmalardaki tartışmalar ve Grotowski’den sonraki sürecin devamlılığını sağlıyor, dedi. Burada Hint tiyatrosu ya da Moliere kampı da yapılabileceğini; ama bizim aslında Yunanlı olduğumuzu ve bize miras olduğunu ve bu yüzden bize yakın durduğunu söyledi. Tabi bu tartışma bu kadar değil; ama toplantıda kayıt tutulsaydı sanırım daha iyi olurdu; çünkü hatırlayamıyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün metinleri bitirmeyi hedefliyorduk. Öncesinde çalışma için sopa çalışması yapılacaktı. Senem ve Efe, Aleksiyev Levinski’nin biyomekanik atölyesinde öğrendikleri hareketleri gösterdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. sopayı sağ ve sol elle 180º döndürüp tutma (bu hareketten sonra Turgut’un getirdiği erzakları sopayla taşıma hareketi de yaptık )&lt;br /&gt;2. sağdan sola, soldan sağa 180º dönecek şekilde atma&lt;br /&gt;3. sağ ve sol elle ayrı ayrı ve sağdan sola/soldan sağa sopa atma hareketini bu kez 360º döndürerek yapma&lt;br /&gt;4. sopayı yere paralel olacak şekilde ortasından tutarak, elin üzerinde gezdirilmesiyle döndürme ve tutma (sağ ve sol elle ayrı ayrı)&lt;br /&gt;5. sağ elle sopanın ucuna yakın yerden yere dik olacak şekilde tutarak, dışa doğru otkas hareketini alıp içe doğru yarım dönme hareketiyle sol ele aktarma. Gidilen tarafın diğer ayağı içe doğru dönüyor; ama gövde düz. Hareketin devamında sağ elle başlanıp sol ele verildikten sonra, sopayı yine yere göre dik tuttuktan sonra içe doğru tekrar otkas alıp dıştan doğru el üstünde çevrilip tutulur. Sağda yine aynısı.&lt;br /&gt;6. yere paralel ve uca yakın tutulan sopanın kısa tarafı, bilek çevirme hareketinden kolun üstüne alınıyor, dirsek büküldüğünde sopa omuza alınıyor – tüfek alır gibi-, öne hamle yaparak boyun-kol yolundan sopa aşağı kaydırılır ve tam düşecekken tutulur (bir ayak arkada, duruş önde doğru, denge önde). Bu duruşta aynı hareket tekrarlanır, sopa tutulurken denge arkaya geçirilir bu kez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hareketlerde, sağ elde yapılan hareketlerde sol ayak önde, solda yapılan hareketlerde sağ ayak önde; sağdan sola/soldan sağa hareketlerde ayaklar yan yana ve her zaman birbirine paralel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ses çalışmasına geçtik. Çok düşük ve pes bir ses çıkardık. Hepimiz aynı sesi çıkarmaya çalıştık. Erdem herkesi tek tek dinleyerek farklı ses çıkaranları uyardı ve bir süre sonra gerçekten hepimizden ortak tek bir ses çıktı! Sonra işaret vermeden birbirimizden alarak sesi yükselttik. Bir kişi en düşükten yükseğe kadar çıkan bir ses verirken aniden durdurulup, geri kalanlar durdurulduğu anda verilen sesi vermeye çalıştı. Birkaç kişiye ses vermesini işaret etti ve o ses taklit edildi. Ses verenlerden daha fazla riske girmesini istedi. Sonra Erdem taklit etmemiz için ses verdi. Yine titreterek pes bir dem sesi verdi, hepimiz onu yaparken benim bu sesten ayrılmamı istedi. Ben heyecanlanıp hemen yükselmeye çalıştım. Celal gelip acele etme diye uyardı. Kafa ve burun tınlatıcılarına çıktım ama alt sesi dinleyemedim, ona pek uygun olmadı. Erdem bitirmemi isteyince hepimiz hmm’lamaya geçerek çalışmayı bıraktık. Celal, 20 dk boyunca konuşmayın, soğuk/sıcak içmeyin, dedi. Grotowski öyle yaptırırmış, ses dinlensin diye. Gülden söylemiş böyle yapalım diye Celal’e. Ama kimse fazla önemsemedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;13 Ağustos 2006 &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah 10’a çeyrek kala uyandım. Programa göre 10.30’da kahvaltıya oturmak hedefleniyordu. Herkes kendi çalışmasını yapacaktı. Çimlerin oraya gittim herkes yeni yeni uyanırken. Duygu, Dilan, Murat vardı. Önce denge, kalça hareketi, kol/el çalışmaya başladım. Sonra Gülden gelince bolca güneşe selam yaptık birlikte, iyice ısındım. Kol ve kalça çalışmaya devam ettim ve esnemeye geçtim. Hareket doğaçlayım dedim; ama tek başıma hareket doğaçlamak zor geldi, hem enerji vermek açısından hem de hareket bulmaya konsantre olmak açısından, kısacası tıkandım. Çok terleyip yoruldum; ama başkalarıyla yapsaydık daha enerjik olabilirdim. Yerde yuvarlanma, mum duruşu, amut,vs denedim. Zaten diğer gelenler de 15 dk yapıp bıraktı, ben ~40 dk yaptım. Herkes bırakınca – ki gelmeyen de vardı – ben de bırakıp göle girdim. Tam kanoya binecektim ki kahvaltıya çağrıldık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat 13.00’de çalışmaya geçtik okuma yapmadan. Kerem, Senem, Gülden ve Sezin’in buldukları tekrarlanabilir hareketleri yaptık. Sezin’in hareketini daireden dağılarak yaptık (ritim değiştirilebilirdi), iyice yavaşlayıp hızlandık ve ortada buluşunca yine orijinal harekete geçtik. Bu hareketlerin her birini yaklaşık 10 dk boyunca yapmıştık. Bu hareketleri yaparken ortak bir ses dahil ettik. Sesi harekete göre bozduk. Efe, Murat harekete farklı sesler katarak o sesi bize de yaptırdı. Daire olduk. Ortak bir ses bulunca, herkesin pes çıkardığı sese Gülden, Senem, Efe, Kerem “koro başı”lığı denedi – dem sesinin dışına çıkan ama aynı zamanda uyum sağlayan ses doğaçlayarak. Nefesin iyi kontrol edilmesi, acele edilmemesi ve dem sesinin dinlenilmesi gerekiyor kesinlikle. Sonra hmmm’layarak oturduk. Celal, “nefesin önemi, heyecanlanmama, acele etmeme, kasılmama, alt sese dâhil olabilme, birden çıkmayıp yavaş yavaş yükselme”den bahsetti. Sonra tüm hafta yaptığımız çalışmalardan bir doğaç yapıp bir hikâye anlatmamızı istedi. İlk aklıma gelen fiziksel eylem tarzı bir çalışma geldi. Araba bozulması hikâyesiyle commedia dell’arte tarzı bir çalışma yaptım. Herkes gösterdikten sonra çalışmalarda 3 farklı eğilim çıktı:&lt;br /&gt;Commedia dell’arte gibi somut hikâye anlatımı&lt;br /&gt;Soyuta yakın ama hikaye&lt;br /&gt;Tamamen soyut&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben, Murat (ki onun da araba hikayesi vardı ? ), Sezin, Dilan, Kerem (Turgut’un balonlarıyla), Savaş birinci grup; Erdem, Gülden, Senem, Efe, Mine ikinci grup; Suzan ve Zehra üçüncü grup idi Celal’e göre. Duygu ve İlke göstermedi. Bunun üzerine Celal’in söylediklerini şu şekilde toparlayabilirim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskiyi bırakıp yeni bir şey yapıyoruz diye görmemeli bu çalışmaları; ama kolaya (bilinenene) kaçmamalı. Çok dilli konuşabilmeli; ama bilinene ana dil muamelesi yapmamalı.&lt;br /&gt;Sadece kurgu yapıp vücut ve sesi buna uydurma şeklinde olmamalı, vücut da kurguya katılmalı. Vücut çalışması sahnede gerekli olduğundan yapılmamalı, faydacı yaklaşmamalı. İçten dışa, dıştan içe’nin daha gitmeli-gelmeli olması gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soyut çalışma yapın deseydim çalışma ne olurdu acaba, dedi. Aslında bu çalışmanın eğilimleri ortaya çıkarması için bilerek hikaye yapın demiş, bilinçli hataymış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine göl molası. Gidenler hazırlandı. Onlar gidince temizlik yaptık. Akşam “Paris, Teksas”ı izledik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;14 Ağustos 2006 &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalışma yapmadık, yorucu bir haftanın sonunda –Erdem de olmadığı için- ara verdik bir günlüğüne. Ama Senem’le korsan sopa çalışması yaptık, Efe ve Gülden de katıldı. Yeni öğrendiğim hareketler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. temel hareket: kesintisiz döndürme&lt;br /&gt;2. sağ ve solda sopayı yere dik tutarak 180º döndürme ve tutma&lt;br /&gt;3. sopayı sağ ayağın üstüne koyup çaça hareketi yaparak sol elde tutma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra bu hareketleri birbirine bağlamaya çalıştık, ki bence hareketlerin tek başına güzelliği değil bağlantısı ilgi çekici ve etkileyici. En son Efe temel hareketten alıp sağ elle sopayı fırlatarak ve birkaç takla attırarak sol elde tutma ve döndürmeye devam etme olarak bağladı. Onu yapmaya uğraştım, çok zor geldi, kafamı gözümü yardım uğraşırken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam değerlendirme gibi bir toplantı oldu. Bu bir haftanın nasıl geçtiği konuşuldu. Celal’in konuştuklarından anladığım kadarıyla, daha önce örgütlenmenin daha fazla vurgulandığı bir süreç vardı - İTÜS, Kadın Araştırmaları Grubu, vs ile. Ama bir süredir tiyatro yapmak daha fazla ön plana çıktı ve şu an bu kampa gelindi. Kampta farklı projelerin ortaya çıkabilmesi ve üzerine çalışmaya başlanılması hedeflenmişti. Ancak, bu bir hafta boyunca her şeyin birlikte yapılması vurgulandı: çalışmaların içeriği “birlikte yapma” vurguluydu; çalışma yapılmayan zamanlarda ise yapılan tüm yemek, bulaşık, temizlik işleriyle, 18 kişinin bir evde kalmasının sonucu ortaya çıkan “ortak” yaşam derdi söz konusuydu. Hatta hayat derdi, çalışma ve tiyatro gündeminin önünde geçti. Bu durumda ise gruplaşma ve projelerin çıkması mümkün olamadı. Çalışmalara bir harala gürele halinde geçilmesi bunun göstergesiydi bence. Sorumlu olduğum bir ikindi yemeği zamanında, okuma sırasında “Acaba ne hazırlasak” sıkıntısıyla kendimi veremediğimi, yemek işi biter bitmez hemen hazırlanıp apar topar çalışmaya geçtiğimi hatırlarım. Şu an baktığımda bunu nasıl çözerdik bilemiyorum; ama mesele sorumluluk alma değil zaten. Sadece bu sorumluluk işini biraz fazla abarttık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Celal, bundan sonraki hafta çok az şey çalışmak istediğini söyledi. Bir toplu koro ve bir de tek kişilik metin çalışmasını bir hafta devam ettirme kararı alındı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;15 Ağustos 06 &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah omuz çevirme hareketini bozmadan hareket doğacı yaptık. Doğaçlanan hareketten yine aynı harekete döndük. Temel hareketi devam ettirirken araya doğaç hareketi yerleştirdik. Çalışma yarım saat sürdü, bitirdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14.00’ta başlayan çalışma farklı başladı. Erdem, çalışmanın ne kadar süreceğini bilmediğini, kesilmeyeceğini, ara verilmeyeceğini, su içme-yemek yeme olmadan kesintisiz çalışılacağını söyledi. Sadece daire olarak durduk yaklaşık 5 dk ve konsantre olduk. Dengeyi sağa sola yavaşça kaydırarak ortak ritimli hareket ettik. Ani bir şekilde bu çalışmayı bırakıp, Erdem kafanızda ip var ve birisi sizi bu iple hareket ettiriyor diyerek hepimizi dağıttı. Sonra bu ipler kafa, göğüs ve kolda da oldu. İkişer eşleşerek kontrollü, karşılıklı ama zorlayan hareketler doğaçladık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplandık ve tekrar daire olup az önceki topluca ortak ritimli yapılan yavaş hareketlerden ani hareketlere geçtik. Önce Erdem’in işaret vermesiyle yapıyorduk, sonra ani olmasına rağmen Erdem işaret vermeden, birbirimizden ortak ritm alarak yaptık hareketleri. Devamında harekete ses de eklendi. Sesi frenlemeye çalıştık. Sonra yine Erdem’in çıkardığı sesleri taklit ettik, hareket ve ses birlikte devam etti. Hareketi bırakıp sese devam ederken, Sezin, İlke, Zehra ve ben bu sese dem sesi olarak devam ettik; diğerleri buna uygun ses doğaçladı. Onlar dem yaptı, biz doğaçladık. Biz dem sesini değiştirdik ve onlar da buna uygun doğaçlamaya devam etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dem sesine devam ettik hep birlikte ve isteyen bu sesten çıkıp solo ses doğaçladı. Erdem solo yapanlara imge verdi, bana gök gürültüsü, Efe’ye konuşan insan, Sezin’e kalabalık gibi. Ben yine dem sesine uygun yapamadım, imge kafamı karıştırdı biraz. Ara verdik. Herkes tek başına yapacağı, Antigone’den seçtiği- yeni metin olabilir- metinlerini çalıştı (daha önceki tartışmalarda konuşulanlar, eğilimler ve sorunlar üzerinden yönlenecekti); ama gösterilmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;16 Ağustos 06 &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah kendimizi açtık önce. Omuz çevirme hareketini bir süre birlikte yaptıktan sonra hareket doğaçladık. Sonra bunu ikişerli eşleşerek doğaçlamaya devam ettik. Birden ayrıldık ve en son yaptığımız hareketi ayı ayrı yapmaya başladık. Sezin’in hareketini (sağ ayağa eğil, sol ayağa eğil, öne-geriye omuz at, üç ritimde kelebek gibi yana doğru yürü) uzun süre birlikte tekrarladık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okumadan sonra 15.30’da çalışmaya geçtik. Konsantre olup beklerken Erdem’in ani hareketlerini hep birlikte yakalamaya çalıştık. Sabah yaptığımız Sezin’in hareketini tekrarlamaya başladık. Birlikte hızlanıp birlikte yavaşladık ortak ritimle. Belli bir ritme yükseldikten sonra biri ortaya çıkıp hareket doğaçlayacaktı. Yani etrafta dönenler dem hareketini yaparken, ortadaki deme uygun ama aynı zamanda o hareketten ayrılarak solo yapacaktı –ses çalışması gibi. Hemen hemen herkes çıktı. Ritmi düşürdük, kesmeden tekrar yükselmeye başladık yavaş yavaş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ara durduk, Erdem el çırptığında yere yattık, tekrar çırptığında kalktık. Çok ani yatış kalkışlar oldu zaman zaman, bırakmamaya çalışarak devam ettik. Erdem buna bir ses eklememizi istedi: düşüş ve kalkış süresince devam eden ve tersi de yapılabilen bir ses – daha sonra ses aynı zamanda yankılansın, dedi; ama anlayamadık-.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önceki Sezin’in hareketine tekrar başladık. Ritim yükselince herkes dağılıp bu harekete bir ses bulsun, dedi. 1-2 dk sonra toplandık, tekrar harekete başladık. Birisi Erdem işaret vermeden sese girecekti ve herkes bu sesi yapmaya çalışacaktı. Herkesin yaptığına emin olduktan sonra ortaya geçecek, az önceki hareket doğaçlarına bu kez ses doğacı da ekleyecek ve yine diğerlerinin yapmaya devam ettiği dem sesine ve ritme uygun olacaktı. Bu doğaçları yapan kişi, etrafındakilere enerji verecek, kendi içinde yapmayacaktı. Etraftakiler için çok yorucuydu, muhtemelen bu hareketi 1000 kere yaptık. Ben ortaya geçtiğimde, daha önceki tek başına ses veya hareket doğaçlamaktan çok farklı hissettim. Ses vücuda, vücut sese imgelem olmuştu ve daha rahat hissetmiştim kendimi. Gerçekten, vücut ve sesin teknik işi değil, imgelemle kurguya katılacağını bir kez daha düşündüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arada çalışmalar üzerine konuştuk. En çok deme uygun doğaç yapma konusunda kafamız karışık. Ritim mi önemli, melodi çok olmamalı mı, teknik ne kadar kullanabiliyoruz, hareket ve ses birbirine imgelem olabiliyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra koro çalışmasına geçtik, Bakkhalar oyunundan bir parça:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Asya karasından&lt;br /&gt;Kutsal Tmolos’tan&lt;br /&gt;Koştum koştum durmadan&lt;br /&gt;Durmadan yorulmadan, durmadan yorulmadan, durmadan yorulmadan....&lt;br /&gt;Tanrımız Dyonissos aşkına!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalışma çok yorucuydu, Erdem’in bulduğu hareketleri yaptık ve o da zorlayıcı hareketler bulmuş. Genelde pes bir ses kullandık, tekrarlar vardı ve tabii ki ortak yapmaya çalıştık ses ve hareketi. Çalışmayı 21.00’de bıraktık. Muhtemelen bunu Türsak’lıların belgeselinde kullanacağız?!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam Cieslak, Barba cd’lerini, Medea’yı, Terzo Pulos’un Bakkhalar, Herakles,vs oyun çalışmalarını izledik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;17 Ağustos 06 &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah çalışması topluca yapılmadı, kahvaltıya 10.00’da oturacaktık. 12’de okumaya geçtik, 14.30’da çalışma başladı. 5 dk konsantre olduk, herkes sırayla bir el hareketi yaptı, onu topluca taklit ettik. herkes istediği zaman aynı hareketiyle tekrar katılabilecekti; ama kimin ne zaman gireceğini kaçırmamak için uyanık olmak gerekiyordu. Sonra hareketler hızlandı. Derken, elin hareketlerinden doğan hareket vücudu yönlendirmeye başladı, elin gittiği yöne ve harekete uygun bir biçimde vücut da yönleniyordu. Herkesin hareketinin ayrıntısını yakalayıp o hareketi kendimizin kılmamız gerekiyordu. Sonra herkes elin ön planda olduğu bir doğaç yaptı. 10 dk çalıştık, gösterdik ve üzerine konuştuk (BKNZ. KAMERA ÇEKİMLERİ). Benimki yine atmaya kıyılamamamış halde, uzun ve iki bölümlüydü. Celal, tesadüfi olduğunun; ama başlayan ve biten bir hareket olduğunu hissettirmesi gerektiğini söyledi; yani hareket+hareket+hareket.. olmamalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koro çalışmasına geçmeden yine 5 dk konsantre olarak başladık. Bütünlüklü nefes aldık, düşük pes ve ortak bir ses vermeye başladık. Aşağıya eğilirken bu sesi verdik, öne giderken yükselttik, yukarıya giderken kafa sesi verdik. Sonra oturarak yine ilk pes sesi verirken yavaş yavaş kalkıp sesi yükselttik, daha yukarı çıktıkça tekrar düşürdük. İmgelemimiz rüzgarın sesiydi, arada duyulur hale gelen arada duyulmayan rüzgar sesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonra dağılıp dünkü repliklere koro önerisi olacak şekilde hareket ve ses doğaçlamaya ayrıldık. Çalışmayı dışarıdan izleyenler yüzünden çimlik alanı terk edip evin önündeki alana geldik. Erdem herkesin yanına gelip izledi, birlikte bazı hareketleri yaptı. Toplandık; ama göstermedik. Erdem, yaptıklarımızı birleştirmeye çalıştı, hep birlikte yapmaya çalıştık. Yapılan solo seslerin ağıt gibi olduğunu söyledi Celal, halbuki bu bir coşma ayiniydi. Sonra biz coşmaya başladık yaptığımız hareketlerle!! Celal “bu coşmayı hatırlayın, yarın buradan devam edeceğiz” dedi ve bitirdik çalışmayı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam Dogma 2: İdiots’u izledik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;18 Ağustos 2006 &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık sabah açılmasını herkes kendi yapıyor, Gülden’le 100’e yakın güneşe selam yaptık. Sonra dayanamayıp kendimizi göle attık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okumadan sonra 14.30 gibi geçtiğimiz çalışmaya sopa çalışarak başladık. Önceki hareketleri tekrarladık ve yeni hareketler olarak benim tatil günümüzde Senem ve Efe’den korsan çalışmayla öğrendiğim hareketleri gösterdiler. Ben de daha iyi yapmaya çalıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aradan sonra daha önce göstermediğimiz tek kişilik metin çalışmalarına devam ettik, yaklaşık yarım saat çalışıp gösterdik. Çalışma sonunda, benimkinde bildiğimiz dans ve şarkıya kayma eğiliminin yanlış olduğunu söyledi Celal. Duygu’nun da vücut kullanımı kontrolsüzdü, dedi. Onun dışında herkesin çalışmasının, şimdiye kadar yapılan tartışmaların ve çalışmaların devamı bağlamında iyi bir seviyeye gelmiş olduğunu söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonra toplu koro çalışmasına geçtik, bir koreografi çıkarmaya çalıştık, kodlama ve senkron sorunu var. Yarın çekim olacakmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;19 Ağustos 2006 &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12’de okuma yapacakken çekim ekibi Gökhan, Koray ve Özden geldi. Saat 13.00’te okumayı yapıp, planladığımız son bölümü bitirerek çalışmaya geçtik. Dün yaptığımız koreografideki senkron sorunlarını halletmeye çalıştık. Sayıyla kodlamak yerine birinin işaret vermesini kullanmaya çalıştık, böylece ortak ritime daha çok yaklaşılıyor. Çekimde kadınlar olacakmış sadece, Senem, İlke, Duygu, Gülden, Sezin ve ben kostümleri de giyip çalıştık. Erdem’in doğaçladığı ve solo attığı yerleri biz yapamadığımız için, o da sesiyle katıldı. Kerem de daha sonra Dyonissos oldu! Sahnede bize vişne suyu şarabı tattırıyordu ? Birkaç yeni sahne çalıştık; ama tamamen sinema mantığıyla; aksiyon, devamlılık, ritim, ses önemi minimum seviyedeydi; çünkü kamera çok ön planda! Akşam sekize kadar çekimler devam etti. Yemekten sonra ateş etrafında dans sahnesi çekilecekti. Erdem, maske takıp satir oldu, Kerem de tanrıydı yine. Çekimin bir arasında kafamı evin önüne doğru tesadüfen çevirdiğimde, bütün köy halkının çekimi izlemeye geldiğini görünce çok komik bir durum içinde olduğumuzu hissettim. Çekim bitince İlke’nin yaptığı süper pançları içtikten sonra ses kayıtları yapıldı ve yorgunluktan ölmüş halde çalışma gecenin bir yarısı bitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün çalışma yapmadık. Ev toparlama, biraz göl tatili ve yolculuk derdiyle İznik’ten ayrıldık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esma Şenel&lt;br /&gt;24 Ağustos ‘06&lt;br /&gt;İstanbul&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4609223860409138271-7772787934175105738?l=hagaragort.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hagaragort.blogspot.com/feeds/7772787934175105738/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hagaragort.blogspot.com/2010/01/iznik-kamp-calsma-gunlukleri-esma-senel.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4609223860409138271/posts/default/7772787934175105738'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4609223860409138271/posts/default/7772787934175105738'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hagaragort.blogspot.com/2010/01/iznik-kamp-calsma-gunlukleri-esma-senel.html' title='İznik Kampı - Çalışma Günlükleri - Esma Şenel'/><author><name>Celal Mordeniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02406079682921185986</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_R-RGJHNzG0g/S0To61EoqYI/AAAAAAAAGMY/TBTVHqQR1bE/S220/Resim+099.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4609223860409138271.post-1886597904745511828</id><published>2010-01-05T16:27:00.000+02:00</published><updated>2010-01-05T18:50:08.368+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tiyatro Kampı'/><title type='text'>Bir çaylağın gümüşlük güncesi.......</title><content type='html'>&lt;h1 style="text-align: left;line-height: 150%; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal; line-height: normal; "&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; Ayşe Bayramoğlu 2007&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;  &lt;h1 style="text-align: left;line-height: 150%; "&gt;&lt;u&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;temmuz 28, gümüşlük&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/u&gt;&lt;/h1&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyText" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Sabah 9.30, akademiye inen tozlu yolda sırt çantalarımla yürüyorum. 10 dakika sonra sağa sapan patikanın dibinde neredeyse göremeyelim diye yerleştirilmiş ‘gümüşlük akademisine hoş geldiniz’  tabelasını zor da olsa fark ediyorum. ‘buyurun, kimi aradınız?’  Çok, çok zayıf bir adam (sonradan adının Ahmet Filmer olduğunu öğreneceğim). Belli ki yeni uyanmış, tane tane diyorum ki ‘Ben seyyar sahnede ekibindenim.’  Karşımdaki kır saçlı çok zayıf adamın yüzü aydınlanıyor, beraber yürüyoruz. Etrafta bolca yabani meşe var, kuş sesleri cırcır böceklerinin sesleri birbirine karışıyor. Ekip uyanana kadar lokalde bekleyebileceğimi söylüyor. O gittikten sonra etrafı kolaçan ediyorum; sahneye, sahnenin arkasındaki gölete, gölette yüzen balıklara, kurbağalara, göletin üzerinde uçuşan yusufçuklara hayretle bakıyorum. Huzurlu bir yerdeyim. Lokale dönüp penguenimi elime alıyorum, son sayfaya gülerken Kerem geliyor. Kalacağımız odaları gördükten sonra yeniden lokale dönüp yazmaya başlıyorum. Çok sürmeden ekip uyanmaya ve akademiye ulaşmaya başlıyor. Hemen hemen tamamlandıktan sonra kahvaltı hazırlığına girişiyoruz. Ananas en önemli besinimiz. Bal, armut pekmezi, zeytin, peynir, ekmek, çay kapış kapış gidiyor. Kahvaltı sonrası oda ve görev paylaşımı başlıyor. Herkes iş başına! Odalar temizleniyor, mutfakta kullanılacak alet edevat seçiliyor, birkaç günlük yemek pişiriliyor. İşi biten mutfağa iniyor, herkesin dilinde ‘Denize mi gitsek?’ sorusu. Tam ‘Hadi bir kısmımız gidelim.’ denmişken sahneye çakılacak olan mdf’ler geliyor, erkekler iş başına. Çakması uzun süreceğinden sadece kamyondan indirmekle yetiniyorlar bugünlük. İşler bitince Ege ve Senem’in arabalarına doluşup Gümüşlük’ ün merkezine denize girmeye gidiyoruz. Önce tavşan adasına meraklı ve telaşlı bir koşu, sonra plaja yöneliş ve sonunda denizdeyiz. Eğlence biter bitmez yine mutfaktayız, günün yemeği mercimek çorbası içiliyor ve toplu halde domatesler, soğanlar, biberlerle uğraşıyoruz. Derken gece bitiyor, yarın sabah kalkış 9.30.&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyText" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyText" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;i&gt;&lt;u&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;temmuz 29, gümüşlük&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/u&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;o:p&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Söylentilere rağmen böceksiz, sineksiz ve kedisiz, son derece huzurlu bir gece geçiriyorum. Sabah 8 de Senem’in ‘Hadi denize!’ çağrısıyla yataktan fırlayıp gelecek günlerin sabit deniz tayfası olarak arabaya doluşuyoruz. İstikamet Akyarlar. Yarım saatlik bir yolculuk sonunda buluyoruz, yarım saat yüzüp geri dönüyoruz ve yolda Akyarlar’ı bir kez görmenin yeterli olduğuna karar veriyoruz. Kahvaltının spesiyali omlet hepimizin gözlerini parlatıyor.  Kahvaltıdan sonra Celal programı açıklıyor. Sadece akşam çalışmasının saati belirli olacak, geri kalan zamanlarda tüm ekip öz disiplin oluşturabilmek için bireysel çalışmalar yapacak. &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Bu akşam çalışma yapılacağı söylentisi dolaşıyor. Yemek tayfası olarak üretime devam ediyoruz. Açık mutfağımıza bulaşık makinesi taşınıyor ve Latife Tekin denizden dönünce bir buzdolabımız olacak. Sahnenin mdf ile kaplanması uzun bir süredir devam ediyor. Börekler pişti, bu akşamki çalışmadan umudumu kesmek üzereyim.&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Az sonra Oğuz’un ateşlendiğini öğreniyoruz, güneş çarpmış diyorlar. Saat 8 gibi ‘Giyinin, çalışma başlıyor.’ haberi geliyor. Erdem eşliğinde uzun uzun denge çalışıyoruz. Oğuz da bizi izliyor, ama bu ona pek iyi gelmiyor, dengesiz halimiz Oğuz’un midesinin bulanmasına sebep oluyor ve bizi terk edip odasına kaçıyor. Denge çalışmasının ardından ses çalışmasına geçiyoruz. Açık havada çok daha özgür sesler çıkarabildiğimi fark ediyorum. Urfa türküsünü söylerken üşümeye başlıyoruz, Erdem halimize acıyıp çalışmayı bitiriyor. Celal ve İlke, Oğuz’u hastaneye götürüyorlar.&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;o:p&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;i&gt;&lt;u&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;temmuz 30, gümüşlük&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;i&gt;&lt;u&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="text-decoration:none"&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Oğuz enfeksiyon kapmış, şimdi daha iyi. Hep beraber kahvaltı ediyoruz. Kerem’in gözü gibi baktığı armut pekmezi, yine Kerem’ in kazara gündeme oturtmasıyla kıymete biniyor ve göz açıp kapayana kadar bugünkü pekmez hakkımız da bitiyor. Masaları gölgeye çekip çay – kahve - gazete faslına geçiyoruz, halimiz Celal tarafından ‘seyyar cafe’ olarak adlandırılıyor. Kağıt kalemimi elime almışken Celal’in gözüne çarpıyorum ve ‘Günlüğü de tut bari sen.’ diyor. Haberi yok, ben o işe çoktan başladım. &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Hava çok sıcak, gölgelik bulan bireysel çalışmasına başlıyor, bütün ağaç altları dolu.  Mdf’lerin gölgeye kaçma gibi bir lüksleri olmadığı için sıcaktan şişmişler. Önce onların yeniden çakılmalarıyla, ardından da üzerlerine serilecek olan tangram(!) muşambayla uğraşıyoruz uzun uzun. Bulmaca çözülebilecek gibi değil. Evire çevire, çeke uzata doğru forma en yakın çözüme ulaşıyoruz sonunda. Kısa bir temizlik, ardından Erdem eşliğinde yine denge ağırlıklı çalışmaya başlıyoruz. Sonra Celal akışkanlık ve ekip uyumu sağlamak için tek kişiyle başlatıp hepimizi tek tek ekliyor çalışmaya. Ses çalışmasının da aynı uyumu içermesi gerektiğini söylüyor. Kerem eşliğinde yaptığımız ses çalışmasından sonra ‘Herkes bir sayı söylesin.’ cümlesiyle Mantık al-Tayr’daki kuşları dağıtıyor Celal. Hareket ve melodiyle onların özürlerini çalışmaya başlıyoruz. &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Hazır olanlar sunumlarını yapıyor, biz hazır olmayanlar mazeret bildiriyoruz. Celal İlke’nin hareket dizisinin netlik ve sadelik bakımından istediğine en yakın dizi olduğunu söylüyor. Melodilerimize destek olması için doğadan müzik aletleri araştırmamızı isteyerek çalışmayı sonlandırıyor.&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;o:p&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;i&gt;&lt;u&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;temmuz 31, gümüşlük&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;o:p&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Kendimize yeni bir plaj bulmak için 8.30da yollardayız Senem ve değişmez deniz tayfası olarak. Bu kez 10 dakikada amacımıza ulaşıyoruz, Kadı kalesi çok yakınımızda. Kahvaltıdan sonra Oğuz  “Antik Yunan Tragedyasında ölçülülük ve uyum” başlıklı tezini sunuyor. Sunumdan sonra akşam yemeğine kadar yine herkes için serbest çalışma zamanı. Bu arada varlığıyla bizi çok sevindiren bulaşık makinesinin bozuk olduğu anlaşılıyor. &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Akşam çalışmasından önce Celal beste yapmak üzerine bilgiler veriyor. Matematiğin öneminden bahsediyor, tekrar yapmanın gerekliliğinden ama doğru şeyi tekrar etmenin öneminden, yani nakaratın ne olacağına doğru karar vermemiz gerektiğini söylüyor. Melodiyi oturtmak için hece sayılabileceğini söylüyor İlke, ‘Başlangıç cümlesini doğru belirlemek lazım.’ diyor. Tekrar eden bir ritim bulunmalı, bu önemli. Bahsedilen matematiğin hareket çalışmalarında da kullanılması gerektiğini, akışkanlığın ancak böyle sağlanabileceğini söylüyor Celal. Hareketin de belli bir ritim ya da ritimler yardımıyla yapılması gerektiğini söylüyor. Beste – ve tüm yaratı ürünleri- düşünerek yapılabilecek şeyler değil, yapa yapa deneye deneye, bilmeden içinden aka aka bulunur. Beynimizi ne zaman devreden çıkarmamız ya da arka plana atmamız gerektiğini bulsak iş çözülecek gibi, ya da bulsam.&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Ses çalışmasında yine bir dem üzerine doğaçlamalar yapıyoruz ve arkasından İstanbul şarkısını söylüyoruz. Celal herkesin şarkının bir cümlesini söylemesini ve tondan çıkmamamızı söylüyor. Beceremiyoruz, ben tondan çıkıyorum. Tek başıma söylemekten çekindiğime karar veriyoruz. Sosisli molası verip Celal doymadan doymaya uğraşıyoruz. Herkes doyunca sahneye dönüp kuşlar çalışmasına geçiyoruz. Bu kez kimse mazeret bildirmiyor. Celal Kerem ve Merve’nin kuşları üzerinde değişiklikler yapıyor. Herkese çalışmalarının zayıf noktalarını söylüyor, bana da daha çok söz eklememi ve melodiyi azaltmamı. Genel olarak da sahneyi tüm alanı dolduracak şekilde kullanmamızı söylüyor. Yarın yapacağımız çalışma için bilmediğimiz bir dilde bir şarkı seçip hazırlamamızı istiyor. &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;i&gt;&lt;u&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;ağustos 01, gümüşlük&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;i&gt;&lt;u&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="text-decoration:none"&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyText" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Her zamanki deniz tayfası bugün yedeklerle renkleniyor. Şoförümüz Senem neşeden(!) yoldaki kasislere, setlere korna çalıyor! &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Kahvaltıdan sonra Suzan’ ın Beckett sunumunu dinliyoruz. Ayşegül Yüksel’ in Beckett Tiyatrosu kitabı kaynağı.&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Yemekte soğuk çorba var, bence yaz günü yenebilecek en serinletici yiyecek. Gerçi Oğuz çorbanın adının içinde soğuk kelimesinin geçmesi sebebiyle uzun uzun eleştiri yapıyor ama 2 koca kase soğuk çorba içtiği hiçbirimizin gözünden kaçmıyor. Çaylarımızı alıp sahneye geçmişken Celal heyecanla sesleniyor, sanırım ömrümüz boyunca bu kadar güzel bir manzaraya çok fazla rastlamayacağız. Güneş, Gümüşlük semalarından denize dalıyor hem de kıpkırmızı. Etrafta türlü dillerden melodiler uçuşuyor; Arapça, Farsça, İbranice, Norveççe, Lehçe... Bu arada gizli izleyicilerimiz çalışma alanımızı kuru çiçeklerle şenlendiriyor! Saat 8e doğru toplu halde ses çalışmasına geçiyoruz. Celal bağırmamamız gerektiğini, dağınık sesler çıkarmaktansa bulduğumuz tınlatıcılar üzerinde çalışmamızın daha doğru olduğunu söylüyor. Yemek arası verip yeniden şarkılarımızı çalışıyoruz. Ben Gülden’ le birlikte Arapça bir şarkı çalışıyorum. İlke dinleyip, şarkının gırtlaktan değil burun tınlatıcısından söylendiği gerçeğiyle karşı karşıya bırakıyor bizi, neyse ki bu şoktan kurtulmamız kolay oluyor. Aklımıza ezanın da aynı tınlatıcı yoluyla söylendiği geliyor, sonra Müslüm Gürses’i hatırlayıveriyoruz ve problemimiz kısa sürede çözülüyor. Saat 12 gibi çalışma bitiyor ve açık hava sineması hizmete giriyor. Uzun uzun “ne izlesek acaba?” diye eldekileri kurcalıyoruz, Celal İran sinemasından örnekler getirmiş. En sonunda Jafar Pana’nın Dayerah (Çember) filmini izliyoruz. Filmin sonuna doğru yıldızların altında, çiğden ıslanmış bir halde uyuyakalıyorum. &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;o:p&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;i&gt;&lt;u&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;ağustos 02, gümüşlük&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;i&gt;&lt;u&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="text-decoration:none"&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyText2" style="line-height:150%"&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Kimsenin denize gidecek hali yok. Kahvaltının spesiyali haşlanmış yumurta sevinç nidalarıyla karşılanıyor. Şenlikli kahvaltıdan sonra Kerem’ in “Tragedyada insan” sunumu için toplanıyoruz. Sunumun tartışma bölümü Shakespeare ve Çehov’ a getirilmeye çalışıldıkça dağılıyor ve sunum sonlanıyor. Alışveriş için Senem, Erdem, İlke ve ben Bodrum’daki Metroya gidiyoruz, yolda benim için ‘Bugüne kadar nelere güldük?’ konulu seyyar sahne oryantasyonu yapılıyor İlke tarafından. Günün mönüsü ton balıklı makarna ve karpuz. Herkes çay içerken Gülden ve ben, Oğuz’un imalatı olan raketler yardımıyla pinpon oynuyoruz. Zamanın farkında bile değiliz. Çalışmaya koşarak gidiyoruz. Ama herkesi öylece otururken buluyoruz. Latife Tekin’ le tanışmak için toplanmışız meğer! Konuşup konuşup tanışıyoruz. Sonra ses ve beden çalışmasını iç içe yapıyoruz. İlke ses çalışması için bir öneri getiriyor, daha önce denedikleri yeri titretme çalışması. Hepimiz yere sırtüstü uzanıyoruz ve verebileceğimiz en pes sesleri vererek yeri titretmeye çalışıyoruz. Senem başarıyor. Erdem tek başına bütün sahne tabanını titretiyor.&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyText2" style="line-height:150%"&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Yemek molası verdiğimizde Savaş’ın esprileri eşliğinde durmaksızın gülüyoruz, bir ara espri yapılmadığı halde gülmeye devam ettiğimizi fark edip ona daha çok gülüyorum. Çalışmanın ikinci bölümünde şarkılarımızı söylüyoruz sırayla. Gecenin sonunda soğuktan donarak odalarımıza kaçıyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyText2" style="line-height:150%"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyText2" style="line-height:150%"&gt;&lt;i&gt;&lt;u&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;ağustos 03, gümüşlük&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/u&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyText2" style="line-height:150%"&gt;&lt;i&gt;&lt;u&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="text-decoration:none"&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/u&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyText2" style="line-height:150%"&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Kahvaltıdan önce yeni görevimi yerine getirip kaldığımız odaların önündeki taş bahçeyi suluyorum. Kahvaltıdan sonra Gülden Pina Bausch sunumu yapıyor. Pina Bausch insanın nasıl hareket ettiğine değil onu neyin hareket ettirdiğine odaklanırmış. Bu sunum kayıtlara benim de konuştuğum sunum olarak geçecek, hissediyorum. Sunumdan sonra herkes bir yere dağılıyor. Akşam 6 gibi yeniden toplanıyoruz. Uzun uzun şarkılarımızı ve kuşları çalışıyoruz. Sonra kısa bir beden çalışmasının ardından yine yıldızların altına uzanıp yeri titretmeyi deniyoruz. Yemek molasından sonra Celal Erdem’in tavuskuşunu ve Esma’nın bülbülünü çalıştırıyor. Tekrarların ve sahne kullanımının üzerinde yoğunlaşıyor. Kuşların hepsini merdivenlere yerleştiriyor ve başlangıç için toplu yapılacak bir hareket ve el doğacı çalışmamızı istiyor. Ardından şarkılarımızı söylüyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;i&gt;&lt;u&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;ağustos 04, gümüşlük &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;o:p&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyText" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Bugün büyük gün. Günlerdir bahsi geçen gölet temizliği için erkenden kalkıyoruz. Kahvaltıyı ayaküstü ettikten sonra ben, Suzan ve İlke dışındaki herkes gölete gidiyor. Yine günlerdir yapılan dedikodular uyarınca Ahmet Filmer’in gölet temizleme kıyafetlerini ve ekipmanlarını görmeye gidiyorum ve fakat Ahmet abi’yi yarı çıplak göletin içine dalmış buluyorum. Sadece o da değil, herkes dizlerine kadar paçaları sıvamış, avuç avuç yosunlar vs çıkarıyor göletten. Ben de mutfağa yemeklerin başına dönüyorum. Göletin temizliği bittiğinde herkes yorgunluktan ve pislikten kurtulmak istiyor, denize gitme önerisi ortaya atılıyor ama hava çok sıcak olduğu için gidiş akşamüstüne erteleniyor. Eğlenceli deniz sefasından sonra yorgun argın kampa geri dönüyoruz, kısa bir dinlenmenin ardından yemek yiyip çalışmaya geçiyoruz. Hava kararana kadar beden ve ses çalışmalarını yapıp, kuşlarımızı gözden geçiriyoruz. Hava karardıktan sonra barkovizyonda Ahmet Filmer’in akademiyi tanıtan görüntülerini  Latife Tekin ve Şükran Hanım’ ın bizim için aldığı baklavalar ve Senem’in babasının imalatı şaraplar eşliğinde izliyoruz. Akademide aile havası hakim! &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;i&gt;&lt;u&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;ağustos 05, gümüşlük&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;u&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="text-decoration:none"&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/u&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyText" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Kahvaltıdan sonra Savaş’ın Asya Tiyatrosu sunumu için toplanıyoruz. Savaş nadiren sunum yaptığı için bu anın önemli olduğu söyleniyor. İlke Savaş’ ın sunumuna youtube’dan bulduğu örneklerle destek oluyor. En çok “matrix pong” videosunu seviyoruz. &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Akşam yemeğini erken yiyip çalışmaya erken başlıyoruz. Uzun uzun ve bireysel bireysel kuşlarımızı çalışıyoruz. Erdemle ısınmaya geçiyoruz, ters bir hareket yapıp boynumu sakatlıyorum. Çalışmanın geri kalanını kenardan izliyorum. Ses çalışması sırasında yeniden ekibe katılıyorum. Ses çalışması yine yere yatılarak yapılıyor, çalışmanın sonunda İlke sesini yeterince açamadığını hissettiğini söylüyor. Sürekli pes sesleri çalışmanın bir süre sonra sesin kısıtlanmasına neden olabileceğini söylüyor. Celal de “liderini takip et” çalışmasında lider olan kişinin sesi tüm tınlatıcıları kullanarak dolaştırması gerektiğini, sesimizi açamamamızın sebebinin bu olabileceğini söylüyor. Yemek molasından sonra Kürtün ile Nesrin’in şarkısını tahtaya yazıp hep beraber çalışıyoruz. Ardından da Esma’nın ilahisini. &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;i&gt;&lt;u&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;ağustos 06, gümüşlük&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;/i&gt;&lt;u&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/u&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyText" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Bugünün sunumunu Erdem yapıyor. Konusu Peter Brook. Mine de ek bilgiler veriyor Peter Brook hakkında. Akıllı bir adam olduğu sonucuna varıyoruz, ama tanrı değil.&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Yemekten sonra yine çalışmaya erken başlıyoruz. Bugün beden çalışmasına katılmıyorum. Celal, İlke ve benden Mantık-al Tayr metnindeki hikayelerden birer tane seçmemizi ve melodi-tekrar içeren bir düzenlemeye oturtmamızı istiyor. &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;o:p&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Biz hikaye seçerken Savaş def çalıyor ve beden çalışması onun ritimleri eşliğinde yapılıyor. Sakatlandığım için kendime çok kızıyorum, çünkü çalışmayı dışardan izlerken fark ediyorum ki içimizde tuttuğumuz ritimleri de hissedersek ortak hareket edebiliriz, her zaman dışardan bir ritim verilmesine gerek yok. Ses çalışmasında Celal’in dünkü uyarılarını dikkate alarak her tınlatıcıda uzun uzun çalışıyoruz.bu kez seslerimiz açılıyor. Yemek molasının ardından Esma’nın ilahisini tahtaya yazıp hep beraber çalışıyoruz. Sonra da kuşları yine merdivenlerde çalışıyoruz. El doğacını ve başlangıç için bulduğumuz hareketi de ekleyerek akış gibi oynuyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;o:p&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;i&gt;&lt;u&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;ağustos 07, gümüşlük&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;o:p&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyText" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;kahvaltıdan sonra dün sözleştiğimiz üzere Mantık-al Tayr’ı anlayabilmek için toplanıp okuma yapıyoruz. Oğuz sözlük desteği veriyor, İlke ve Kerem islam felsefesi konusunda destek veriyorlar. Bu sayede metin daha bir aydınlanıyor sanki. Yine de çok zorlanacağımız kesin. &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Yemekten sonra çalışmaya geçiyoruz. Kürtün’ün masajları ve İlke’nin nane yağı sayesinde boynum daha iyi, bugün ben de çalışıyorum. Celal uçmak gibi zor hareketler denememizi, herkesin bir atlama denemesini istiyor. Farklı atlayışlar deniyoruz, Celal “risk alın” diyor, “tehlikeli atlayışlar deneyin, uçuş gibi olsun”. Deniyoruz. Ses çalışmasında yine Esma’nın ilahisini çalışıyoruz. Yemek molasından sonra Celal vaiz ekibine küçük bir prova yaptırıyor. Cuma akşamı Vaiz oynanacak.&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Ardından kuşlar olarak yine merdivenlere tünüyoruz. Birer duruş belirliyoruz kendimize. Ben ve İlke hikayelerimizi okuyoruz. sonra da bütün kuşlar sırayla oynandığında ara geçişlerde ne yapabileceğimiz üzerinde çalışıyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;i&gt;&lt;u&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;ağustos 08, gümüşlük&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;o:p&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Bugün de sunum yok. Kahvaltıdan sonra yine Mantık-al Tayr okuması yapıyoruz. Bu kez hikayeleri atlayıp asıl olayı okuyoruz, bu haliyle metin daha anlaşılır oluyor sanki. &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Yemekten sonra çalışmaya geçiyoruz. Hareket  çalışmasında yine dünkü gibi riskli hareketler ve atlayışlar deniyoruz. Celal “herkes bir atlayış belirlesin, onun üzerinde çalışsın.” diyor. Uzun uzun atlayışlar çalışıyoruz, yüksek tempoda çabuk yorulduğumu hissediyorum. Kondisyonumu arttırmam şart. Ses çalışmasında Erdem eşliğinde tınlatıcılarda dolaşıyoruz. Yemek molasından sonra kuşlarımıza çalışıyoruz merdivenlerde. Celal bir kısmımızı yeniden izleyip değişiklikler yaptırıyor. Vaiz ekibine prova yaptırdıktan sonra çalışmayı bitiriyor.&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;i&gt;&lt;u&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;ağustos 09, gümüşlük&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;o:p&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Mahmut Polonyalı tiyatro topluluğu Gardzienice’yi anlatıyor. Çalışma yöntemleri bizimkiyle ortaklıklar taşıyor. &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Akşam çalışmada yine hareket ve ses çalıştıktan sonra kuşlar için akış alıyoruz. Her kuşun girişinden önceki bağlama bölümleri çalışılıyor. Başından sonuna bütünlüklü bir metin oluşuyor kendiliğinden. Yemek molasından sonra Vaiz ekibi yarınki oyun için prova yapıyor.&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;o:p&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;i&gt;&lt;u&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;ağustos 10, gümüşlük&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="line-height: 150%; "&gt;&lt;o:p&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyText" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Bugünün sunumunu Murat yapıyor. Theodore Gaster’in Thespis isimli kitabının bir bölümünü anlatıyor. İlke, akşamki oyunda sıkıntı çekmemek için doktora gidip belini muayene ettiriyor, korkulacak bir şey yok, fıtık değil.&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyText" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Akşam çalışmada bir grup, Erdem’in şarkısını çalışıyor. İlke oyun için belini dinlendiriyor. Celal benimle Huma kuşunun hareket dizisini çalışıyor, geriye doğru savuruyorum kendimi, daha çok risk almamı ve düşmeden önce bir an havada  asılı kalmamı istiyor. Düşünerek yapamıyorum, deneyerek yaklaşıyorum sanki, ama yine de oldukça uzağında olmalıyım hedeflenenin. Ben çalışırken Vaiz ekibi de ısınmaya başlıyor. Hep birlikte yapılan ses çalışmasından sonra Vaiz için küçük bir prova alınıyor. Oyun sahneden merdivenlere taşınıyor ve ekibin tedirginliği yüzlerinden okunuyor. Mahmut ışıkları ayarlıyor. Gösterim saati yaklaşınca sahneye sandalyeleri dizip izleyicileri beklemeye başlıyoruz. Ekip, amfi tiyatronun merdivenlerinde çok görkemli görünüyor. &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyText" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Gösteri bir iki ufak aksama-dil sürçmesiyle tamamlanıyor. İzleyiciler şaşkın, oyuncular şaşkın, son beş dakikaya yetişen DHA muhabirleri daha da şaşkın; zira muhabir Kerem’le röportaj yaparken “Metninizin kaynağı neresi?” sorusuna aldığı “Eski ahit” yanıtına otomatik bir soru daha sorup Kerem’i allak bullak ediyor  “Ne kadar eski?”. Gece Latife Tekin’le gitgide koyulaşan sohbetle son buluyor.&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyText" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;i&gt;&lt;u&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="text-decoration:none"&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/u&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyText" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;i&gt;&lt;u&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;ağustos 11, gümüşlük&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/u&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyText" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;i&gt;&lt;o:p&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyText" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Kampın son günü. Herkeste bir rehavet hali mevzu bahis. Kahvaltıdan sonra &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyText" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;denize gidiyoruz. Kampın en uzun deniz seferini yapıyoruz. Genel bir dinlenme ve eğlenme hali hakim. Dönüşümüz neredeyse akşamı buluyor.&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyText" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Akşam yemeğinden sonra kampı değerlendirmek için toplanıyoruz. İznik kampına kıyasla herkesin daha kolay adapte olduğu ve daha verimli çalıştığı konusunda herkes hemfikir. Mantık-al Tayr’a devam edecek miyiz sorusu soruluyor. Celal herkesten üflemeli bir çalgı çalmaya çalışmasını istiyor. Eylülden itibaren toplanıldığında yapılacak sunumların konusu müzik olacak. Herkese konular dağıtılıyor. Temizliğin bir kısmının bugün yapılması kararı alınıyor. Çalışma salonu ve mutfak toparlanıyor. Mutfak toparlanır ve bir yandan da yemek yenirken Ahmet Filmer yanımıza geliyor ve ne zaman bittiğini bilmediğim bir sohbet başlıyor. &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyText" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyText" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;i&gt;&lt;u&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;ağustos 12, gümüşlük&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/u&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyText" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;i&gt;&lt;o:p&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyText" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Odaların temizliği, az nüfusla yapılan kahvaltı, sonrasında dünden eksik kalan ufak tefek toparlamalardan sonra ben de dönüş yoluna düşüyorum. Yeni bir ekibe dahil olmanın tedirginliği ve heyecanı geçmiş değil...&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyText" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyText" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;i&gt;&lt;u&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Ahkam bölümü&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/u&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyText" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Ahkamımı söylentiler üzerinden kesmek durumundayım. Zira ekibin hareket tiyatrosu yapmaya karar verdiği andan itibaren ne yaşadığına tanık olmadım. Yalnızca gördüğüm şu ki; ekip bir çok kilitli kapının anahtarına ulaşmış. Bana gelince; başlarda kendimi oldukça yabancı hissettiğimi söylemeliyim. Yapılan çalışmalara değil, çalışmaların yapılış tarzına yabancıydım. Ortak bir dil hüküm sürüyordu ve herkes Celal’ in hangi hareketinde ne demek istediğini, Erdem’ in bir sonraki çalışmasının ne olduğunu hemen anlıyordu. Yabancılığım biraz kırıldıktan sonra ise başka türlü bir zorluk yaşadım. Artık dillerini anlıyordum ama anlamak yetmiyordu. O dilden konuşmaya da başlamalıydım. “Anlıyorum, ama konuşamıyorum.” hali bunaltıcı oluyordu. Hali hazırda eksiksiz bir dil birliği sağlamış hissetmiyorum kendimi, ama bunu zamanla aşacağımı düşünüyorum. &lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyText" style="text-align:justify;line-height:150%"&gt;&lt;font class="Apple-style-span" face="'times new roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Yalıtılmışlığın getirdiği yüksek konsantrasyon sayesinde -belki de kim bilir – ne yaptığımızla ve bunu nasıl yapacağımızla ilgiliydik yalnızca. Bu da öz disiplin sağlama amaçlı bireysel çalışmaların sonuçlarının daha verimli olmasını sağladı gibi geliyor bana. Her ne kadar ben tek başıma çalıştığımda verim alamadığımı düşünsem de... Belki de artık kendimden başka birilerinin sözünü dinleme zamanı gelmiştir...&lt;/span&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4609223860409138271-1886597904745511828?l=hagaragort.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hagaragort.blogspot.com/feeds/1886597904745511828/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hagaragort.blogspot.com/2010/01/bir-caylagn-gumusluk-guncesi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4609223860409138271/posts/default/1886597904745511828'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4609223860409138271/posts/default/1886597904745511828'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hagaragort.blogspot.com/2010/01/bir-caylagn-gumusluk-guncesi.html' title='Bir çaylağın gümüşlük güncesi.......'/><author><name>Celal Mordeniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02406079682921185986</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_R-RGJHNzG0g/S0To61EoqYI/AAAAAAAAGMY/TBTVHqQR1bE/S220/Resim+099.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4609223860409138271.post-7365841966684712064</id><published>2010-01-05T16:17:00.003+02:00</published><updated>2010-01-06T21:38:05.089+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tiyatro Kampı'/><title type='text'>İznik Kampı - Çalışma Günlükleri - Kerem Eksen</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"   style="  color: rgb(51, 51, 51); font-family:Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;font-size:11px;"&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Keramet Günlüğü (5-20 Ağustos 2006)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;5 Agustos&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün olaysız bir araba yolculuğu sonrası Keramet’e ulaştık. Geldiğimizde fevkalade yerleşik bir hayatla karşılaştık. Sevgili arkadaşlarımız minderdi kaptı kacaktı bütün meseleleri kolaylıkla halletmiş, yazlık sinemanın tadını çıkarmaktaydılar. Adeta “keyifli” bir ortam söz konusuydu. Mutluluk bu değil de neydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz sağı solu kolaçan ettik. İçinde yılanı olmayan bir yılan derisine ve muhtelif arı kovanlarına gece turları düzenledik. Haşerat gerginliği inceden inceye kendini hissettirmekteydi. Derken apansızın ortaya çıkan bir fındık faresi gerilimi doruğa çıkardı, çığlıklar atıldı, kulak kemirilmesi dahil çeşitli gergin teoriler eşliğinde minderler dizilip yatıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve fakat uyu ki uyuyasın. Mümkünsüz. Şahsen ben ikide yatıp beş buçuk gibi hafif bir uykuya daldım. Dokuzda da herkesle birlikte kalktım. Grubun ortalaması da bu civarda sanırım. Umarım sonrası böyle olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah kısa bir vücut çalışması yapıldı gölgeli yerlerde. Bir branda kaygısı var ki kökleri İstanbul’a uzanıyor. Uzun etmeyeyim. Gidildi ve 10X5 bir mavi branda alındı, kazıklar çakıldı, delikler delindi, rüzgârlar esti (Savaş brandayla beraber uçayazdı) ve daha neler neler. Ancak çözüm tatmin edici değil. Eş zamanlı olarak başka arazi arayışlarına girildi ve yanı başımızda devletimizin harika bir çalışma alanı kondurmuş olduğu fark edildi. Devlet su işletmelerine ait bu cennet ortamın sorumluları bizi bağırlarına bastı; sabah dokuza kadar ve akşam beşten sonra orada istediğimiz kadar çalışıp yuvarlanabileceğiz. Branda kesin olarak iptal oldu. Altı gibi güle oynaya çalışmaya gidildi ve iki buçuk saatlik yorucu (özellikle benim gibi uykusuzlar için) bir çalışma yapıldı. Önce vücut, akabinde de ses. Şimdi yemek saati. Senemlerin yapacağı makarnayı yiyip Efe’nin çorbasını içeceğiz. Çorba fazla kıvamlı olmuş şu anda aldığımız bir habere göre. Ama gene de mutluyuz. Yarın sabah kalkış saat altıda. Devlet Su İşletmeleri tesislerinde doğayla bütünleşmeli vücut çalışması yapacağız. Uyursak güzel olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;6 Ağustos&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıcaklar çok fena. Mevsim normallerinin 6-8 derece üzerine çıkmış. Gün içinde yer yer kıl kıpırdatamayacak hale geldik. Gidip gidip kafamızı suluyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah altıda kalkıp bir koşu DSİ’ye gittik. Başardık yani. Üç saatlik bir vücut çalışması sonrasında kapsamlı bir kahvaltı yapıldı. Bu arada Duygu, Orhangazi dolaylarında yaptığı bir dizi minibüs yolculuğunun son aşamasında yerimizi buldu ve aramıza katıldı. Beraberinde biberli ekmek ve künefe getirmiş olması örnek bir davranıştı. Biberli ekmek kahvaltıda yaptığımız menemenin pabucunu dama attı. Üzüldük Zehra’yla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstirahat saati pek başarılı değil; bu kez de sinekler izin vermedi. Ve de sıcak... Öğleden sonra programının ilk etkinliği okuma. Tragedyanın Doğuşu’nu okuyacağız. Ben ufak çaplı bir sunum yaptım Yunan tragedyaları üzerine. Laf lafı açtı, okuma biraz uzadı, sıcaklar da pek fena olduğu için çalışma saatinden yedik biraz. Sanat güzeldir, birtakım derin paradokslar ancak sanatla ele alınabilir gibi coşku dolu cümleler kurduk. Sonra doooğru çalışmaya... Önce vücut, sonra ses. Ses çalışması beni pek zorluyor, pek üzüyor. Genel anlamda da bazı endişeler uyandı içimde. Konuşacağız artık münasip bir zamanda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve derken beklenmedik karar: sabaha altı buçuk çalışmasını kaldırıyoruz. Böyle taksit taksit çalışma yapılamadığına kanaat getirdik. Akşam beş gibi başlayıp geç saatlere kadar uzatacağız. Bu durumda sabah dokuz kalkış, güneşe selam veriş, kahvaltı ediş şeklinde başlayan bir programımız var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu anda saat dokuza geliyor. Kadronun bir kısmı gölden geldi az önce. Mehtapta yüzmek muh-te-şemmiş. Şu anda Savaş arkamda yeni bir çeşitlemeye başladı, ama ilgilenemedim. Celal önce odun kesti, şimdi mangal yakıyor. Ev tahminimden iyi işliyor. Uyku işini de becereceğiz inşallah.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;7 Agustos&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğlen öğlen oturdum günlüğün başına, bir iki not yazayim diye. Planlandığı üzere dokuzda kalktık. Kısa bir vücut çalışmasını müteakip kahvaltı ettik. Sonra da Tragedyanın Doğuşu’na tanık olmayı sürdürdük. Zor bir doğum oluyor her açıdan. Apolloncu itkiyi anlamak hani neredeyse mümkünsüz. Çeviri de üzücü derecede kötü. Bir cümlenin orta yerine karşınıza bir “gerçi” çıkıveriyor mesela. Ya da aniden “ne ki” deniveriyor, olmadık yerde bir virgül bitiveriyor filan. Gene de baş etmeye çalışıyoruz işte. En azından umutsuzluğa kapılmadık henüz. Birkaç güne düze bile çıkarız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi genel bir temizlik hali hâkim. Bir grup alışverişe gitti, bir grup temizlik yapıyor, hayat akıp gidiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gittik geldik. DSİ’de uzun bir çalışma... Şu anda Savaş saz çalıyor, Kürtün de türkü söylüyor yanımda. Çalışma yorucuydu dedim, boşuna değil. Vücut çalışmasının bir kısmında Celal yarım saat boyunca aynı hareketi yaptırdı. Dizler kırık, kalça öne arkaya gidiyor. Bunu çok hızlı yaparak tüm vücudu titretmek mümkünmüş. Biz vücudumuzu titretemedik belki ama şunu bir kez daha gördük sanırım: İnsan yarım saat boyunca aynı şeyi yapınca vücutta aslında mevcut olmadığı düşünülen bir enerji açığa çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ses çalışmasında arayışlar sürüyor. Ben biraz zorlanıyor gibiyim hâlâ. Hem şahsi bir zorlanma, hem de çalışmanın ana hatlarını anlamama ya da bu konuda ikna olamama durumundayım. Umarım düzlüğe çıkarız bir noktada. Çalışma sonunda tiyatro yaşamımızın en güzel manzaralı sunumunu yaptık. Gölün kıyısında, dolunay-mehtap karşısında ses çalışması... Pek güzeldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve az önce Erdem geldi yanıma. Kendisi günlüğe olumlu özellikleriyle girebilmek için etrafımda pervane olup duruyor. Kendisi sevdiğimiz bir insan. Bu ekibin olmazsa olmazlarından. Bunu tüm samimiyetimle söylüyorum. Ve de tarihe böylece geçiyorum. Ses çalışması üzerine konuştuk biraz. Bugün biraz açılmışım, öyle dedi. E iyi o zaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;8 Agustos&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncekilerden çok da farklı bir gün değil. Sabah kalkıp sayamadığımız kadar çok güneşe selam yaptık. Ben biraz dağıldım şahsen. Kadroda pek sızlanma yok, ben de sesimi fazla çıkaramıyorum. Sonrası da benim açımdan yorucu. İTÜ geleneği bir başkaymış arkadaş. Bu nasıl enerjidir anlamıyorum ki. Az önce Senem geldi ve “Allah Allah, üzerimde bir yorgunluk var nedense” dedi. Bu benim anlayacağım bir şey değil tabii. Sorgulamıyorum o nedenle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalışmada uzunca bir yürüyüş temrini yaptık. Sonrasında ses çalışmasına kaldığımız yerden devam ettik. Yavaş yavaş koro çalışmasına yöneliyoruz. Az çok koro ruhu yakalayan ikililer oldu. Senem-Sezin çalışması beğenildi. Yarından itibaren Antigone’ye yoğunlaşacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;10 Ağustos&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki günlük malzeme birikti, hemen yazmam lazım. Evet... Uyuduk, yemek yedik, çay kahve içtik ve tabii çalıştık. İlk gün vokal çalışması uzun sürdüğü için Antigone’ye başlayamadık. Vokal konusunda bazı şeyler biraz olsun netlik kazanmaya başladı. En azından benim açımdan. DSİ’deki halimiz görülmeye değer. Herkes bir köşede, o güne kadar çıkarmamış olduğu seslerle bağırıp çağırıyor. Genelde tiyatro çalışmasıyla sıradan bir akıl hastanesi imgesini ayırt etmek zordur. Ama bu görüntü galiba tımarhanenin ötesine geçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ay şahane. Çalışma sonunda ayın doğuşunun ilk merhalelerini izledik İlke ve Sezin’in Sezen Aksu yorumları eşliğinde. Sonrasında da hızımızı alamayıp iskelede dolunaya karşı yemek yedik. Keyiften aklımızı kaçıracağız. Gece Haneke’nin Caché’si seyredildi. Parçalı uykulu bir seyir olmakla birlikte galiba genel olarak beğenildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünün en önemli olayı ise DSİ arazisinden kovulmamız oldu. Yönetim kurulunda rahatsızlık varmış. Sanki işi gücü bırakıp bizi tartıştılar. Bekçinin yorumuna göre köylüler “bizi almıyonuz da onları niye alıyonuz” şeklinde bir itirazda bulunmuşlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz de eve döndük ve bahçedeki muhtelif mekânlarla bütünleşerek çeşitli koro denemeleri yapmaya karar verdik. Bağrılmayacak, taşkınlık yapılmayacak, deli olunmayacak. Ayrıca yan taraftaki güzel çimenliği kullanmak için Turgut’tan izin aldık. Galiba fazla etkilemeyecek bizi bu DSİ başarısızlığı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadro ikili gruplara ayrıldı ve koro sahnelemerine girişildi. Biz İlke’yle eşleştik, Antigone’nin “Mezarım, gelin odam, ebedi zindanım” şekline başlayan son tiradını çalışıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evin ön balkonunda elim kadar bir böcek görüldü. Böceği ilk gören Mine, “burada kısılı kaldım kurtarın beni!” haykırışları arasında haber verdi bize. Böceğin yaşamı Murat’ın spor ayakkabısının kıvrımları arasında son buldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi yemek hazırlıkları yapılıyor. Saat ona geliyor. Erdem’le Dilan aşağıda hâlâ çalışıyorlar. Kendilerini kutluyor ve günlüğe böylece kaydediyorum. Biraz deli sesler geliyor gerçi ama olsun. Her şey sanat için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;11 Ağustos&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün daha önce çalışmaya başladığımız ikili koro çalışmalarına son halini verdik ve sergileme yaptık. Sonrasında da uzun bir iskele sohbeti oldu. Çalışmaların önemli bir kısmındaki sorun şuydu: teknik boyutu ağır basan sahnelemeler, metnin anlamını gölgede bırakıyordu. Bu da hareketler ve tonlamalarla metin arasında neredeyse rasgele bir ilişkinin kurulmasına yol açıyordu. Dolayısıyla metin yorumunun üzerinde çalıştığımız sahnesel imkânlarla zenginleştirilmesini henüz pek becerebilmiş değiliz. Beden ve kafa ayrı ayrı çalışıyor sanki. Metin yorumuyla metnin icrası arasında bir tür kopukluk var sanki. Bu sahneleme denemeleri devam edecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;12 Ağustos&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün okuma toplantısı öncekilerden uzun sürdü. Antigone’ye ufaktan adım attık; oyunu baştan sona sesli olarak okuduk ve üzerine konuştuk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonrasında ise sopa çalışması yaptık. Zevkli bir çalışma. Net bir hedefin olması diğer çalışmalardan farklı bir etki yaratıyor. Özellikle toplu hareketi zorluyor olması güzel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam Turgut ve arkadaşı Ufuk misafirimizdi. Sonrasında muhtelif film izleme girişimlerinde bulunduk ama pek başarı kaydedemedik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13 Ağustos&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün hafta boyu yaptığımız çalışmaları sahneye yansıtacağımız tek kişilik çalışmalar yaptık. Celal bizden birer dakikalık hikâyeler anlatmamızı, bunu yaparken de hafta boyunca yaptığımız ses ve hareket merkezli çalışmalardan yola çıkmamızı istedi. Bazı çalışmalar alıştığımız sözsüz doğaçlama çalışmalarından pek de farklı olmadı. Kafayı başka türlü çalıştırmak gerektiği, diğer çalışmaları sahneye birer yardımcı öğe olarak değil, gerçek anlamda birer asli öğe, hatta hareket noktası olarak taşımak gerektiğini konuştuk. Bu bir dilse eğer, dedik, daha dille yeni yeni tanışıyoruz. Hatta böyle bir dil olduğunu yeni yeni fark ediyoruz. Şimdi bunu her yere yaymak gerek. Eylemlerimiz sürecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günün en önemli olayı grubun bir bölümünün İstanbul’a dönmesi oldu. Aslında bir anlamda kampın ilk yarısı böylece sona ermiş bulunuyor. İş yerinden izin alabilenler ve başka mecburi işi olmayanlarla birlikte devam edeceğiz. Bugün dokuz kişiyiz. Salı Erdem geri gelecek, on olacağız. Gidenler alınmasın ama biraz ferahlık iyi geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;14 Ağustos&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün aldığımız ortak bir karar uyarınca bugünü tatil ilan ettik. Galiba herkesin biraz kafa dinleme, oturup kitap okuma ve uyuma ihtiyacı var. Bu karar sayesinde huzurlu bir gün geçirdik. Ama Senem gene dayanamadı ve akşamüstü sopa çalışmasına girişti Esma ile. Çalışma yeni katılımlarla gelişti ve halen sürüyor. Güzel ve sakin bir gün işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;15 Ağustos&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün gece film izleme havasına giremedik bir türlü. Biz de oturup ne yaptık, ne yapıyoruz ve ne yapacağız onları konuştuk. Sohbet dallanıp budaklandı tabii ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün farklı bir çalışma düzeni yürütmeye karar verdik. Sabah kısa bir çalışma, kahvaltı ve sonrasında doğrudan çalışmaya geçiş. Okumayı akşam yemekten sonra yapmayı planlıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalışma öncekilerden biraz daha farklı bir ritmdeydi. Öncelikle en başta uzunca bir sessiz duruş yaptık. Sonrası da konsantrasyonun yoğun tutulmaya çalışıldığı bir çalışmaydı. İkinci kısımda ise Antigone’den seçtiğimiz kimi pasajları bireysel olarak sahnelemek üzere hazırlık yapmaya başladık. Şimdi yemek hazırlıkları sürmekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;16 Ağustos&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galiba bugünkü çalışma şimdiye kadarkilerin en yorucusu oldu. Sabah çalışması esnasında Sezin ve Gülden’in geliştirmiş olduğu bir hareket öğleden sonramıza damgasını vurdu. Hareketi tekrar ederek uzun bir süre çember etrafında döndük, yer yer birimiz ortaya çıkıp hareket ve ses doğaçlaması yaptı. Geçen hafta Celal’in yaptırdığı bel çalışmasındaki durum, daha da canlı bir şekilde bir kez daha yaşandı: belli bir yorgunluk sınırı geçildikten, belli bir uyum ve ruh hali yakalandıktan sonra bedensel enerji kendini yeniden üretiyor ve yapılan hareketler uzun süre sürdürülebiliyor. Birliktelik bu süreçte teme öneme sahip gibi görünüyor. Zira Erdem bir noktada hepimizin kendi başına bir hareket bulmasını istedi ve o zaman ben –sanırım diğerleri de- çok çabuk yoruluverdim. Tekrar bir araya geldiğimizde ise enerji yeniden kıvamını buldu bir anlamda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalışmanın ikinci kısmı da en az birincisi kadar yorucuydu. Bu kez gene çember olup basit bir koro koreografisi hazırlamaya giriştik. Seçilen metin Euripides’in Bakkhalar’ından. Aslında Antigone’den bir bölüm çalışma niyetimiz vardı, ancak işin içine başka değişkenler karıştı. Ancak yüz yılda bir gerçekleşecek bir tesdüf söz konusu. Kula bölgesi üzerine bir belgesel çeken Gökhan ve arkadaşları, Dionysos törenleri ve tragedyanın doğuşuyla ilgili bazı canlandırma eklemek istiyorlarmış. Kısacası Dionysos’la ilgili bir koro sahnesi oynayabilecek bir gruba ihtiyaçları varmış. Biz de bu ihtiyacı karşılayabilecek tek grubuz sanırım. İşin komiği, galiba Gökhan’ın bağlantıda olduğu tek grup da biziz. Sonuçta geçen hafta Gökhan böyle bir talepte bulundu ve biz “neden olmasın?” dedik. Hafta sonu ne olacağını göreceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece yemek sofrasını sinema perdesinin karşısına kurduk. Yemek esnasında Cieslak ve Barba’nın bazı çalışmalarını izledik. Sonra da dün yarım kalan Pasolini yorumu Medea.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;17 Ağustos&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünkü çalışma sonrası kadroda ağrılar sızılar artmış vaziyette. Belli tutulanlar var. Enerji de biraz düştü gibi sanki. Dün aldığımız bir kararla toplu sabah çalışmalarını kaldırdık, okumayı tekrar öğle saatlerine kaydırdık (zira akşam okuma yapmak pek de mümkün değil).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünkü çalışma dünkünden daha hafif oldu. Koro çalışmasını sürdürdük. Ancak ara biraz daha uzun oldu bu kez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gecenin filmi Trier’in Idiots’u.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;18 Ağustos&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sopa temrinleriyle başladığımız çalışmaya daha önce hazırladığımız tek kişilik Antigone sahnelemeleriyle devam ettik. Bu kez sergileme yaptık ve çıkan ürünleri filme çektik. Kadronun vücut-ses kullanımıyla metin yorumunu bağdaştırma konusunda gelişme olduğu söylenebilir. Ortak kanı “buradan bir yerlere gidilebilir ama daha çok yol var” oldu. Bu çalışmayı sürdürüp sürdürmeyeceğimiz kamp sonrasındaki planlarımıza göre belli olacak. Ancak en azından alışkın olmadığımız bir beden ve ses kullanımını teatral anlatıma dahil edebileceğimizi hissetmiş olduk. En azından bedenin ve sesin merkezi faktörler olduğunu, oyunculuğun yardımcı öğeleri değil asli unsurları olduğunu az çok fark ettik gibime geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalışmanın ikinci kısmı ses ve koro denemeleriyle geçti. Bu gece Gökhan’ların gelmesi bekleniyor. Bu durumda yarın çekim var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gecenin filmi David Lynch’in The Straight Story’si.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;19 Ağustos&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gökhan’lar dün gece değil bu sabah geldiler. Biraz ne yapılacağı üzerine oturup konuştuk. Gerçekten seyrek rastlanabilecek bir örtüşme olmuş onların aradığı şeyle bizim yaptığımız çalışma arasında. Öğleden sonra bir süre hazırladığımız koro parçasını çalıştık. Sonrasında ise çekime geçildi. Çekime sadece kızlar katılıyorlar; zira Gökhan koronun gerçekten bir Bakkha korosu olmasını, yani sadece kadınlardan oluşmasını istedi. Biz de erkekler olarak içimiz kan ağlayarak oturduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çekimin ikinci kısmı gece. Kızlar çok yoruldu. İşim doğrusu, Gökhan’ların çalışma tarzıyla bizimkinin örtüştüğü pek söylenemez. Her sinemacı böyle midir bilinmez, ama Gökhan’ların fazla görüntü-merkezli çalıştığı, oyuncularla ve çektikleri malzemenin teatral boyutuyla pek ilgilenmedikleri söylenebilir. Sonuçta onlar çekimlerden pek memnun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son gecemiz de böyle çekim telaşıyla geçti sonuçta. Çekimler esnasında ufak bir köy ahalisi grubu da toplandı çoluklu çocuklu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki son geceyi biraz daha sakin, sohbetle muhabbetle geçirmek daha güzel olurdu. Kısmet değilmiş işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;20 Ağustos&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönüş zamanı... İlke ve Gülden erkenden döndüler, işleri varmış. Kalanlar ortalığı topladı biraz. Sonra da biraz göl sefası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kamp toplamda iyi geçti sanırım. Gündelik işler pek az sorun yaşanarak çözüldü. Galiba kadro, bir ortak yaşam sürdürme konusunda az çok başarılıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin tiyatro kısmına gelince... Benim hissiyatım –ve galiba bu hissiyatı paylaşan başkaları da var- kampın asıl havasının ikinci haftada oluştuğu. Biraz tenhalığın, biraz da kampın havasına daha çok girmenin etkisi belki de. İlk hafta biraz harala güreleyle geçti sanki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galiba bu kampın en büyük getirisi, beden ve ses üzerindeki yoğunlaşmanın kıymetinin hissedilmesi oldu. Kendi adıma, bu kampın en azından eskiden beri “vücut çalışması” adını verdiğimiz çalışmanın içeriğinin ve kavranışının değişmesine yol açacağını düşünüyorum. Galiba teatralliği gerçek anlamda besleyebilecek, daha doğrusu teatral çalışmanın asli unsuruna dönüşebilecek bir beden ve ses çalışmasının nasıl sürdürülebileceğine dair kimi hissiyatlara ve çıkış noktalarına sahibiz artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki eksik kalan işin çalışma harici bölümlerindeki yoğunlaşma oldu. Galiba ikili, üçlü ya da toplu sohbetler yapamadık yeterince. Ne yaptığımızı, neyin peşinde olduğumuzu daha iyi sindirebilirdik, daha çok tartışabilirdik belki.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4609223860409138271-7365841966684712064?l=hagaragort.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hagaragort.blogspot.com/feeds/7365841966684712064/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hagaragort.blogspot.com/2010/01/iznik-kamp-calsma-gunlukleri-kerem.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4609223860409138271/posts/default/7365841966684712064'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4609223860409138271/posts/default/7365841966684712064'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hagaragort.blogspot.com/2010/01/iznik-kamp-calsma-gunlukleri-kerem.html' title='İznik Kampı - Çalışma Günlükleri - Kerem Eksen'/><author><name>Celal Mordeniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02406079682921185986</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_R-RGJHNzG0g/S0To61EoqYI/AAAAAAAAGMY/TBTVHqQR1bE/S220/Resim+099.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4609223860409138271.post-780697494525882905</id><published>2010-01-05T16:06:00.013+02:00</published><updated>2010-01-06T21:39:14.983+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gılgamış'/><title type='text'>Seyyar Sahne'nin "Gılgamış" Provasına Dair İzlenimler - M. Sırkıntı, M. Güner</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style=" line-height: 18px;font-size:medium;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto; line-height:normal"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Mayıs 2009&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto; line-height:normal"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Birkaç yıl önce &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Ben, Pierre Riviere...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt; ve &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Vaiz &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;adlı oyunlarınızı izledikten sonra sizleri elimizden geldiğince takip etmeye çalıştık. Bu takibi İzmir’de yaşamamız dolayısıyla internet siteniz üzerinden günlüklerinizi,yazdığınız oyunları, çevirilerinizi okuyarak gerçekleştirebiliyorduk. Son yıllarda özellikle Grotowski, Barba ve Meyerhold üzerine okumalar ve çalışmalar yaptık. Bu konuda zaten yeterince çeviri bulunmadığı ve halihazırda İzmir’de bu konular üzerine derinlemesine çalışmalar yapan bir ekip olmadığı için sadece elimize geçen görsel dökümanlar ile bu çalışmalarımızı yönlendirebiliyorduk.Fakat sizin çalışmalarınızı izledikten sonra sizinle iletişime geçmeye karar verdik.Bu amaçla hem sizlerle tanışmak hem de oyunlarınızı izlemek üzere İstanbul’a geldik.Bu yazıda sizinle geçirdiğimiz birkaç gün üzerine düşüncelerimizi paylaşmak istiyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto; line-height:normal"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Seyyar Sahne ile tanışmak için Celal’i aradığımda Gılgamış’ın provasını izleyebileceğimizi söyledi.Açıkçası &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;provanızı izlemek oyunlarınızı izlemekten daha çok heyecanlandırdı bizi. Çünkü çalışmalarını merak ettiğimiz bir ekibin sürecine dair daha fazla veri alabilecek ve bunun ufak da olsa bir parçası olabilecektik. İlk dikkatimizi çeken oyundan önceki son prova olmasına rağmen salondaki dinginlikti. Az kadrolu çalışmalar yaparken bu dinginliğin rehavete dönüştüğüne &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;çok şahit olmuştuk, fakat salonun bu dingin telaşı bizim için iyi bir deneyim oldu. Ayrıca, bir süredir tartıştığımız ‘oyuncu ısınmasını sporcu ısınmasından ayıran şey nedir?’ &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;sorusu pratikte cevabını buluyordu. Isınma yapılırken dikkatimizi çeken şey Celal’in oyuncuyla ilişkisini ısınmayla birlikte başlatması oldu. Prova sırasında dikkatimizi çeken ve merak uyandıran diğer bir konu oyuncuların hareket serilerini unuttukları zaman Oğuz’a dönmeleriydi. Burada dikkate değer olan iki şey vardı. Birincisi bütün prova sürecince Oğuz’un sürekli not tutması, ikincisiyse Oğuz’un oyuncuların teklediği yerde kaldıkları repliği değil, hareketi söylemesiydi. Buradan şunu anladık ki oyuncuların hareketleri kağıda belli kıstaslara göre kayıt edilebiliniyor. (Bu konuda ileride size çok sorumuz olacak açıkcası.) Prova bittiğinde oyuna bazı eleştiriler yapmıştık. Destanlarda kahramanlar birlikte bir yola çıkarlar fakat bu yolculuk aynı yolda yürümelerine rağmen aslında kendilerine yolculuklarıdır. Provada bu içe dönük yolculuk iki farklı düzlem üzerinde seyreden oyuncularla oldukça iyi veriliyordu fakat gerçekte bu insanların aynı yolda yürüyen ve destanlarını yaşayan kişiler olduklarını biz tam anlamıyla göremiyorduk. Sanki asfaltın üzerindeki her tabela,çizgi,ışık vardı ama onları üzerinde tutacak asfalt daha dökülmemiş gibi oluyordu. Bu da hikayenin takibini zorlaştırıyordu. Ayrıca şarkı söylenen bölümlerde karakterlerin devinimleri sadece sesin yükselmesi ve alçalması derinleştirilmeye çalışılıyordu. Sesin tonuyla da oynanabileceği önerisinde bulunduk. Ayrıca şarkılar sırasında kullanılan ses hareketlerinde Vaiz’in etkisinin hala sürdüğünü söyleyebiliriz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto; line-height:normal"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Ertesi gün oyunu izlediğimizde eleştirdiğimiz bazı şeylerin artık seyirciyle buluştuğunda yok olduğunu gördük. Hikaye bizim için takip edilebilir bir özellik kazanmıştı. Uyum konusundaki provada yaşanan sorunlar oyun sırasında hallolmuş gözüküyordu. Fakat bu oyun üzerine çalışmaların devam edeceğini bildiğimizden birkaç öneride bulunmak istiyoruz. Yukarıda verdiğimiz asfalt örneği üzerine gidilmesi gerek gibi geliyor, karakterlerin bu içsel yolculuğunu reel bir düzlemi de içinde barındırarak ve koruyarak sürdürmeleri hikayenin takibini kolaylaştıracaktır. Ayrıca prova için söylediğimiz &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Vaiz &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;etkisi hala sürmekte. Bu ses hareketlerinin oyuncuya yapışması onların sesleri üzerindeki çalışmalarını kısıtlayabilir. Final için bir ufak önerimiz Murat’ın yerdeki devinimi bittiğinde oyun aslında bizim için bitiyor. İlke’nin şarkısının devam etmesi onun hikayesinin de tamamlanmasına olanak sağlıyor fakat aynı anda bir final sanırım seyirci için daha doyurucu olacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto; line-height:normal"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Bize provalarını açan İlke,Murat,Oğuz ve Celal’e çok teşekkür ederiz,iyi çalışmalar…&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto; line-height:normal"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Mustafa SIRKINTI&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: left;line-height: normal; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: left;line-height: normal; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: left;line-height: normal; "&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Merve’nin Eklediğidir&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto; line-height:normal"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Celal Bey tarafından &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Gılgamış&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;’ın provasına davet edildik. Doğrusu benim için çok özel bir an oldu. Daha önce bizlerle tanışmamış olan oyuncuların, oyundan önceki son provayı bizimle paylaşmalarına çok sevindim. Öncelikle bu açıklık ve samimiyet için çok teşekkür ederim. Prova ısınmayla başladı, burada dikkatimi çeken, oyuncuların ısınmasını oyunun bir akışı şeklinde almalarıydı. Oyuna dıştan belli dizgilerle hazırlanma değil de, direkt oyunun içinden başlayan bir hazırlığa şahit oldum. Bu anladığım kadarıyla çalışma disiplinin getirdiği dinginliğin bir ürünüydü. Provaya dair, hikayenin takibiyle ilgili biraz zorluk yaşamıştım. Aslında bu dikkatimin farklı yönlerde olmasından da kaynaklanıyor olabilir, daha çok gündelik olmayan eylemlere, ve nasıl yapıldığına dikkat ediyordum sanırım. Fakat yine de hikayenin akışı bana daha çok iki boyutlu gibi geliyordu. Mustafa’nın bahsettiği bir üçüncü boyuta, zeminin daha güçlü bir varlığına gerek duyuyordu. Bu akış, iki kişinin yolu olduğu için , iki yolla anlatılıyordu. Bunun direttiği bir durum da söz konusu. Ama oyunda bunun büyük ölçüde aşılmış olduğunu gördüm. Bir atmosfer oluştu ve iki kişinin hikayesi aynı atmosferde geçiyordu. Bu havanın varlığını hissettim. Birlikte yapılan eş zamanlı eylemlerin gücü gerçekten çok yüksek. Celal Bey’in bize, oyuncuların kişileri canlandırmadığını, ikisinin de hikayeyi anlatan olduğunu söylemesine rağmen oyunu izlerken, hikayedeki kişilerin erkek olmasından ötürü, ve İlke’nin daha çok şarkı ve sözü olduğu için, hikayedeki kişileri Murat’ın temsil ettiği ve İlke’nin de daha çok anlatıcı konumuna düştüğünü hissettim. Bu düşüncemin de ilke’nin ,Enkidu’unun ölümünü temsil ettiği anda kırıldığını gördüm. Bu tercih edilmiş de olabilir ama eğer eşit bir anlatım tercih ediliyorsa Muratın eylemlerine ve repliklerine biraz da değinilebilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto; line-height:normal"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Bunun dışında bize bu hikaye gündelik olmayan eylemlerle anlatılıyordu, ve bu bize geçiyordu. Hareketlerin oluşmasında , Gılgamış destanındaki yazılarındaki şekillerden faydalanıldığını öğrendim. Merak ettiğim konu, bu hareketler vücuttaki ne gibi itkilerden yola çıkıyordu? Nasıl bir sırayla ve ya bütünlükle meydana geliyordu. Oyuncunun beden, zihin, duygu, ve hareket durumu ilişkisi nedir? Açıkçası bu konularda sizlerin fikirlerini almayı çok isterim.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto; line-height:normal"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Ek olarak Murat’ ın tınlatıcılar yardımıyla çıkardığı sesler, hikayeye müthiş bir bütünlük katıyor, oyuna da zaten bu seslerle, ve direk oyunun içinden (katarsis gibi bir bütünleşme ve onun hissiyatlarından bahsetmiyorum), o atmosferden başlıyoruz. belki yine bu havada bitebilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto; line-height:normal"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Prova ve oyunu bizlerle paylaşan ekibe çok teşekkür ediyorum&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto; line-height:normal"&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Merve GÜNER&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-Times New Roman&amp;quot;;mso-fareast-language:TRfont-family:&amp;quot;;font-size:12.0pt;color:black;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4609223860409138271-780697494525882905?l=hagaragort.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hagaragort.blogspot.com/feeds/780697494525882905/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hagaragort.blogspot.com/2010/01/seyyar-sahnenin-glgams-provas.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4609223860409138271/posts/default/780697494525882905'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4609223860409138271/posts/default/780697494525882905'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hagaragort.blogspot.com/2010/01/seyyar-sahnenin-glgams-provas.html' title='Seyyar Sahne&apos;nin &quot;Gılgamış&quot; Provasına Dair İzlenimler - M. Sırkıntı, M. Güner'/><author><name>Celal Mordeniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02406079682921185986</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_R-RGJHNzG0g/S0To61EoqYI/AAAAAAAAGMY/TBTVHqQR1bE/S220/Resim+099.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4609223860409138271.post-2548638989764936755</id><published>2010-01-05T15:49:00.004+02:00</published><updated>2010-01-05T18:50:26.833+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='&quot; Ben Pierre Riviere...&quot;'/><title type='text'>"Ben,Pierre Riviere..." prova notları - Özgül Akıncı</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;u&gt;21 Mart 06 Salı –Pierre Rivierre Çalışması - Bilgi Üniversitesi &lt;/u&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;Celal&lt;/b&gt;: N’aptın?&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;Erdem&lt;/b&gt;: Tanıklıklara çalıştım. Tebeşirle çalışmadım.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;Celal&lt;/b&gt;: Neye dikkat ettin?&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;Erdem&lt;/b&gt;: Tiplemeleri ayırmaya.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;Celal&lt;/b&gt;: Peki ihtiyacımız olan şey tiplemeleri ayırmak mı?&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;Erdem&lt;/b&gt;: Tempoyu bulmaya çalışıyorum..&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Erdem çalıştığı oynadı. Sonra her tanığı oynamadan önce o tanığın ismini, yaşını, mesleğini tahtaya yazarak oynadı. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Bunu niye yapıyorsun? Başka türlü bir ruh hali gerekiyor.”&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;Celal&lt;/b&gt;: Tiyatral olan ilgimi çekmiyor.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;Erdem&lt;/b&gt;: Ben de tam öyleyim…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;Celal&lt;/b&gt;: “Hepimiz tiyatro ötesinde düşünürsek anlamlı olacak bu çalışma. Failleri olmalıyız çalışmanın. Tıpkı pierre’in hem cinayetin hem hatıratın faili olması gibi…”&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;Erdem&lt;/b&gt;: Her çalışmada başka bir şey denemek beni ambale ediyor. Kötü bir şey değil ama…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;Celal&lt;/b&gt;: Muhtemelen atacağım tanıklıkları, ama yapmadan değil.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Sorun kendini aşma sorunu. Oğuz ve Erdem sınırlarınızı zorlamıyorsunuz. Bu haliyle yetmiyoruz çalışmaya…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Celal Erdeme “anlat” dedi.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Oğuz, Pierre’in çektiği acıyı oyuncu olarak yaşayacak bir oyunculuk arıyoruz galiba, dedi.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;Çalışmanın son hali: “böyle bir şey olmalı…”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Başında yürüyerek hızlı “giriş”-ama yürüyüş atılacak. Bu girişi başka bir şekilde oyna, dedi Celal. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;Hizmetçi&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Pierre&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;Bir şey bilmeyen tanık&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Pierre (“bedelini ödeyeceksin” sözlerini şiddetle söylüyor ve önündeki bir böceği,hayvanı öldürüyor)&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;Oduncu&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Pierre, (“kızkardeşim…”le başlıyor.) yerde yazar, “ertesiz gece bir kriz daha…”dan “ölmüştü”te kadar başını defterinden kaldırıp sağına bakıyor. “Babaannem…”de yazmaya devam ediyor. “gereksiz yere borç..”ta kalkıyor.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;Tanık 4&lt;/b&gt;-Riviere’in çocukluğunu bilirim…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Pierre, diz çöktü. “küçükken bilime çok hevesliydim…”den “ben de herkes naparsa öyle…”ye kadar. Sonra oturduğu yerden çember çizdi ve içine girdi.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;Rahip &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal"&gt;Erdem çemberlerden çıkarken de tanıklıkların konuşması devam ediyor. Önceki gibi çemberin içinde bitirip sonra çıkmıyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span style="font-size:14.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span style="font-size:14.0pt;"&gt;24 Mart 2006- Pierre Rivierre Çalışması- Bilgi Üniversitesi&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Erdem sahneye girer, seyirciye bakar, Pierre’e “ben…” diye geçer ve çemberleri çizerek baş kısmı oynar. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;Oğuz&lt;/b&gt;: Bence başta çizmeye başlama, ayırmak gerekiyor ikisini galiba. Çizme de, mesela yürürken hayali bir daireye giriyorsun ve kanton yargıcı seni konuşturuyor gibi düşün.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;Özgül&lt;/b&gt;: Geçişlerde nefesler olmuyor, kontrolsüz yapıyorsun sanırım.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;Erdem&lt;/b&gt;: Evet es vermemek için yapmıştım…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Erdem bu sefer Oğuz’un dediği gibi çember çizmeden çember varmış gibi&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt; &lt;/b&gt;oynadı. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal"&gt;Nasıl oldu ki?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;Özgül&lt;/b&gt;: Hiç yerinden kıpırdamadan sadece oyuncu Erdem olarak bize replikler okusan, tiplemelerden tamamen vazgeçerek, sanki sen de metni yeni okuyormuşsun gibi…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;Oğuz:&lt;/b&gt; Evet bir de öyle denesen…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Celal ve Sezin geldiler. (Sezin hoş geldin.) &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Celal, tiyatro başlıyor! dedi. Erdem kendini sahnede yere attı. Özgül, çalışma notlarını nasıl bulduğunu sordu Celale, Celal “ben beğendim, bundan bir oyun çıkabilir (Oğuz da aynı şeyi söyledi) napmayı düşünüyosun” dedi. Ve ekledi; kamera çalışmanın mahremiyetini bozuyor ya…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;Oğuz:&lt;/b&gt; Erdem son yaptığın haliyle göstersene&lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left:106.2pt"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left:106.2pt"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal"&gt;(Özgülün içi: e hani nötr oynayacaktı bi kere de…kurgu desem olmuyor, nötr desem olmuyor…)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Erdem oynadı. Celal kesti:&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Hiçbir inandırıcılığı yok. Mekanik yapıyorsun, gürültü çıkarıyorsun. Bir daha gir.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Erdem geldi, sahnenin ortasında durdu. Celal “tekrar” dedi. Erdem ona bakınca “biz konuşunca dur sadece, kesme.” dedi. “kendini atmıyorsun, işte kesmen de onun ifadesi.”&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Erdem tekrar girdi. Celal “yavaş ol, enerjinin ayaklarının ucundan yukarı doğru çıktığını düşün. Yürüme makinesi değilsin, topla ve yay enerjini.” dedi ve ilk adımı tekrar tekrar denedi Erdem.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;Celal:&lt;/b&gt; Adım atmak dışında bir seçeneğinin olmaması gerekiyor, zorunlu bir sonuç olarak adım atmalısın, hepsinin hakkını ver.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Erdem oynamaya geçtiğinde Celal: dalma, çok bağırıyorsun yargıçtan başlayarak, bağırma. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Girişte Pierre’lere gelince sustu. İlk Pierre hariç. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Defalarca nefesi “düşüyormuş gibi” yapmaya çalıştı. Nefes teknik kalmamalıydı. En sonunda sadece Pierre’lere geçerken sesli nefes kullandı.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;İlk Pierre konuşmasında yani “ben annemi, kızkardeşimi….”cümlesinde her kelime arasında nefes aldı.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Giriş “tüm istediğim söyleyeceklerimin anlaşılması…”diye bitiyor.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Sahnenin sağ arkasına &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;çömelir, “babam annemle bir zorunluluk sonucu…”diye devam eder. “annem ona soğuk davranmaya devam etti” den sonra kalkar.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Cebinden tebeşir çıkarır, sahneye bakar, çizer, çok yavaşça, kendi adımlarını izleyerek çembere girer. Hizmetçi olur.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Çemberden çıkar, biraz daha öne cenin şeklinde yatar, “annem bana hamileyken…” diye devam eder. Yerde parmağıyla bir şeylerle oynuyor. Kalkar.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Çember çizer, Oduncu olur. “o zaman ben de şafak attı.” dan sonra çıkıp tekrar girdi, devam etti.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Çıktı öne bir yere elleri üstünde çöktü, sallanarak Pierre’e devam etti. (repliği not almamışım…) sonunda önündeki böceği, hayvanı öldürdü. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Çocuk. “Pierrein çocukluğunu bilirim…”&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Ortada dizlerinin üstüne oturur, yere yazmaya başlar: “kızkardeşim…” “O gece Jeanne…”da başını kaldırıp bakıyor. “Oysa Jeanne ölmüştü.” de önüne bakıp yazmaya devam ediyor.,&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;Celal&lt;/b&gt;: Erdem serme, kur!&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Burda Celal, tamam, ne düşünüyorsunuz, dedi. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;Erdem&lt;/b&gt;: Ben hemen bir daire çizip tiplemeye gireyim…(gülüşmeler)&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;Celal: &lt;/b&gt;Oyuncu eklenince oyunun dramatik yapısı çıkıyor. Bir şaman gibi oyuncu da birinin ruhunu kendi bedeninde calandırmalı. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Ama Erdem önceki bulduklarımızı kaybediyorsun, ben o zaman ne yapabilirim ki…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;Özgül:&lt;/b&gt; Çemberden çıkarken tanıklar konuşmaya devam ediyordu ve oyuncuyu öyle yakalamıştık geçen çalışmada, neden yapmadın şimdi onu?&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;Celal:&lt;/b&gt; Bazı “garip” hareketler de eklemiştik… Çalışmaya böyle gelmeyin bir daha. Herkes yoğunlaşsın artık. Bundan sonra ne yapacağız diyince susup kalmayalım. Bence giriş böyle oldu, eğer Erdem korursa… &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Oğuz oyun çalışmalarıyla ilgili hatırat yazdığını söyledi. Ona devam edecek ve oyuncu ile ilgili eklemeler yapmaya çalışacak metne.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Erdem metnin son halini yazacak.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Özgül yazdığı raporlara devam edecek ve çalışmalarda sahnede olup biteni kaydedecek.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4609223860409138271-2548638989764936755?l=hagaragort.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hagaragort.blogspot.com/feeds/2548638989764936755/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hagaragort.blogspot.com/2010/01/benpierre-riviere-prova-notlar-ozgul.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4609223860409138271/posts/default/2548638989764936755'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4609223860409138271/posts/default/2548638989764936755'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hagaragort.blogspot.com/2010/01/benpierre-riviere-prova-notlar-ozgul.html' title='&quot;Ben,Pierre Riviere...&quot; prova notları - Özgül Akıncı'/><author><name>Celal Mordeniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02406079682921185986</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_R-RGJHNzG0g/S0To61EoqYI/AAAAAAAAGMY/TBTVHqQR1bE/S220/Resim+099.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4609223860409138271.post-1134988573253185906</id><published>2010-01-05T15:35:00.002+02:00</published><updated>2010-01-05T18:50:36.437+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Seyyar Sahne'/><title type='text'>DİYARBAKIR GÜNLÜĞÜ 2006</title><content type='html'>&lt;div class="Section1"&gt;  &lt;p style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:150%"&gt; &lt;/p&gt;  &lt;p style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:150%"&gt;Diyarbakır Şehir Tiyatrosu oyuncularıyla yapılan 4 günlük çalışma sırasında tutulan notlar...&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:150%"&gt;Çalışma, Celal Mordeniz ve Erdem Şenocak liderliğinde gerçekleştirildi.&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:150%"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:150%"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:150%"&gt;&lt;i&gt;Notları alan: Erdem Şenocak&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:150%"&gt; &lt;/p&gt;  &lt;p style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:150%"&gt;4 Eylül Pazartesi 2006  – Belediye Tiyatro Salonu&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:150%"&gt;10:30&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:150%"&gt; &lt;/p&gt;  &lt;p style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:150%"&gt;Salon dolu, 12:30'da boşalacak. 11:00'da çıkmak üzere salonda kısa bir toplantı yapıyoruz. Yavuz bizi oradan konuşmamız için sahneye çıkarmak istiyor, çıkmıyoruz. Celal sohbeti açıyor. &lt;/p&gt;  &lt;p style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:150%"&gt;&lt;b&gt;Celal: “&lt;/b&gt;&lt;i&gt;Öncelikle şu yanlış anlamayı düzeltmek isterim: Biz, Grotowski Atölyesi yapmayacağız. Hatta yapacağımız şeye Atölye bile denmeyebilir. Sizile ortak bir çalışma yapma amacındayız. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:150%"&gt;&lt;i&gt;Sizinle paylaşacağımız &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;çalışmalara başlarken Grotowski'den ve onun oyuncusu Cieslak'ın çalışma görüntülerinden esinlendik. &lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:150%"&gt;&lt;i&gt;Çalışmalara Kasım 2005'te başladık. Başta tekniğimizi geliştirmeyi amaçlıyorduk ancak sonraları teknik üzerinde düşüncelerimiz değişti. Şu anda teknik vurgusu olan bir çalışma yapıyoruz ancak tekniği aşmaya çalışarak. Bu tip bir çalışmayı en son İznik'te yaptık. Bu çalışmanın bir sonucu yok. Yani "bu çalışmaları sahnede nasıl kullanacağız?" sorusunun bir cevabı yok. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:150%"&gt;&lt;i&gt;Bu çalışmanın sonunda vücudunuzu iyi kullanacağınızı vaat etmiyoruz. "Şu öğreniliyor" diye bir şey yok. Ancak sınırlarımızı keşfetmeye, trük çantalarımızı atmaya çalışacağız. "Atölye değil." dememin sebebi o. Trük çantasına katılacak bir maharet daha vermek değil amacımız. Tüm bunlar yaratıcılığı engelleyen şeyler. Yaratıcılık, oyuncu sınırlarını keşfettiğinde ve tükendiğini hissettiğinde başlıyor.” &lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:150%"&gt;Dizlerinde menisküs olan bir oyuncu ve karaciğerinden ve safra kesesinden operasyon geçiren bir oyuncu seyirci olarak katılacak çalışmaya. Celal yaratıcı izlemenin öneminden ve bu şekilde de bir katılımın mümkün olduğundan bahsetti. &lt;/p&gt;  &lt;p style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:150%"&gt;5 saatlik çalışma süresini fazla bulan biri (Nihat Ağabey) oldu. Sonradan, 5 günlük bir çalışma için bu süreyi çok bulduğunu, daha uzun süre çalışıp yavaş yavaş bu tempoya yaklaşmanın daha doğru olacağını söyledi. Arkadaşa katıldık. Bu tarz kısa dönemli buluşmaların handikaplarından birinin de bu olduğunu belirttik. &lt;/p&gt;  &lt;p style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:150%"&gt;Celal çalışmanın ve yaratıcılığın karşısında iki ana düşman vardır dedi: Sıkılma ve yorulma. &lt;/p&gt;  &lt;p style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:150%"&gt;Sonrasında ‘tekrar’ kavramından bahsetti. &lt;/p&gt;  &lt;p style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:150%"&gt;&lt;b&gt;Celal: “&lt;/b&gt;&lt;i&gt;Bir şeyden bambaşka bir anlam çıkana kadar onu tekrarlamak… Tekrar ve tekrar, sonrası esrime… Esrime hali kişiyi 'ben'den çıkartır ve yaratıcı hali ortaya çıkarır. &lt;script&gt; &lt;!-- D(["mb","\u003c/i\&gt;\u003c/font\&gt;\u003c/p\&gt;\n\u003cp style\u003d\"margin:0cm 0cm 0pt;line-height:150%\"\&gt;\u003ci\&gt;\u003cfont face\u003d\"Times New Roman\"\&gt;Kendinden geçme bir enerji ortaya çıkartıyor. Birlikte ter dökmek oyuncular arasında bir bağ oluşturuyor. Bir topluluğa öyle dönüşülebiliyor. Biz bunu öğrendik. Tabii &amp;#39;esrime&amp;#39; derken &amp;#39;düzen&amp;#39;i unutmamak gerek. Grotowski&amp;#39;nin özellikle bu açıdan çok yanlış anlaşıldığını düşünüyorum. Onun düzene, kesinliğe ve tekrara yaptığı vurgu gözden kaçıyor. O tekrarın kendisi çok önemli. Bir hareketin &amp;#39;ne zaman bitecek&amp;#39; diye düşünmeden yarım saat boyunca yapılabilmesi çok önemli. İşte orada yaratıcı evren başlıyor. \n\u003cspan\&gt; \u003c/span\&gt;\u003cspan\&gt; \u003c/span\&gt;\u003c/font\&gt;\u003c/i\&gt;\u003c/p\&gt;\n\u003cp style\u003d\"margin:0cm 0cm 0pt;line-height:150%\"\&gt;\u003ci\&gt;\u003cfont face\u003d\"Times New Roman\"\&gt;Biz vücut çalışmalarını iptal ettik. Eskiden &amp;#39;ısınıyorduk&amp;#39;. Artık vücutla düşünmemiz gerektiğini öğrendik. Yapacağımız şey spor ya da dans olmayacak. &amp;#39;Güzel&amp;#39; olmayacak. Ancak özenli olacak.\n\u003c/font\&gt;\u003c/i\&gt;\u003c/p\&gt;\n\u003cp style\u003d\"margin:0cm 0cm 0pt;line-height:150%\"\&gt;\u003ci\&gt;\u003cfont face\u003d\"Times New Roman\"\&gt;Gündelik olmayan bir teknik kullanacağız. Çalışmanın bazı aşamaları komik ya da utanç verici gelebilir ama bunlar aşmamız gereken duraklar. Düşünürsek zaten tiyatronun kendisi de saçma. Bu çalışmaları yeni bir dil öğrenmeye benzetebiliriz. Başta öğrendiğimiz kelimeler saçma ve anlamsız gelebilir ancak dili öğrendikçe anlam kazanmaya başlar. \n\u003c/font\&gt;\u003c/i\&gt;\u003c/p\&gt;\n\u003cp style\u003d\"margin:0cm 0cm 0pt;line-height:150%\"\&gt;\u003cfont face\u003d\"Times New Roman\"\&gt;Tanışıyoruz. Öğrenci miyiz, neciyiz… Celal çalışma öncesi taleplerini sıralıyor: Disiplin, konsantrasyon, çalışmayı bırakmamak, kesmemek. 5 saat boyunca, aralarda dahi kesmemek ve yaratmaya hazır biçimde orada, grubun içinde olmak.\n\u003c/font\&gt;\u003c/p\&gt;\n\u003cp style\u003d\"margin:0cm 0cm 0pt;line-height:150%\"\&gt;\u003cfont face\u003d\"Times New Roman\"\&gt;Celal İznik kampında bu çalışmaların yanında tragedya üzerine çalışıldığını; belki burada da küçük bir sahne denenebileceğini söyledi. Denenecek sahnenin bu çalışmaların bir sonucu olmayacağını hatırlatarak. \n\u003c/font\&gt;\u003c/p\&gt;\n\u003cp style\u003d\"margin:0cm 0cm 0pt;line-height:150%\"\&gt;",1] );  //--&gt; &lt;/script&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:150%"&gt;&lt;i&gt;Kendinden geçme bir enerji ortaya çıkartır. Birlikte ter dökmek oyuncular arasında bir bağ oluşturur. Bir topluluğa öyle dönüşülebilir. Tabii 'esrime' den bahsederken 'düzenleme'yi unutmamak gerek. Bir eylemin çok büyük bir kesinlikle aynı şekilde tekrar edilebiliyor olması çok önemli. Ayrıca bir alıştırmanın 'ne zaman bitecek' diye düşünmeden icra edilmesi çok önemli.   &lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:150%"&gt;&lt;i&gt;Biz, vücut çalışmalarını iptal ettik. Eskiden 'ısınıyorduk'. Artık beden ve zihin ayrımı olmadan tüm vücutla düşünmemiz gerektiğini öğrendik. Yapacağımız şey spor ya da dans olmayacak. 'Güzel' olmayacak. Ancak özenli ve kesin olacak. &lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:150%"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;Çalışmanın bazı aşamaları komik gelebilir ama bunlar aşmamız gereken engellerdir. Bu çalışmaları yeni bir dil öğrenmeye benzetebiliriz. Başta öğrendiğimiz kelimeler saçma ve anlamsız gelebilir ancak dili öğrendikçe anlam kazanmaya başlar.” &lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:150%"&gt;Celal çalışma öncesi taleplerini sıralıyor: Disiplin, konsantrasyon, çalışmayı bırakmamak, kesmemek... 5 saat boyunca, aralarda dahi kesmemek ve yaratmaya hazır biçimde orada, grubun içinde olmak... &lt;/p&gt;  &lt;p style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:150%"&gt;Celal İznik kampında bu çalışmaların yanında tragedya üzerine çalışıldığını; belki burada da küçük bir sahne denenebileceğini söyledi. Denenecek sahnenin bu çalışmaların bir sonucu olmayacağını hatırlatarak. &lt;/p&gt;  &lt;p style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:150%"&gt;&lt;script&gt; &lt;!-- D(["mb","\u003cfont face\u003d\"Times New Roman\"\&gt;Yavuz Grotowski&amp;#39;de geçen &amp;#39;bütünsel edim&amp;#39; kavramının anlamını sordu. Celal Grotowski&amp;#39;deki tam karşılığını değil ama kendisinin bu kavramdan ne anladığını anlattı.\n\u003c/font\&gt;\u003c/p\&gt;\n\u003cp style\u003d\"margin:0cm 0cm 0pt;line-height:150%\"\&gt;\u003cfont face\u003d\"Times New Roman\"\&gt;\u003cb\&gt;Celal:\u003c/b\&gt;\u003ci\&gt; Oyuncunun sahnede yaptığı her şeyi tüm bedeniyle yapması. Bütün hücrelerinizle orada bulunmanız. En ufak bir bakışı bile tüm ruhuyla/bedeniyle doldurması. Grotowski, &amp;quot;kendini yakması&amp;quot; diyor. Ben bundan, daha sonrayı düşünmemeyi, hareket ekonomisine girmemeyi anlıyorum. Japon Tiyatrosu&amp;#39;ndan aldığı bir kavram bu, Grotowski&amp;#39;nin: &amp;quot;Chi&amp;quot; Bir çok anlamının yanında &amp;#39;chi&amp;#39; aynı zamanda &amp;#39;parlamak&amp;#39; demek.\n\u003c/i\&gt;\u003c/font\&gt;\u003c/p\&gt;\n\u003cp style\u003d\"margin:0cm 0cm 0pt;line-height:150%\"\&gt;\u003cfont face\u003d\"Times New Roman\"\&gt;Rüknettin, &amp;quot;İçgüdülerin kullanımı nasıl oluyor?&amp;quot; diye bir soru sordu. Celal de çalışmalarda bir takım içsel süreçlerin de işlediğinden ve &amp;#39;itki&amp;#39; kavramından bahsetti. Bu yüzden de çalışmaların &amp;#39;vücut çalışması&amp;#39; olmadığını söyledi.\n\u003c/font\&gt;\u003c/p\&gt;\n\u003cp style\u003d\"margin:0cm 0cm 0pt;line-height:150%;text-align:right\" align\u003d\"right\"\&gt;\u003ci\&gt;\u003cfont face\u003d\"Times New Roman\"\&gt;(Notları alan: Erdem Şenocak)\u003c/font\&gt;\u003c/i\&gt;\u003c/p\&gt;\n\u003cp style\u003d\"margin:0cm 0cm 0pt;line-height:150%\"\&gt;\u003cfont face\u003d\"Times New Roman\"\&gt; \u003c/font\&gt;\u003c/p\&gt;\n\u003cp style\u003d\"margin:0cm 0cm 0pt;line-height:150%\"\&gt;\u003cfont face\u003d\"Times New Roman\"\&gt;12:30 \u003c/font\&gt;\u003c/p\&gt;\n\u003cp style\u003d\"margin:0cm 0cm 0pt;line-height:150%\"\&gt;\u003cfont face\u003d\"Times New Roman\"\&gt;Çalışma için yer bekliyoruz hala. Bir de çayın demlenmesini… Bu esnada bir sergi gezdik. Soledad çalıyordu ama resimler iyi değildi. Erdem&amp;#39;le ilkokul öğrencisi yakası geyiğimiz bittikten sonra saat 12:45&amp;#39;te salona girdik. Ben hariç, çayımı içiyorum çünkü. \n\u003c/font\&gt;\u003c/p\&gt;\n\u003cp style\u003d\"margin:0cm 0cm 0pt;line-height:150%\"\&gt;\u003cfont face\u003d\"Times New Roman\"\&gt;Sahnede bir çocuk Elvan&amp;#39;a &amp;quot;Çekil ayağımın altından&amp;quot; diye espri yaptı. Sanırım bu bizim grupta olmazdı. Oyunculara uzak kalmamak için ben de çıkıp sahneye oturdum. \n",1] );  //--&gt; &lt;/script&gt;Yavuz Grotowski'de geçen ‘bütünsel edim’ kavramının anlamını sordu. Celal Grotowski'deki tam karşılığını değil ama kendisinin bu kavramdan ne anladığını anlattı. &lt;/p&gt;  &lt;p style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:150%"&gt;&lt;b&gt;Celal:&lt;/b&gt;&lt;i&gt; “Oyuncunun sahnede yaptığı her en ufak bir eylemi bile tüm ruhuyla/bedeniyle doldurması. Grotowski, "kendini yakması" diyor. Ben bundan, geçmiş ve gelecekten kısa bir süreliğine bağımsızlaşmayı anlıyorum &lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:150%"&gt;Rüknettin, “İçgüdülerin kullanımı nasıl oluyor?” diye bir soru sordu. Celal de çalışmalarda bir takım içsel süreçlerin işlediğinden ve 'itki' kavramından bahsetti. Bu yüzden de çalışmaların ‘vücut çalışması’ olmadığını söyledi. &lt;/p&gt;  &lt;p style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:150%"&gt; &lt;/p&gt;  &lt;p style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:150%"&gt;***&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;line-height:150%"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;/div&gt;  &lt;span style="line-height:150%;font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; mso-fareast-Times New Roman&amp;quot;;mso-ansi-language:TR;mso-fareast-language: TR;mso-bidi-language:AR-SAfont-family:&amp;quot;;font-size:12.0pt;"&gt;  &lt;/span&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:18.0pt;mso-pagination:none;mso-layout-grid-align: none;text-autospace:none"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;Notları alan: İlke Yiğit&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="line-height:18.0pt;mso-pagination:none;mso-layout-grid-align: none;text-autospace:none"&gt;4 Eylül &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;12:30 &lt;span style="mso-tab-count:1"&gt;  &lt;/span&gt;Çalışma için yer bekliyoruz hala. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Çalışmaya toplam 15 kişi katıldı; 8 erkek 7 kız. Bir de izleyenler var. Katılanlar dikkatli bir şekilde gösterilen hareketi yapıyorlar. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;12:54 Erdem ağırlık merkezini kaydırma çalışmasını yaptırıyor. Yaklaşık 9 dk. Sonra Celal nefes uyarısı yaptı. ‘Dağılmayın, bunun için de birlikte yaptığınızı unutmayın. Tek başınıza kalmayın, diğerlerinin farkında olun. Enerji harcadıkça enerjiyle dolduğunuzu deneyimleyin’. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Size zor gelen bir hareketi kendimize uydurun ama yuvarlayıp enerji tasarrufuna gitmeyin. “&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;20. dk. Herkes hareketi yuvarlamaya başladı. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Gidemediğin için değil istediğin için durmak. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;23. dk. Erdem hareketi hızlıdan yavaşa aldı. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;28. dk. Sürdü 1. egzersiz. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Boyun omuz hareketleri. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Dizler kırık! Bazıları anlamıyor neden kırık olduğunu. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Jimnastik hareketi, ısınmak &amp;amp; izlenebilir bir şey ortaya koymak. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Herkes kendi içine döndü!&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Ritm ve yorgunluk arttıkça kendilik kaygısı azalmaya başlıyor. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;14:10 ara&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;14:40 ses çalışması.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Tıslama’ Bütün çalışmadan sonra tek tek doğaçlamalara geçildiğinde hakim olan şey ya gündelik ses kullanımı ya da şan tekniği oldu. Erdem bunun üzerine melodi taklidi çalışması yaptırmaya başladı. En cins sesi Sıla-Hilal buldu. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;16:04 Herkes gırtlağına yüklenmeye başladı. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Çalışmaların kaçta başlayacağı üzerine bir tartışma yaptık. Katılanların bir de çocuk oyunu provası olduğu için saat problemi gündeme geldi. Çocuk oyunu çalışmaları&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;atölye boyunca iptal oldu. 11’de çalışmaya başlıyoruz. Ucu açık. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Bugünkü doğaçlamalarda çok iyi örnekler vardı. Yavuz ışıyor. Bir dakikalık doğaç hazırlanacak. Bugünkü çalışma daha izlenir bir şey oldu. 2 seyircimiz var. İlgiyle izliyorlar. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;6 eylül&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Erdem bugün güneşe selam’ın inceliklerinden bahsetti. Yaklaşık bir&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;span style="color:red;"&gt;25 &lt;/span&gt;dk.dır. seti tekrarlıyor. Akşamları rüyalarında Grotowski’yi görüp daşlan kovlayanlar varmış! &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Erdem geçti ortaya. Dizler kırık. Bi hareket yapıyor ve harekete cevap verilmesini istiyor. Grupta yavaş yavaş küçük sakatlıklar ve tutulmalar baş gösteriyor ama sanırım herkes halinden memnun. Bi kaç kişi dışında kimse devamsızlık göstermedi ve herkes ciddi bir şekilde çalışmaya katılıyor. Sanırım Hakan, Rezzak ve Sevgi belini incitmiş. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Ancak insanların kendini en çok bıraktığı çalışma bu oldu. Biraz kaydettim. Kameradan anlaşılır mı bilmiyorum ama en azından burada etkileyiciydi. Şimdi ikililer rüzgar, dere, alev gibi şeyler düşünerek aynı şekilde etki tepki doğacı yapacak. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;15:20 ses doğaçlarına geçtik. Suzuki hareketi eşliğinde ‘Bang Bongggggoooammm’ adında bi ses çıkardık. Erdem yakınlaşıp uzaklaşarak sesin volumü ve vurgularla uğraştı. Şu anda merakla hareketli ses doğaçlamalarının neticesini bekliyorum. Bugün 2 kişi çalışmadan düştü. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Celal yorgunluğa teslim olmamak gerektiğini ve hep bir ötesini merak etmeyi öğütledi. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;7 eylül&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Başkan’ın halkla buluşma günü olduğu için çalışmaya onikide başladık.. Bugün denge çalışmasının adından uzun bir ara verip&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;ses çalışmasına geçtik, beraber türkü söyledik. Ardından Celal, Bahar Noktası’ndan bir sahne dağıttı. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Bahar Noktası’nın çeşitli biçimlerde okuduk. Önce normal, sonra hızlı, sonra tekrarlar koyarak, şarkı üzerine, kendi cümlelerimizi koyarak, kendimiz bir şarkı düşünüp aklımızda onu tutarak, konuşarak.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Bütün bu çalışma ‘kikir kikir’ geçti. Fatma bütün çalışma boyunca zorlandıktan sonra rap melodisiyle rahat bi şekilde söyledi repliklerini. Bu da bana şunu düşündürdü. Sanırım zor konuşanlar, zor okuyanlar melodiyi kavrayamayanlar, bir kere melodinin içine girince rahat rahat konuşabiliyor, dilini rahat hareket ettirebiliyor. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Veee sonunda ara veriyoruz!!!&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;8 eylül&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left:18.0pt"&gt;Erdem el çalıştırdı. Grubun aksiyonun birden bire değişebilmesi beni sevindirdi. Herkes konsantre bir şekilde kendi hareket setini yaptı. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Hakan 3. çalışmada belini kırmasına rağmen Cuma günkü oyunda oynayacakmış. Şu anda da sahnede Celal’in yaptırdığı ses çalışmasına katılıyor. Katılım genel olarak yüksek. Gelenlerin enerjisinin yüksek. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Hakan’ın belini kırması çok üzücüydü. Ama Celal Mordeniz bu durumdan şöyle bir çıkarım yaptı: “Belini kırma RİSKİNİN olmadığı bir çalışma aslında kendini kandırmaktır. Bu da bize bir yandan doğru yolda olduğumuzu da gösterdi.”Bunu çay Bahçesi’nde iki büklüm oturan adama da söylemesi ilginç bir davranıştı. Hakan’ın da hoşuna gitti bu değerlendirme. Hatta bizimle otele kadar yürüdü. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Bugün ilginç bir olay oldu; &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Oyunculardan biri metinini evde unutmuş. Kimseden isteyememiş. Celal’den birinden metin istemesini rica etti. İletişim, ilişki eksikliği... Çok zor bu işler, çok.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Bahar Noktası’na başladık. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Ardından çalışma değerlendirmesine geçtik. Kaset bittiği için yazmaya geçiyorum. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Yavuz Grotowski üzerine sorular soruyor. Nihat Abi’den bir sahneleme önerisi geldi. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;Celal&lt;/b&gt;: Her çalışma ve her anda yaratıcı olma yükümlülüğümüz var. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;Hakan&lt;/b&gt;: İçteki enerji içimizden çıkmaya başlayınca hissediliyor. Gelenekse bu enerjinin çıkmasına engel oluyor. Kuramla da bu duruma yaklaşılamıyor. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;Celal&lt;/b&gt;: Araştırmanın bittiği yerde tiyatro biter. Geriye hokkabazlık kalır. Oyuncunun yaratıcılıkla yükümlü olduğunu hatırlaması gerekiyor. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;Handan&lt;/b&gt;: Boal çalışmasına benziyor. İtkiyi yakalamak ve kendi yaratıcılığını ortaya çıkarmak gerekiyor. Pes etmek istediğim zamanlar oldu. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;Nihat Abi (eski karateci):&lt;/b&gt; Kolay iş değildi. Bütün grubu tebrik ederim. 10-15 yıl önce ben bu yöntemi bilseydim ne sporcular yetiştirirdim. 45 dk. zor bir pozisyonda durmak kolay değil. Ama siz olmasaydınız biz bunu 2 dk yapamazdık ama artık gördük ki biz bunu yapabiliyoruz. Ben kendimi bir dansçı gibi hissettim. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;Handan&lt;/b&gt;:&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;Disiplin çok önemli. Bunu sağladağınız için sağ olun. Grupta lider önemlidir. Lider hiç kopmadı. Dolayısıyla biz de kopmadık. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4609223860409138271-1134988573253185906?l=hagaragort.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hagaragort.blogspot.com/feeds/1134988573253185906/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hagaragort.blogspot.com/2010/01/diyarbakir-gunlugu-2006.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4609223860409138271/posts/default/1134988573253185906'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4609223860409138271/posts/default/1134988573253185906'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hagaragort.blogspot.com/2010/01/diyarbakir-gunlugu-2006.html' title='DİYARBAKIR GÜNLÜĞÜ 2006'/><author><name>Celal Mordeniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02406079682921185986</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_R-RGJHNzG0g/S0To61EoqYI/AAAAAAAAGMY/TBTVHqQR1bE/S220/Resim+099.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4609223860409138271.post-1829928036541058579</id><published>2010-01-01T22:28:00.001+02:00</published><updated>2010-01-01T22:36:26.640+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mektuplar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Seyyar Sahne'/><title type='text'>"Mektuplar" Günlüğü - Gülden ARSAL</title><content type='html'>&lt;strong&gt;06.03.09 / 11.05.09&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;06.03.2009 &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Metnin en karışık cümlesini seçiyorum. En vurgulu cümlesi Nihal’e yaptığı teklif. Ezbermiş gibi klişe kullandığı cümleler de var. Başlangıç önemli. Sevgili Nihal’den sonra ‘:’ kullanıyor. Açıklama yapacakmış gibi. Küçük ve keskin karakterde harflerle yazıyor. Satır araları düzgün ve özenli. Baştan sona harfler değişmiyor, bozulma yok. Sadece birkaç imla hatası var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün vapurda gelirken yazıdan nasıl analizler yapabiliriz üzerine düşündüm. Tıpkı hareket ve ses makamları gibi yazının karakteri de makam gibi ele alınabilir mi? Mektuplara dair nasıl parametreler geliştirebiliriz? &lt;br /&gt;Harflerin yazılış biçimi, akışkanlığı yuvarlak ya da keskin oluşuna göre ayrılabilir. Harflerin büyüklüğü hareket hacmiyle ilişkilendirilebilir. Harfler arası uzaklık, kelimeler arası boşluk, satırlar arası uzaklık ya da genel olarak sayfa kullanımı mekâna, uzama dair parametrelere çevrilebilir belki. &lt;br /&gt;Hitap, imza, tarih ve isim kullanımı kişiye özel kullanımı çok net ortaya çıkarıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;10.03.2009 &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Metni paragraflara göre bölüp ortak hareketler bularak çalışıyorum. Başımı yana yaslayarak hızla fırlatıyor, bu esnada kolumu ve bacağımı kaldırıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;11.03.2009 &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Clup Ruje Nuar şimdilerdeki dedikodulu meyhaneymiş galiba eskiden Teşvikiye’de bir gazinoymuş. Muhtemelen Bülent orta-üst gelir grubunda, yirmili yaşlarda birisi. 1970 Aralığı hareketli bir dönem ama hiç izi yok, olmak zorunda değil tabii. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uludağ metnini baştan sona akış alabildim bugün. 4 dakikayı geçiyor. Hızlı konuşmalarım anlaşılmıyor. Hareketleri yazı gibi keskin yapmaya özen gösterdim ama geneli çok fazla kesikli oldu. Metnin anlamı pek çıkmıyor. Akışı Suzan’a gösterdim, söylediklerimi duymam gerektiğini,  yönelimimin belirsiz olduğu yerlerde hareketlerimin de kararsızlaştığını söyledi. Diksiyonum çok kötü değilmiş, herhalde metne aşina olduğu içindir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;13.03.2009 &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bülent sanki Yeşilçam’dan fırlamış bir tip. Mektubu yazmadan önce düşünmüş, sonraları aklına geleni yazmış, en sonunda da yeri kalmamış hemen toparlamış bitirmiş gibi. Yavaş başlayıp hızlanılabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün Celal izledi. Metnin anlamını çıkaramıyorum, anlaşılmıyor. Metnin ritmini bulmamız gerekiyor. Sadece bir düşünceyle ya da bir teknikle anlam oluşmuyor. &lt;br /&gt;Düşünce, duygu ve hareketin dengesini bulmamız gerek.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;15.03.2009 &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Yeni mektuplar seçiyoruz. Mektupların yazan kişiyi açık ediyor olması ve de tarihi en önemli kısıdımız. 80’ler sonrası çok yeni ve tanıdık. 1981 yıllında yazılmış tarikat mektubu istisna. Bu mektubu çalışacağım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;18.03.2009 &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hatme: Muhammed’e salavat getirilerek yapılan, peygamberin ruhunun indiğine inanılan ibadet. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasuh Tövbesi: Bireyin günahları kendi yaptığı tövbeyle afolur, mürşidin de katılımıyla günahların toplamı kadar sevap yazılır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mürşidi Kamil: Hidayete sevk eden kişi, kılavuz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(CC): Celle Cellalühü, Allahın ismi anıldığında hürmet için söylenir. ‘onun şanı ne yüce’ anlamındadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(AS) : Aleyhi Selam&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(SAV): Sallallahü Aleyhi Ve Selam, Allah’ın selamı üzerine olsun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Metnin enerjisi yüksek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;20.03.2009 &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hareketin merkezi nefes olabilir. &lt;br /&gt;El ayaları açık kullanılabilir, nefes tekrarları olsun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;22.03.2009 &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bugün Celal geldi akışlarımızı gösterdik. Mektuplar kendi zamanını ve kendi duygusunu oluşturacak kapalı bir atmosfer kurabilmeli. Harekete hizmet etmeyen tekrarlardan kurtulmalıyız. Diksiyona, kelimelere daha çok özenmeliyiz. Hareket ve sesin birbiriyle uyuştuğu, denk geldiği yerler çok sınırlı kullanılmalı. Bu denklik bazen bin rutin yaratabiliyor çünkü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;25.03.2009 &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Mektup boyunca 21 defa Allah (CC), 10 defa Seyda (Hz), 7 defa Resulallah (SAV) ve 10 defa da ‘Enişteciğim’ kullanılmış. Enişte önemli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;27.03.2009 &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Yıldız oyunu - Eblehem yıldızını gösterdikten sonra enişteye yakalanma. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gavs-ı Azam: (Gavs-ül Azam) En büyük gavs (yardım edici, medet verici)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahir zaman: Kıyamet öncesinde alametlerle kendini belli eden zaman dilimi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rabıta: Mürşidin konsantre olup şeyhini aklında canlandırarak ondan yardım istemesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;01.04.2009 &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bütün mektupları hep birlikte nasıl sergileyeceğiz? Hepsi kendi başına ayrı metin, bir arada tutacak şey ne olacak? Şimdilik çalıştığımız 10 mektubu sıraya koyduk. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;03.04.2009 &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Dönemleri çağrıştıran şarkılar arıyoruz. Bazı geçişler şarkıyla olabilir. Uludağ için “Aşkım bahardır” şarkısı gibi. Senem bir süredir “Söyleyemem derdimi” şarkısını çalışıyor zaten. Enis bölümü için de Merve “İtirazım yok” diye komik bir şarkı bulmuş, çok tiz söylemek pek zor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;05.04.2009 &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Belirlediğimiz akışı Celal’e gösterdik. Mektupları yere serip okuyarak başlamayı önerdi. Ayrıca metinle beraber tasarladığımız akıştan farklı olarak ayrı bir hareket senaryosu çıkarmamızı istedi. Sonra bu akışları içi içe geçirebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarikat mektubunda bazı tekrar eden hareketler bulmalıyım. Yazı sağa yatık, başımın eğikliği de sağa yatık. Bu hareketi tekrar edebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uludağ mektubu konusunda hala kafam karışık. Aslında bu bir mektup değil, bir yeni yıl kartı ve çok kısa sürüyor, uzunluğu bir anlam oluşmasına izin vermiyor. Metin de karışık. Bir melodi tutturdum, kurtulamıyorum. Bir süre çalışmayacağım, hep aynı şeyi tekrarlıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;08.04.2009 &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hareket akışı oluşturmak için metni didikliyorum. Satır sayısıyla ve metnin sıkışıklığı ile ilgili bir grafik çıkarttım. Mektuba uzaktan bakınca bazı satırların birbirine çok yaklaştığı görülüyor. Sıkışıklık ve sonra gelen ferahlık, birkaç kez tekrar ediyor bu durum. Kasılma ve gevşeme hali. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;10.04.2009 &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;1949 tarihli öykü yazarının mektubunu da çalışmaya başlıyorum. Metinde çokça isim geçiyor, çoğu ünlü akademisyenlermiş. Yazarın el yazısı çok karakteristik. Dolmakalemle yazmış. Baş harfler çok kıvrak ve biçimli. Oldukça süslü hareketleri var ve nerdeyse bir harfi o harf olmaktan çıkarıyor. Kendine göre biçimlendirmiş sanki harfleri. Ş ve ç harflerinin noktaları çok aşağıda. “T”nin yan çizgisi dik çizgiye değmeyecek kadar sağda. Harfler büyük, el yazısı çok rahat, su gibi akmış yazı. Birkaç hareket parametresi buldum bile.  Bulduğumuz parametreler üzerinde toplu bir konsensüse varmaya çalışıyoruz. Özellikle tekrar edilebilirlik, hareketin tartımı, büyüklüğü ve mekân kullanımında ortaklık kurabiliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;12.04.2009 &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hareket akışı oluşturmak konusunda kafamız karıştı. Celal geçen hafta kurduğumuz ilişkiyi yakalayamadığımızı, hareket senaryosu oluşturma çalışmamızın bize bir zemin oluşturamadığını söyledi. Metinle ilişkimiz kopunca içe kapanmışız. Sanırım öyle, zihnimiz ne yapacağımızla meşgul olunca metinden uzaklaşıyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes çalıştığı mektuplara ilaveten ikişer mektup seçip, haftaya ezberlemiş olarak gelecek. Hareket etmeden metni anlaşılır biçimde söylemeye çalışacağız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;17.04.2009 &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;New York’ta üniversitede okuyan Günşin adlı bir kızın 5-6 tane mektubu var onlardan birini ve de Babaeski 1977 tarihli mektubu seçtim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günşin çok zeki ve enerji dolu bir kız. Anlatımı oldukça coşkulu. New York’ta okuyor. Washington’da bir otel odasının antetli kağıdına yazmış mektuplarını. Belki bir ara orada kalmıştır. Sayfanın altındaki notta “Radio in every room” yazıyor. Genelde annesine, babasına ve kardeşine yazıyor. Arada ince kâğıtlara yazılmış mektuplar da var. Okunması zor, karışık bir el yazısı var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babaeski mektubu çok uzun değil ama mektup formu çok belirgin. Bir yolculuk sonrası yazılmış, ev sahibinin misafirperverliğinden dolayı teşekkürlerini sunuyor yazar. Portakallardan bahsedilen kısım pek hoş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;19.04.2009 &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Seçilen mektupları sandalye üzerinde çok az hareket ederek gösterdik. Suzan’ın Kamil ve Zeytinci mektuplarını, Merve’nin “Mimiciğim” mektuplarını, benim de Babaeski (Portakal) ve Uludağ mektuplarını attık. Şarkıları kullanmayacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;22.04.2009&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hareket ederek doğaçlamaya başlıyor ve mektuplara geçiyoruz. Kendiliğinden bir akış oluşuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;23.04.2009&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bayramı fırsat bilerek dünkü doğaç üzerine gidiyoruz. Uzun süre hareket ettiğimiz bir anda birden gidip sandalyeye oturuyor ve elimi kaldırıyorum. Kızlar da buna cevap veriyor. Senem Suat mektubuna başlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;24.04.2009 &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bilgi’deyiz. Yuvarlanmalar ve yer değiştirmeler üzerine çalışıyorduk ki Merve çok kötü bir şekilde kaydı kafasını yere çarptı, bileğini burktu. Zorunlu bir ara verdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;25.04.2009 &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Tarikat&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;01.05.2009 &lt;/strong&gt;“Yaşasın 1 Mayıs!” Taksim’e sonunda girilebildi ama Pangaltı’nın arka sokakları çok gerilimli. Evden Maçka’ya gelene kadar resmen terörize olduk. Günşin’in sandalyedeki yer değiştirmelerini belirlesem iyi olacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;03.05.2009 &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Tüm akış 80 dk.sürüyor.. Mektupların sırasını değiştirdik, bazı geçişler değişmek zorunda. Suat ve Günşin gibi tekrar eden mektupları bütün akışa dengeli dağıtarak yeni bir düzen kurduk.  Bütün mektuplar ve geçişler için zaman kısıtı koyduk. Her geçişin süresini belirlemeliyiz. Baştan sona hissedilebilen bir matematik olmalı. Bunun için zamanı algılayışımızda, iç ritmimizde ortaklaşmamız gerekiyor. Bu ortaklığı kurabilmek için sahneyi ve birbirimizi daha çok fark ederek hareket etmeliyiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Senem hareket ederken iç ritmimin hızlandığını ve kendimi harekete kaptırınca diğerleriyle ve de mektuplarla ilişkimin azaldığını söylüyor. Haklı; hızlı hareket etmeyi seviyorum. Mektuplara daha çok özen göster.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;04.05.2009 &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Telaş içinde hareket etmek, metni söylemek yakalanan canlı ilişkiyi koparıyor. Hem ritmimizi korumalıyız, hem de telaşa kapılmamalıyız. Hızlıca sahnelere bakıp, sıralamada yaptığımız değişikliklere göre koreografiyi düzenliyoruz.  Erkenden bitiyor bugünkü prova.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;06.05.2009 &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Pazartesi günü yaptığımız değişikliklere göre akış aldık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;07.05.2009 &lt;/strong&gt;İlk defa seyirci karşısına çıktık. Celal’in İran’a gittiğinde tanıştığı bir tiyatro grubu bugün akışı izlemeye geldi. Oldukça gergin ve sıkıcı bir akış oldu galiba. Seyirciyle rahat bir ilişki kuramayınca sahne üzerinde metinler de hareketler de uzadı ve anlamsızlaştı. Organik bir yapı kuramadık. Günşin’in ikinci mektubunu ve Osmanlıcadan çevrilen hasta mektubunu attık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;08.05.2009 &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Prömiyere iki gün kala oyundaki geçişleri, hareketleri büyük oranda değiştirdik. 20 dakikaya yakın oyunu kısalttık. Sandalyeleri attık. Celal elbiseleri de attı sonra tekrar koyduk. Mektupları daha merkeze alan bir tasarım yapmış olduk, geçişlerin nerdeyse tamamı akışı kesip, hareketi boşaltıp yeni bir şeye başlamak şeklinde oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;09.05.2009&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;Yaptığımız değişiklikleri hatırlamamız gerek. Sandalyeler atılınca Günşin’in mektubuna ayak bileği hareketiyle başlıyor bütün metni dizlerim kırık bir şekilde yürüyerek yapıyorum. Hareketin merkezi ayak ve diz. Bu hareket beni rahatlattı, sandalyede yaptığımız oyunları yer değiştirmeleri bu yürüyüşe adapte edebiliyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarikat mektubunda hareketimi unutmamam gerekiyor, kendimi metne kaptırınca hareketin farkındalığı kayboluyor ve otomatik bir şekilde kollarım hareket ediyor. Yaptığımız şeyin farkında olmamız çok önemli, herhangi bir şeyi yapmaya kaptırdığımızda kendimiz o şey ilgi çekici olmaktan uzaklaşıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;10.05.2009 &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;“Mektuplar”ın prömiyerini yaklaşık 50 kişilik bir seyirciyle Maçka’da gerçekleştirdik. Seyircimizin çoğunu Bilgi Sahnesi, İtü Sahnesi ve yakın arkadaşlarımız oluşturuyordu. Oyun, bugüne kadar yaptığımız akışlardan daha iyi oldu diye düşünüyorum. Seyirciye bakmakta geçen sefer olduğa kadar zorlanmadım, hatta bir süre sonra bu durum hoşuma gitmeye başladı. Sahnede birbirimizin ve seyircinin farkına varabildiğimiz, belli bir düzeyde uyum yakalayabildiğimiz anlar oldu diye düşünüyorum. Seyircilerin ilk tepkileri genel olarak olumluydu. Özellikle mektupları merak ettiler, yerdeki mektupların orijinal el yazması mektuplar olduğunu görünce şaşırdılar. Oyunun başındaki ve sonundaki yuvarlanmalara genel olarak anlam veremediklerini söylediler. Organik bir yapı oluşturmak için yaptığımız son değişiklikler metnin daha iyi dinlenmesine imkan sağladı galiba. Ama devinimlerimiz ve de hareket kurgularımızda problemli olan çokça şey var.  Bütün bunlara rağmen oyunu oynamış olmanın rahatlığını yaşıyorum. Suzan, Ege ve Özgür’le Maçka parkında bir bardak çay içiyor ve eve gidiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;11.05.2009 &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Celal aradı, bu akşam oyunu değerlendirmek üzere buluşalım dedi. Buluştuk. Oyunu iptal ettik. Oyunda bazı eksikliklerin farkındaydık ve cevap veremediğimiz yerler seyircinin de kafasını karıştırmış. Bu haliyle gösterimlere devam etmek yerine eksikliklerimize bir çözüm, sorularımıza bir cevap bularak yolumuza devam etme kararı aldık. Mektuplar projesi bizim için sonlanmış bir proje değildi zaten. Sahaflardan mektup araştırmaya devam ediyoruz ancak görünen o ki kısa bir sürede oyuna tekrar yoğunlaşma fırsatı bulamayacağız. Bana kalsa sıcağı sıcağına çalışmaya devam edelim derim. Gerçi bazen durup üzerine düşünmek de faydalı oluyor. Neyse çalışmaya devam edeceğiz, şimdilik belirsiz bir tarihe erteledik gösterimleri.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4609223860409138271-1829928036541058579?l=hagaragort.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hagaragort.blogspot.com/feeds/1829928036541058579/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hagaragort.blogspot.com/2010/01/mektuplar-gunlugu-gulden-arsal.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4609223860409138271/posts/default/1829928036541058579'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4609223860409138271/posts/default/1829928036541058579'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hagaragort.blogspot.com/2010/01/mektuplar-gunlugu-gulden-arsal.html' title='&quot;Mektuplar&quot; Günlüğü - Gülden ARSAL'/><author><name>Erdem Şenocak</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16520085694954926741</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_6QLhLs14HSM/SaXqllO0TJI/AAAAAAAAAQg/R4zaC9FU35w/S220/erdem.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4609223860409138271.post-1274710150706259879</id><published>2010-01-01T22:18:00.005+02:00</published><updated>2010-01-01T22:36:57.975+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Seyyar Sahne'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tiyatro Kampı'/><title type='text'>Seyyar Sahne Gümüşlük 2007 Kampı Günlüğü – Gülden ARSAL</title><content type='html'>&lt;strong&gt;28.07.07 / 12.08.07&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;28.07.07&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Gümüşlük Akademisi’nde ilk gün...&lt;br /&gt;Merve ve Nesrin’le yaptığımız uzun yolculuk sonrası akademiye varıyoruz. Akademiye iki gün önceden hazırlık yapmak için gelen Erdem Senem, Celal ve İlke’nin dışında Kerem ve Ayşe de kampa ulaşmışlar. Kısa bir süre sonra Suzan ve Ege de geliyor. Gümüşlük akademisi yeşillikler içine kibarca kurulmuş hoş bir yer. Biz edebiyat evinin karşısındaki dört odada ikamet edeceğiz. İznik’teki koşullarımız düşünülünce bu odalar bizim için oldukça konforlu. Her odada küçük bir mutfak bile var, buradaki dolapları depo olarak kullanacağız. Asıl mutfak heykel ve resim atölyelerinin olduğu yerde. Çalışma yapacağımız amfi tiyatro ise hemen gölün yanında. Akademide yaptığımız kısa bir turdan sonra hızlıca kahvaltı yapıp çalışmaya koyuluyoruz. Öncelikle temizlik, yerleşme ve diğer işler için bir işbölümü yapıyoruz. Daha önceden gerekli malzemeleri tespit edip alışveriş yapan kadro eksiklikleri tamamlayacak. Suzan ve Ayşe mutfağı düzenleyecek. Erdem, Ege ve Kerem yatakları depodan getirip kuracak. Merve, Nesrin ve ben de odaları temizleyeceğiz. Sıcağa aldırmadan canla başla çalışıyor akşama doğru birçok işimizi tamamlıyoruz. Bu sırada akademide yapılacak bir kokteylin davetlisi olarak akşam saatlerinde Baskın Oran’ın geleceğini öğreniyoruz. Göl kenarında kokteyl hazırlıkları sürerken amfi tiyatronun zeminini döşeyeceğimiz malzemeler kamyonla geliyor. Kamyonun peşinden de Oğuz geliyor. Her biri oldukça ağır olan MDF’leri zor bela kamyondan indirip uygun bir köşeye yığıyoruz. Bu sıcakta bu kadar çalışmanın ödülü olarak denize gitmeyi hak ediyoruz. Yolda kampa yeni gelen Savaş’ı görüyoruz ama arabaya alacak yerimiz yok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;29.07.07&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Güne Senem’in sesiyle uyanıyorum: “Haydi, kalkın denize gidelim” diyor Senem. Bizim oda tüm kadro (Ayşe, Merve ve ben) tamam diyor bu davete ve Akyaka’ya doğru yola çıkıyoruz. Ancak Akyaka bulunduğumuz yere biraz uzak, zamanımız da kısıtlı olunca onca yol tepip sadece beş on dakika denize girebiliyoruz. Napalım en azından çivi gibi başlıyoruz güne. Kahvaltı için ekmek alıp dönüyoruz kampa. Kahvaltıda kamp programı üzerine tartışıyoruz. Celal bu yılki kampın daha esnek bir programı olabileceğini, akademinin fiziksel koşullarının da buna imkân verdiğini söylüyor. Geçen sene İznik’te program baskısından bireysel çalışmalarımıza çok fazla ağırlık verememiştik. Çalışma, okuma ve yemek saatleri dışında bireysel çalışmalara çok fazla zaman kalmıyordu, kalsa bile tenha bir köşe bulmak pek de mümkün değildi. Celal’in önerisi akşam altı gibi çalışmaya başlayıp bitiş saatini açık tutmak ve kesintisiz bir çalışma yapmak. Böylece gündüz saatlerinde bireysel okumalara ve sunumlara vakit ayırabiliriz. Geçen sene kampın önemli gündemlerinden biri olan yemek saatlerini de serbest bırakıyoruz. Yemeklerimizi İlke, Suzan ve Ayşe yapacak, kahvaltıları Nesrin ve Kerem hazırlayacak ve böylece isteyen istediği saatte (tabii çalışmanın başlama saati gözönünde bulundurularak) yemeğini yiyip, kahvaltısını edecek. Ayrıca bulaşık için de hergünün iki sorumlusu olacak. Şimdilik bu programı uygulamaya karar verdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün sahne zeminini kaplayıp akşama doğru çalışmaya başlamayı amaçlıyoruz. Celal, Oğuz, Erdem ve Savaş’tan oluşan sahne montaj ekibi akademinin kurucusu Ahmet Filmer’in öncülüğünde yoğun bir çalışma yapıyor. Çıtalardan oluşturulan iskeletler üzerine MDF’ler yerleştirilip, sabitleniyor ve akşam 18:30 civarı montaj işi bitiyor. Sahne zeminine sereceğimiz muşambalar katlı olarak durduğu için bugün seremiyoruz. Yarın güneşte yumuşamalarını ve düzelmelerini bekleyeceğiz. Kaba bir temizlikten sonra nihayet çalışmaya başlıyoruz. Tüm çalışmayı denge üzerine kuruyoruz. Yapılması zor duruşlar bularak sürekli denge merkezlerimizi farklı yönlere kaydırıyoruz. Kampın ilk çalışması maalesef Oğuz’un hastalığının gölgesinde geçiyor. Oğuz bütün gün güneşin alnında çalışınca akşam çok kötü hastalanıyor, yükselen ateşini bir türlü düşmeyince gece geç saatlerde hastaneye kaldırıyoruz. Bizim düşündüğümüzün aksine başına güneş geçmemiş, enfeksiyon kapmış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;30.07.2007&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Sabah dokuz buçuk civarı çoğunluk kahvaltıda buluşuyoruz. Dün gece geç saatlere kadar hastanede olan Celal, İlke ve Oğuz daha sonra katılıyor bize. Oğuz iyi gözüküyor. Kahvaltıdan sonra herkes dağılıyor, kimi edebiyat evinde kitap okuyor, kimi odalarda uyukluyor, kimi de temizlik yapıyor. Çalışmaya kadar oldukça bol vaktimiz var, ben de bu vakti Mantık Al Tayr’ı okuyarak değerlendirmeye çalışıyorum. Mantık Al Tayr, klasik Fars edebiyatının en önemli şairlerinden Feridüddin Attar’ın bir kitabı. Uzun bir başlangıç bölümünden sonra kuşların kendilerine padişah aramalarının hikâyesi anlatılıyor. Başlangıç bölümünü henüz bitirebilmiş değilim,  bir kaç sayfa atlayarak kuşların hikâyesine geçiyorum. &lt;br /&gt;Güneşte yumuşamak üzere sahneye serdiğimiz muşambalar bir süre sonra şekle girmiş fakat sahneye yerleştirmemiz çok kolay olmuyor. Adeta bulmaca çözer gibi tek tek deniyor ve sonunda en uygun şekli sabitleyerek çalışmaya başlıyoruz. Denge hareketlerine devam ediyoruz. Bir süre sonra Celal sahneye tek bir kişi çıkartarak, yaptığı hareketlerden birini tekrar etmesini istiyor. Daha sonra sahnedeki kişiye diğerleri de yavaş yavaş ekleniyor. Celal, tüm çalışma boyunca sadece kendi hareketimize odaklanmadan diğerlerinin de farkında olmaya çalışmamız gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor. İlerleyen saatlerde Celal herkesten bir sayı söylemesini istiyor. Dokuz diyorum hemen. Mantık Al Tayr’daki kuşların hüthütten özür dileyip, itiraz ettikleri bölümleri böylece paylaşıyoruz. Savaş bülbül, Suzan dudu, Erdem tavus kuşu, Kerem Kaz, İlke keklik, Ayşe hüma, Nesrin doğan, Senem alaüveyik, Merve kuyruksalan ben de puhu kuşu oluyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;31.07.2007&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bugün nihayet sunumlara başlıyoruz, ilk sunumu “Antik Yunan Tragedyalarında Ölçülülük ve Uyum” konulu tez çalışmasıyla Oğuz yapıyor. Oğuz tezinde antik yunan tragedyalarında kahramanların neden aşırılığa kaçtığı ve bu aşırılığın neden cezalandırılması gerektiği soruları üzerine yoğunlaşmış. Önce hübris (aşırılık) ve sophrosune (aklıselimlik) kavramlarını açıklıyor sonra da khaos, gaia ve uranos mitleriyle evrenin kökenini, Miken uygarlığının çöküşünü, intikam tanrıçaları erinileri ve daha birçok şeyi uzun uzun anlatıyor. Oğuz’un başarılı hikâye anlatıcılığı sayesinde öğlen sıcağının etkisine girmeden hararetli tartışmalar yapabiliyoruz. Akşam saatlerinde sahnede buluşuyoruz. Kuşlar Meclisi’ni çalışıyoruz. Celal, fantastik bir yaratık düşleyerek sahneyi kurgulamamızı istiyor. Bir süre kendi başına çalışan kuşlar teker teker meclise çıkıyor. Ben yine nefesimi kontrol edemiyorum. İlke yaptığım bestenin nefes kontrolüne izin vermediğini söylüyor. “Nasıl beste yapıyorsunuz?” diye soruyor Celal. Metinlerdeki nakarat değeri olabilecek yerleri seçmemizi ve bir matematiğe oturtarak çeşitlemeler yapmamızı öneriyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;01.08.2007&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bugün Suzan Samuel Beckett üzerine bir aktarım yapıyor. Beckett’le beraber insanın en temel trajedilerini ortaya koyması açısından Shakeaspeare ve Sofokles’e de değiniyoruz. Suzan “Godot’yu Beklerken” oyunu üzerinden Beckett tiyatrosunun genel özelliklerini anlatıyor. Celal dünkü çalışmada hepimizden bilmediğimiz bir dilde bir şarkı bulmamızı istemişti. Bu yüzden kahvaltıdan sonra çalışmaya kadar hummalı bir şarkı arayışı içindeyiz. Benim niyetim Aynur’un söylediği bir şarkıyı çalışmaktı ama bilinmedik bir şarkı olmasında ısrar edilince şimdilik bu şarkıdan vazgeçmek durumundayım. Yeni bir şarkı bulmak için de ne ipod’um ne de mp3 playerim var. Neyse ki Ayşe Lübnanlı şarkıcı Feyruz’un bir şarkısını beraber çalışabileceğimiz söylüyor ve bir kulaklığını benimle paylaşıyor. Senem ve Suzan da ikili bir grup olup Farsça bir şarkı çalışıyorlar. Bütün çalışma boyunca amfi tiyatronun çeşitli köşelerinde şarkılarımızı çözümlemeye ve ezberlemeye uğraşıyoruz. Bizim şarkı Arapça ve çok fazla ölçüsüz ritimleri olan bir şarkı. Şarkıyı İlke’ye dinletiyoruz. İlke sesimizi burun tınlatıcından kullanmamızın daha doğru olacağını söylüyor. Müslüm Gürses’i taklit ederek Feyruz’un sesine yakın bir ton tutturmaya çalışıyoruz. Ara ara doğru tınlatıcıyı buluyoruz ama çoğu zaman sesimiz kontrol edemiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;02.08.2007 &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bir gün aradan sonra Kerem’in trajedi sunumuyla tragedyalara tekrar geri dönüyoruz. Antik Yunan evreni ve kavramlarına artık biraz daha aşinayız. Bu akşam çalışmaya başlamadan önce akademide yaşadığımız bazı sorunlara dair Latife Tekin ve Ahmet Filmer’le kısa bir toplantı yapıyoruz. Olumlu geçen bu toplantının ardından çalışmaya geçiyor ve Erdem’in bizden bulmamızı istediği basit bir hareketi tekrarlıyoruz. Uzun süre herkes kendi yaptığı hareketi korumaya çalışıyor, sonra hareketin ritmini değiştirip, simetriğini yapıyoruz. Daha sonra aynı hareketi tek bir organımızla yapmaya çalışıyoruz. Çalışmanın hareket doğaçladığımız bölümlerinde kendimize temel bir hareket seçerek ilerlemek konsantre olmamızı kolaylaştırıyor. Ses çalışmasında da böyle bir yöntem kullanarak kontrolü sağlamalıyız. Yere yatarak yaptığımız ses çalışmasında pes sesler çıkartmaya ve yeri titretmeye çalışıyoruz. Gırtlağımızı zorlamadan karın kaslarımızı kullanmalı ve kontrolü sağlamalıyız. Gece geç saatlerde yerde yıldızları izleyerek uzun süre ses çalışması yapabiliyoruz ama bu saatlerde gecenin çiği üzerimize düşüyor. Ansızın Suzan’ın karnına bir sancı giriyor. İlke’nin beli de bir süredir ağrıyor. Bu gecelerin soğuğu bizi mahvediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;03.08.2007 &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bugün sunum sırası bende, Pina Baush ve dans tiyatrosu hakkında Mimesis 9’da yer alan makalelerden bir aktarım yapıyorum. Şarkılarımızı ve kuşları çalışmaya devam ediyoruz. Erdem ve Esma’nın sahnelerini detaylı olarak çalışıyoruz. Celal her ikisine de seyirciyle aralarına mesafe koymadan açık bir ilişki kurmalarını söylüyor. Böyle bir ilişki biçimini İlke’nin çalışmasının sonrasında da konuşmuştuk. İlke metnini sergilerken bazı yerlerde sufle almak için duruyordu ama bu durma anları sahnenin bütününden farklı olmuyordu. Hatta çoğu zaman sahneyi kestiğini bile anlamıyorduk. Erdem’in sahnesi sadeleşince böyle bir rahatlıkla oynadığı anlar daha çok ortaya çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;04.08.2007&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bugün göleti temizleme günü, saat dokuzda kalkıp, hızlıca kahvaltı edip uygun kıyafetlerimizi giyerek gölete gidiyoruz. Oğuz, Kerem ve Celal göletin içindeki yosunlara, solucanlara ve garip yaratıklara aldırış etmeden girmiş bile suya. Ben de Latife Tekin’den aldığım makaslarla sazlıkta kurumuş otları kesiyorum. Nesrin de katılıyor bu ot kesme işine. Merve bir koşu şapkalarımızı getiriyor güneş çarpmasın diye. Yavaş yavaş alışıyoruz gölün pisliğine.  Paçalarımız sıvayıp bir süzgeç, bir kova, bir kürek, artık ne bulduysak alıp elimize girişiyoruz işe. Senem terliklerini bile çıkarmış neredeyse yüzecek balıklama. Ahmet Filmer ise çoktan girmiş boğazına kadar suya.  Suyun içinden yosun parçalarını toplayıp bize veriyor biz de kovalara doldurup atıyoruz. Yavaş yavaş gölün yosundan halısını çekiveriyoruz altından. Gölün rengi açılıyor ve içerisinde yüzen balıklar ortaya çıkıyor. Kampın ilk haftasını tamamlamak üzereyiz, ikinci hafta katılımcıları Murat ve Mahmut geliyor. Merve de akşam İstanbul’a dönecek. Bir grup denize gidiyor, akşam saatlerinde çalışmaya başlıyoruz. Yarım daire halinde yere oturup, şarkı söylüyoruz. Harfleri tekdüze sıralamak yerine Türkçe’de olmadığı gibi kullanmaya çalışmalıyız. Bir haftadır akademide olmamıza rağmen ilk günden beri bahsi geçen Gümüşlük Akademisi oryantasyon programını yapamamıştık. Kısmet bugüneymiş. Latife Tekin ve kampın diğer sakinlerinin de katıldığı bu sunumda Ahmet Filmer akademide yaşayan canlılarla ilgili birçok bilgi veriyor. Böcekler, mantarlar, kuşlar ve çeşit çeşit canlıların resimlerini görmek bizi çok heyecanlandırıyor. Neredeyse her resimle ilgili bir yorum, bir espri yapılıyor. İlke mantarlarla ilgili kısmı çok seviyor. Bonzailer ve meşe ağaçlarıyla ilgili daha detaylı bilgi edinebiliyoruz. Bonzai tepsi içinde ağaç anlamına geliyormuş. Küçücük toprak parçasında bir ağaç yetiştirebilmek tam bir sabır işi. Ahmet Filmer’in uzmanlık alanlarından bir diğeri de meşe ağaçları. Meşe ağaçlarıyla ilgili bitmeyen bir kitabı varmış. Meşe palamutu ve mazısının hikâyelerini dinleyince, çevremizdeki meşe ağaçlarına daha farklı gözle bakıyoruz.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;05.08.2007 &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Murat ve Mahmut’un katılımıyla kampın ikinci haftasına geçiyoruz. Savaş son günlerdeki hummalı çalışmasını tamamlıyor ve Asya Tiyatrosuyla ilgili güzel bir sunum yapıyor. İlke youtube’dan bulduğu videolarla katkıda bulunuyor. Öğleden sonra yemeğe kadar pinpon oynuyorum. Güçlü rakiplerimiz Erdem ve Murat’la çok karşılaşmadan kendi dengim rakiplerle oynamaya çalışıyorum. Her zamanki gibi yemek faslı sonrasında çalışmaya başlıyoruz. Bedenimizi ve sesimizi açtıktan sonra Murat – Nesrin ikilisinin çalıştığı Urduca şarkıyı sonra da Esma’nın ilahisini tahtaya yazarak çalışıyoruz. Celal kuşlar meclisini amfi tiyatronun merdivenlerinde oynayalım diyor ve basamaklara geçerek sahnelerimizi gözden geçiriyoruz. Puhu kuşunun hareketlerini oturtmaya çalışıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;06.08.2007&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Sunumlar devam ediyor ve Peter Brook aktarımıyla Erdem sahne alıyor. Erdem ünlü yönetmenin Afrika gezilerinden örnekler verirken Mine de eksiklikleri tamamlıyor. Bugün oldukça uzun bir beden çalışması yapıyoruz. Savaş tef çalarak bize ritim veriyor, ritmin bizi yönlendirmesi ortaklık hissini arttırıyor. Çalışmanın bazı anlarında bir kaç kişiyle (sanırım birisi Esma idi)  benzer hareketleri yaptığımı farkediyorum. Yerlerde yuvarlanıyor ve iyice terliyorum. Çalışmaya hiç ara vermeden Esma’nın ilahisini söylüyoruz. Ses çalışmasında da uzun uzun dem tutuyoruz. Dem tutarken kaos oluşmaması için diğerlerinin sesini dinlemeye özen gösteriyoruz. Kuşları amfitiyatronun basamaklarında çalışmaya devam ediyoruz. Daha önce yaptığımız el doğacıyla başlıyor, sırayla bütün kuşların sahnelerini akış alıyoruz. Kuşların çoğunun neden itiraz ettiği çok anlaşılmıyor. Şarkı ve hareket kullanımı metinle ilişkilendirilmediğinde sahnede bir karmaşa oluyor. Erdem, Kerem ve Mahmut’un çalışmalarında böyle bir sorun göreceli olarak daha az var. İtirazların anlaşılması için metinleri yeniden ele almakta fayda var. İkinci aşama olarak da bütün kuşlar, kuşlar meclisinin içinde, bütününde yeniden çalışılmalı. Diğer kuşların kullandığı hareketler, ritimler tekrar edilebilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;07.08.2007&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Mantık Al Tayr’ı hep beraber okuyup anlamaya çalışıyoruz. Başlangıç, önsöz ve kuşların itiraz ettiği bölümleri bitiriyoruz. Bugün erkenden amfi tiyatroya gidip metnimi yeniden düzenliyorum. Sağ elimle sol yumruğuma vurarak ritim tutuyor, metni bu ritme uygun söylemeye çalışıyorum. “puaa” dediğim bölümleri atıyor yerine yeni bir beste yapıyorum. Bugün çalışmada Celal uçmak gibi yapamayacağımız riskli bir hareket seçerek çalışmamızı istiyor: Uçmak ve konmak. Biyomekanik çalışmaları öncesinde deenediğimiz bir şeydi bu. Uçma hareketi zıplamadan önce başlıyor ve yere yumuşak bir düşüşle sonlanıyor. Herkes farklı atlayışlar deniyor. Ben vücudumu yatay bir eksende yana doğru eğerek başlıyor, ileriye doğru atladıktan sonra yine kalçamın üzerinde yan durarak kalkmaya çalışıyorum. Eğlenceli bir atlayış oluyor. Bir süre uçup yere konduktan sonra Kerem bizi ritim çalıştırıyor. Önce basit bir ritim bularak dem tutuyoruz. Kerem bu demin üzerine sololar ekliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;08.09.2007 &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Mantık Al Tayr’ı beraber okumaya devam ediyoruz. Kitaptaki hikâyeleri atlayarak okuyor ve tamamlıyoruz. Kuşların hikâyesi böyle bir okumayla daha anlaşılır oluyor. Bugünkü çalışma kendiliğinden başlıyor. Herkes bir yerlerde kuşlarını çalışırken, yavaş yavaş sahnede toplanmaya başlıyoruz. Nesrin ve Kerem gözlerini kapamış tek ayak üzerinde dengede durmaya çalışıyorlar. Ben de gözümü kapatıp atlıyorum sahneye. Uzun süre gözlerimi açmayarak yönümü bulmaya çalışıyorum. Herkes sahneye geldiğinde çalışma Celal’in “haydi başlıyoruz” demesine gerek kalmadan başlamış oluyor. Dünkü çalışmada yaptığımız hareketlere benzer uçma denemeleri yapıyoruz. Sonra yerde yatarak Erdem’in liderliğinde sesimizi açmaya çalışıyoruz. Ancak uzun süre pes sesler çıkarmaya çalışıyor ve sesimizi çok fazla açamıyoruz. Birisinin liderliğinde çalışmak kontrolü sağlamak ve kaosu önlemek açısından iyi oluyor. Ancak ara sıra bireysel keşiflerin yapılabileceği sololar da atılmalı. Kuşları çalıştırıp birleştirmeyi deniyoruz. Kendi sahnemizden öncesi ve sonrası için bir geçiş hareketi bulmamızı istiyor Celal. Bir sahneden diğer sahneye geçerken bir kuş geriye çekilip yerini diğeri alacak. Diğer kuşlar da herhangi bir mask takınmaksızın geçişe eşlik edecek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;09.09.2007&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Mahmut Polonyalı tiyatro topluluğu Gardzienice ile ilgili okuduğu bir makaleyi anlatıyor. Gardzienice köyünde bir çiftlikte çalışan ekip fiziksel aksiyonlarının tümünü bir müzikal temele oturtuyor. “Etnik oratoryo”  diye adlandırılan çalışmalarda oyuncuların bedenleriyle farklı kültürlerin ritimlerine tepki vermelerine yoğunlaşılıyor. Oyuncuların hepsi bir ya da daha fazla enstrüman çalabiliyor. Kahve, çay, yemek, pinpon, dinlenme, okuma vs. derken akşama doğru buluşuyoruz sahnede. Bugün yere çömelme ve yükselme çalışıyoruz. Yerçekimine karşı zıt kuvvetler uygulayarak dengede duruyoruz. Bu duruşlar üzerinden doğaçlamalar yapıyoruz. Yere yakın duruşlar kullanarak çalışmamız ilginç bir atmosfer yaratıyor. Yerde ellerimi kullanarak sırtımı çeşitli duruşlara zorluyor ve sonunda el bileklerim biraz incitiyorum. Yarın Vaiz’i oynayacağımız için bugün Kuşlar’ı çok az çalışıp erkenden oyun provasına geçiyoruz. İlke’nin beli ağrımaya devam ettiği için, sahne kenarında oturarak bize eşlik ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;10.08.2007 &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Sunumların sonuna geldik. Murat, Theodar Gaster’in “Yakındoğuda Ritüel Mit ve Drama: Thespis” adlı kitabın bazı bölümlerini bizlerle paylaşıyor. İlke’nin geçmez bilmez bel ağrıları bizi korkutuyor. Celal ve Erdem onu doktora götürüyor. Neyse ki bel fıtığı değilmiş. Bugün çalışmaya başlamadan önce bir grup Erdem’in şarkısını çalışıyoruz, ekip giderek kalabalıklaşmaya başlıyor sonra Kerem’in şarkısını da alıyoruz repertuarımıza. Bu sırada Celal, Ayşe’yle çalışıyor. Senem günlüğünü yazıyor. Saatler ilerliyor ve ısınıp sesimizi açtıktan sonra Vaiz provasına geçiyoruz. Oyuna az bir zaman kala Celal sahneyi merdivenlere taşıyor. Bütün akışı amfitiyatronun merdivenlerinde oynama düşüncesi önce bizi endişelendiriyor. Kısa bir süre mizansenlerimize bakıp, akışı çalışmaya başlıyoruz. Seyirciler için sahneye sandalyeler yerleştiriliyor, ışıkların yerleri ayarlanıyor ve oyuna başlıyoruz. Bugün bizim için olduğu kadar seyirciler için de oldukça ilginç bir an yaşanıyor. İlk defa tiyatroda bis yapıyoruz. Çekim için geç gelen haber muhabirlerinin ve Latife Hanım’ın isteği üzerine son sahneyi tekrar oynuyoruz. Bizim için de yeni bir fırsat oluyor bu; oyunda oldukça detone olduğumuz bu sahnede ikinci kez detone olmuyoruz. Oyun sonrası seyircilerle sohbet edip, çay içiyoruz. Bu sırada grubun röportaj işlerinden sorumlu kişisi Kerem oyunla ilgili bilgiler veriyor haber ekibine. Hayli ilginç bir konuşma geçiyor aralarında. Haber muhabiri soruyor: “Efendim, oyun metnini nereden aldınız?”. Kerem cevaplıyor: “Eski Ahit”; muhabir sormaya devam ediyor: “ne kadar eski?”, Kerem bir şey diyemiyor, gülmemek için zor tutuyor kendini ne yapsın. Erdem’in ailesiyle fotoğraflar çektiriyoruz. Gecenin ilerleyen saatleriyle beraber Latife Tekin’le sohbetimiz de derinleşiyor, üzerimize düşen çiği farketmiyoruz bile. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;11.08.2007&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Maalesef bu kampın da sonuna geldik. Bu son günümüzde hep beraber denize gidiyoruz. Ancak ekip oldukça kalabalık olduğu için Senem’in arabasıyla iki tur yapıldığında bile arabalara sığamıyoruz. Sona kalan Savaş ve ben sahile yaya olarak gideceğiz. Spor ayakkabılarımızı giyip, şapkalarımızı takıp düşüyoruz yollara. Savaş eline bir sopa alıp, patikaya dalıyor ben de hemen arkasından onu izliyorum. Sahile vardiğımızda ekibin kumsala yayılmakla kalmayıp, çaylarını yudumlamaya başladığını görüyoruz. Bu an Erdem’in grup bütçesinden çay ısmarladığı ender anlardan biri olarak tarihe geçiyor. Deniz dönüşü kamp değerlendirme toplantısını yapmak üzere buluşuyoruz. Bu kamp İznik kampına oranla işlerin daha kolay yola girdiği bir kamp oldu diyebiliriz. Bundan sonra “Kuşlar Meclisi”ni çalışıp çalışmayacağımız konusunda bir karar vermemiz gerekiyor. Kuşların hikâyesi bizi bir yerlere götürüyor ama bazı ek okumalara ihtiyaç duyuyoruz. Mesnevi okumak zor gözüküyor ama kaçacak durumda değiliz. Bir süredir metinle farklı bir ilişki kuruyoruz, tiyatro için yazılmayan metinleri tercih ediyoruz. Celal ne olursa olsun müziğin peşine düşmemiz gerektiğini söylüyor ve herkesten üflemeli bir çalgı çalmasını istiyor. Kerem de müzikal bilgimizi arttırmak için bazı seminerler dizisi yapmamızı öneriyor. Bu öneri herkes tarafından tutulunca araştırma konularını paylaşarak toplantıyı bitiriyoruz.  İstanbul’daki çalışmalar 20 Eylül’de başlayacak. Toplantının ardından toparlanmaya başlıyoruz. Gece mutfakta yemek yerken Ahmet Filmer katılıyor aramıza ve geç saatlere kadar sohbet ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;12.08.2007 &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Sabah erkenden kalkıp kısa bir kahvaltı yapıp, toparlanmaya devam ediyoruz. Odaların temizliği, eşyaların toplanmasını bitirdikten sonra akademiyle vedalaşıyor, dönüş yoluna çıkıyoruz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4609223860409138271-1274710150706259879?l=hagaragort.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hagaragort.blogspot.com/feeds/1274710150706259879/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hagaragort.blogspot.com/2010/01/seyyar-sahne-gumusluk-2007-kampi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4609223860409138271/posts/default/1274710150706259879'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4609223860409138271/posts/default/1274710150706259879'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hagaragort.blogspot.com/2010/01/seyyar-sahne-gumusluk-2007-kampi.html' title='Seyyar Sahne Gümüşlük 2007 Kampı Günlüğü – Gülden ARSAL'/><author><name>Erdem Şenocak</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16520085694954926741</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_6QLhLs14HSM/SaXqllO0TJI/AAAAAAAAAQg/R4zaC9FU35w/S220/erdem.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4609223860409138271.post-985167179684344867</id><published>2009-12-27T23:08:00.009+02:00</published><updated>2010-01-06T21:43:20.230+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='&quot; Ben Pierre Riviere...&quot;'/><title type='text'>"Ben,Pierre Riviere.."  Diyarbakır Turnesi Kasım 2006</title><content type='html'>&lt;table cellspacing="0" cellpadding="0"&gt; &lt;tbody&gt; &lt;tr&gt; &lt;td valign="top" style="width: 682.0px; padding: 0.0px 5.0px 0.0px 5.0px"&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;b&gt;K&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;erem EKSEN&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;17 Kasım Cuma&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Kalkışa beş dakika kala uçaktayız! İstanbul büyük şehir. Haliç yolu kapalı. Raylı sistemleri uç uca ekleyerek iki buçuk saatte geliyoruz havaalanına. Ama neyse ki yetişiyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Erdem, Celal, Mahmut ve ben... Gürültülü uçak yolculuğunu ayrı düştüğümüz koltuklarda tamamlayarak aksam dokuza doğru Diyarbakır’a konuveriyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;DSM’nin gönderdiği “Mahmut Nizam Özlütaş” tabelası tutan bir taksici karşılıyor bizi. Neden özellikle Mahmut’un ismini seçtiğini bilmiyoruz. Ben Mahmut’un tam adının Bayındırlık ve İskân Bakanı’na yaraşır ihtişamda olmasının etkili olduğunu düşünüyorum. Gerçi Erdem’in tam adı da “Ahmet Erdem Şenocak”mış. Ama bu isimden olsa olsa İl Milli Eğitim Müdürü olur diyorum ben.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Taksicinin yanı sıra bize bir anlamda Diyarbakır yollarını açan, geçen sezon burada bir amatör ekiple bizim Dünyanın En Güzel Hikâyesi’ni oynayan Serkan ve arkadaşı Atilla karşılıyor bizi. Arabalara bölünüp otele gidiyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Büyük Otel güzel. Sessiz ve tadilatsız. Soluğu hemen yakındaki ciğercide alıyoruz. Sonra da Sanat Sokağı’ndaki Frida Café’de. Celal’in “sütsüz menengiç kahvesi” talebi küçük bir infiale yol açıyor, ama Celal garsonları ikna etmeyi başarıyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Havadan sudan sohbetler... Diyarbakır, Diyarbakır’da tiyatro, genelde tiyatro, devlet tiyatrosu, belediye tiyatrosu, üniversite tiyatrosu... Çıkarılmak istenen oyunlar, çıkarılamayan oyunlar, oynanan oyunlar, dönen dolaplar, kırık kanatlar, hepsi burada da ziyadesiyle mevcut. Yapılan değerlendirmeler Diyarbakır’a özgü siyasi atmosferin tiyatro ortamına etkisi konusunda fazla bir ipucu vermiyor. Sorunlar, meleketin herhangi bir yerindeki tiyatronun sorunları gibi sanki.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Yarın ilk oyun üçte Diyarbakır surlarına mündemiç nadide bir mekân olan Keçiburcu’nda. Gündüz oyunu olması boşuna değil, zira akşamları muhit pek tekinsiz oluyormuş.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times; min-height: 19.0px"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;18 Kasım Cumartesi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Dokuzda kalkış... Kahvaltı sırasında Serkan da bize katılıyor. İnsanı zaman zaman çaresiz bırakacak kadar düşünceli ve misafirperverce davranıyor bize. Misal, birisi eskaza “ben de yanımda diş macunu getirmemişim” dediğinde Serkan hemen ayağa fırlayıveriyor:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;- Nereye Serkan?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;- Diş macunu almaya.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;- Boşver otur Serkan.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;- Yok gideyim alayım.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;- Gerek yok Serkan.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;- İnecektim ben zaten.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;- Otur allasen.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;- Yok bana da lazım.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;- Uydurma Serkan, otur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Çıkıp önce otelin yakınındaki DSM’nin salonuna bir göz atıyoruz. Işıklara ufak bir takviye gerekiyor, Belediye Tiyatrosu’ndan arkadaşımız Yavuz’u arıyoruz. Sağolsunlar, bir spot verecekler bize. Fazla oyalanmadan 15’teki oyunun oynanacağı yere, Keçi Burcu’na gidiyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Mekân dillere destan. Yüksek tavan, bol sütun, loş ışık... İçeride Hafriyat ekibinin sergisi sürüyor. Birkaç işi mecburen kenara alıyoruz. Erdem en dipte, yuvarlak bir holde oynayacak. Işık biraz loş, hava biraz soğuk ama idare edecek gibi. Seyiciler için tabure getirilmesini rica ediyoruz DSM’den.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Oyundan kırk beş dakika önce salonu ziyaretçiye kapatma izni aldık. Aslında bu bizim için oldukça kısa bir süre. Ancak hem oyunda sahneye yönelik bir hazırlık gerekmediği için, hem de mekân bizi buna zorladığı için böyle olacak. Erdem’in işi zor. İstanbul’daki oyunlarda saatler önce salona geliyor ve en azından bir saat boyunca gösteriye yönelik hazırlık yapıyor, atlayıp zıplıyor, bağırıp çağırıyor. Şimdi bunlar biraz zor. Ayrıca zemin de soğuk, ayakları üşüyecek çocuğun.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Saat ikiye kadar boşuz. Serkan bize Diyarbakır’ı gezdiriyor biraz. Keçiburcu’ndan (yani Mardin Kapı’dan) başlayıp Balıkçılar boyunca yürüyoruz. Ulu Cami’ye kadar. Dört ayaklı minareyi ve yakınındaki Keldani Kilisesi’ni görüyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Ulu Cami’de senkronize konuşan çifte rehber kızlar, Cahit Sıtkı’nın evinden bahsedip Yaş 35 şiirini son mısrasına kadar okuyorlar. Ve ısrarcı selpakçılar. Cahit Sıtkı’nın evinde sessiz sakin bir kız –belli ki asıl amacı bir şeyler anlatıp bahşiş almak- peşimize takılıyor, geçtiğimiz pasaj boyunca bizimle geliyor. Sonra, bakıyor ki bize anlatabileceği bir şey yok, cebinden ürkek ürkek bir paket selpak çıkarıyor. “Biz çok aldık ama Ulu Cami’de” diyoruz, sessice uzaklaşıp gidiyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Saat ikide burçtayız. Salonu elimizden geldiğince hazırlayacağız. Salonun bekçisi Ramazan abi de bize yardım ediyor. Ve tabii bir de Serkan.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Oyun saatinde başlıyor. Fazla seyirci yok. Sergiyi ya da burcu gezmeye gelip içeri girenler var. Birkaç da tiyatro meraklısı. Ancak mekân soğuk. Tabureler de gösteri saatine yetişmediği için seyirci ayakta. Oyun –ben izlemiyorum, kapıda bekçiyim- pek konsantre geçmiyor. Erdem idare etmiş ama seyircinin aklı başka yerlerde, muhtemelen sıcak evlerindeymiş.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Ben kapının dolaylarında ilginç anekdotlara şahit oluyorum. Oyunun bitmesine yirmi dakika kala kapıya yönelen bir amca, elektrik sobasının önünde ısınan Ramazan abiyi görüyor ve “Sen burada sobayı kapmışsın, biz orada deli dinliyoz” diyor. Kabul etmek gerekir ki olan bitenin son derece canlı ve özünde doğru tarifi bu.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Arada bir dışarı çıkıp bakıyorum. Uzaklardan, dün başlamış ve muhtemelen yarın bitecek olan bir düğünün tekdüze elektrosaz tıngırtısı geliyor. Şehrin bu kısmının –ve dolayısıyla bizim oyunun- devamlı fonunu bu ses oluşturuyor. Hava çok güzel. Ziyaretçiler burca geliyorlar, içeride ne olduğunu merak edenlere açıklama yapıyoruz. Bir ara Azad adında bir çocukla sohbet ediyoruz. Okula gitmemiş ve gitmeyecek. “Arabaların önünde yatıyoruz” diyip duruyor, anlayamıyorum. Oradaki mahallede yaşıyormuş.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Bir ara Ramazan abi salon boyunca volta atmaya başlıyor. Özellikle Erdem’in oynadığı hole doğru yaklaştıkça, volta oyuna karışmaya başlıyor, zira Ramazan abinin ayakkabıları fena halde kösele. Bir noktada dayanamayıp “Ramazan abi amma çok tıkırdıyor senin bu ayakkabılar” diyorum, mağrur bir edayla “sorma ben de farkındayım” diyor. E yürüme be abicim o zaman.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Velhasıl oyun, ayakkabı tıkırtıları ve elektrosaz tıngırtıları eşliğinde son buluyor. Celal’in dediğine göre pek iyi olmamış, seyirci oyunun havasına pek girememiş. Yarın başka önlemler almamız ve seyirciyi bir yerlere oturtmamız gerek.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Oyun bitince Erdem’i DSM’nin gönderdiği taksiye bindirip otele gönderiyoruz, biz yürüyerek DSM’nin yolunu tutuyoruz. Hava hemencecik kararıyor. Sokaklar bir hayli canlı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;DSM’de hazırlıklar biraz ucu ucuna yetişiyor. Sorun Belediye’den gelen spot... Yaktıktan kısa bir süre sonra spotun ampulü son nefesini veriyor. Yeni ampul gelip de salon hazır olana kadar oyun saati geliyor. Erdem gene son dakikalarda hazırlanıp çıkıyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Kırk-elli civarı seyirci var salonda. Anlaşılan Edebiyat Günleri kentin kültür gündemini belirlemiş durumda; DSM’nin etkinlikleri biraz geri planda kalıyor. Ben gene dışarıda nöbetçi olduğum için oyunu izleyemiyorum. Ama iyi geçmiş. Dağıttığımız izleyici formlarından bize dönenler gayet olumlu yorumlar içeriyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Oyun sonrası Serkan, Nursin, Yavuz ve DSM sorumlusu Özlem’le yemek yiyoruz. Sonrasında Serkanların ısrarlı davetlerini geri çevirmek zorunda kalıp otele dönüyoruz. Çocuğun yarın iki oyunu var, kolay değil.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times; min-height: 19.0px"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;19 Kasım Pazar&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Bu kez saat 10:00 civarı uyanıyoruz. On bir gibi çıkıp geze geze burca gidiyoruz. Erdem bize daha sonra katılmak üzere otelde kalıyor, zira hafif üşütme belirtileri var.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Balıkçılar mahallesinde dolaşıyor, biraz sağa sola sapıyor, ara sokaklara dalıyoruz. Çocuklar her yerde –adet olduğu üzere- hello nidalarıyla karşılıyorlar bizi. Tabii fotoğraflarını çekmeden bırakmıyorlar.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Serkan’la laf lafı açıyor; konu Diyarbakır’daki hayata geliyor. “Taraf olmayı sevmiyorum” diyor. Sonra grup sancılarını anlatıyor bize. Kulisler, kişisel karizma patlamaları ve çöküşleri, kelekler, şımarıklıklar, kaprisler... Kişisel tatminlerin ve taleplerin yönlendirdiği, tesadüflere ve kişisel etkenlere son derece açık, kırılgan gruplaşma ve sağlam dağılma öyküleri. Üniversite tiyatrosunun bir anlamda sıradanlaşmış sancıları. Biraz kendi tiyatro deneyimimizden, bildiklerimizden bahsedip kafasını karıştırmaya gayret ediyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Aslında Serkan’ın tiyatro yaşamı zaten fiilen son bulmuş vaziyette. Zira planı Nusaybin’de bir inşaat-müteahhitlik ofisi açıp Irak Kürdistanı’yla iş yapmak. Gene de tiyatrodan kopamıyor ya da kopmamaya çalışıyor, Grotowski filan okumayı sürdürüyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Keçi burcundaki oyun bu kez daha iyi. Kapıyı kapatıyoruz, pencerelere karton koyuyoruz ve seyirciyi DSM’nin bir çay bahçesinden getirdiği taburelere oturtuyoruz. Böylece oyunun atmosferi istenen yoğunluğa kavuşuyor. Seyirci oyun ve alkış faslı bittikten sonra uzunca bir süre sessizce oturuyor. Hayra alamet olsa gerek.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Gerek dünkü oyundan erken çıkan çocukların söylediklerinden, gerekse kimi başka yorumlardan anladığım kadarıyla, Pierre Rivière oyunu burçta iyiden iyiye ürkütücü bir atmosfer yaratıyor. Dün konuştuğum çocuklar, neden erken çıktıklarını sorduğumda “korktuk abi o yüzden” dediler. İlahi...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Bugünkü oyunda Ramazan abi de ilerleme kaydediyor. Volta atacağı zaman ayakkabıları çıkarıyor, soğuğa rağmen çoraplarla dolanıyor salonda.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Oyun bittikten sonra Erdem’i önden gönderip, biraz dolaşıp çay çorba içiyoruz ve 18:00’deki oyun için DSM’ye gidiyoruz. Gene kırk civarı seyirci var. Birkaç kişi de oyun başladıktan hemen sonra geliyor, rica minnet içeri girmek istiyorlar. Güç bela –ve muhtemelen Erdem’in dikkatini biraz dağıtarak- içeri alıyoruz onları da. İyi geçiyor oyun.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Sonrasında DSM’nin yöneticisi Melike hanımla karşılıklı iyi temennilerimizi ileterek DSM’den ayrılıyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Yemek Tabier adlı şahane lahmacuncuda. Sonrasında Serkan, Özlem ve Yavuz’la Nursinlere gidiyoruz. Sohbet-muhabbet. Fazla uzatmıyoruz ama, yarın erkenden yola çıkacağız.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times; min-height: 19.0px"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;20 Kasım Pazartesi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Sabah erkenden kalkıp Serkan önderliğinde Mardin’in yolunu tutuyoruz. Orayı biraz gezip akşam 17:30 oyunu için Nusaybin’e geçeceğiz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Mardin’i beklediğimiz gibi çok seviyoruz. Önce ıssız sokakları geziyoruz biraz. Yıllar öncesinden kalma leblebici bizi mest ediyor. Her lafımıza “he gurban” diye cevap veren huzur timsali bir amca.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Kırklar Kilisesi’ni gezip Süryaniler hakkında kıymetli malumat aldıktan sonra bir süre çarşıda dolaşıyoruz. Rıdo Usta’da muazzam bir kebap yiyip minibüsle Nusaybin’in yolunu tutuyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Yol çok güzel. Saat dört bile olmadı ama güneş batıyor. O muazzam Mardin Ovası’nın üzerinde ilerliyor ve İpek Yolu’na çıkıyoruz. Hedeflediğimizden daha geç varıyoruz Nusaybin’e. Ancak Erdem artık alıştı, neredeyse on dakika evvel bir mekâna götürüp “oyna bakim” desek bozmadan oynayacak. Hazırlıkları hemencecik bitiriyoruz. Seyirciler de birer ikişer geliyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Ancak birer ikişer derken salon doluyor. Buraya kimsecikler turne yapmadığı için, tiyatro gösterisi daha çok izleyicinin ilgisini çekiyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Oyuna on beş dakika kala elektrikler kesiliyor. Lüks lambalarını deniyoruz, sonuç iyi. Bunun üzerine şalterleri indirip oyunun tamamını lambaların ışığında sergilemeye karar veriyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Şu anda oyun devam ediyor. Ben de salonun arkalarında bir yerde, yakındaki bir mumun ışığında yazıyorum bunları. Seyirci ilgili görünüyor. Ses yok. Erdem oyunun başında uzun sessizliğin ardından yüksek sesle nefes aldığında “ayyy” diyiverdi bir kız. Galiba lambanın loş ışığı oyunun atmosferini daha bir yoğunlaştırdı. İyi gidiyor. Bir de arka sıralarda oturanlar görebilse...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Oyun bitti. Seyirci sayısı 78. Fena geçmedi sanki. Şimdi kafe sahipleriyle birer çay içip yola düşeceğiz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Serkan bize bir son dakika golü atıyor ve oyunun hemen akabinde, kaşla göz arasında almış olduğu beş kilo kaçak çayı bize takdim ediyor. Seyahat boyunca süren ikram savaşı Serkan’ın galibiyetiyle sonuçlanıyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Acele acele dönüyoruz Diyarbakır’a. Mardin gerçekten de söylendiği gibi “gece gerdanlık”. Ovadan görünüm çok güzel.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0.0px 0.0px 8.0px 0.0px; text-align: justify; line-height: 14.0px; font: 16.0px Times New Roman"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'times new roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#333333;"&gt;Ve koşa koşa yetişiyoruz uçağa. Bu turnenin kaderi de buymuş: koşa koşa geldik, koşa gidiyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;/td&gt; &lt;/tr&gt; &lt;/tbody&gt; &lt;/table&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4609223860409138271-985167179684344867?l=hagaragort.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hagaragort.blogspot.com/feeds/985167179684344867/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hagaragort.blogspot.com/2009/12/pierre-riviere-diyarbakr-turnesi-kasm.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4609223860409138271/posts/default/985167179684344867'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4609223860409138271/posts/default/985167179684344867'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hagaragort.blogspot.com/2009/12/pierre-riviere-diyarbakr-turnesi-kasm.html' title='&quot;Ben,Pierre Riviere..&quot;  Diyarbakır Turnesi Kasım 2006'/><author><name>Celal Mordeniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02406079682921185986</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_R-RGJHNzG0g/S0To61EoqYI/AAAAAAAAGMY/TBTVHqQR1bE/S220/Resim+099.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4609223860409138271.post-6222082008869719948</id><published>2009-12-11T00:10:00.019+02:00</published><updated>2009-12-28T14:33:56.321+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tehlikeli Oyunlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Seyyar Sahne'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gılgamış'/><title type='text'>Polonya, Wroclaw Günlüğü - Celal Mordeniz</title><content type='html'>17 Ekim 2009&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Polonya’daki festival &lt;a href="http://www.grotowski-institute.art.pl/files/ZERO%20BUDGET%20FESTIVAL_ENG.pdf"&gt;(Zero Budget Festival)&lt;/a&gt; için Dışişleri Bakanlığı bize üç kişilik uçak bileti verecekmiş. 28 Ekimde gidip 15 Kasım’da döneceğiz. İlke, eğer burs bulunursa Gılgamış’ı tek başına hazırlamak istediğini söyledi. Erdem de Workcenter'ın yönlendirdiği, Avusturya’da tiyatro sahibi bir kadına sormuş. O da İlke’nin uçak masrafını karşılamayı kabul etmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18 Ekim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gılgamış çalışmasında ilgimi, Gılgamış ve Enkidu’nun hikayesi kadar bu hikayeyi binlerce yıl insanlara anlatan hikayeciler de çekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;29 Ekim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erdem ve İlke’yle Varşova uçağındayız. Oradan aktarmayla Wroclaw’a uçacağız. Grotowski Enstitüsü’nde Tehlikeli Oyunlar ve Gılgamış’ı göstereceğiz. Oğuz, 5 kasım akşamı gelecek Polonya'ya. 5'inde Gılgamış, 6'sında da Tehlikeli Oyunlar olacak. Programda değil ama, ufak bir ihtimal, belki “Ben, Pierre Riviere...”i de göstereceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Enstitüde bir hafta önce açılan Reading Room’da Grotowski ile ilgili, başka yerde bulunması mümkün olmayan bazı videolar izleyebilecek olmamız heyecan verici.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gılgamış’ı bir nebze çözdük sanırım. En azından takip edilebilir bir öykü kurabildik. İlke’ye anlatıcı metinlerini biraz hızlı söyletince çok rahatladı; dinleyen için de rahatlatıcı oldu bu hız. Hikaye, olması gerektiği gibi hafifledi. Ama henüz bir akış gerçekleştirebilmiş değiliz. İlke’yle burada bir hafta boyunca çalışmaya devam edeceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30 Ekim Cuma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün gece Wroclaw’a vardık. İlk durağımız Avantgarde Hostel oldu. Oldukça sevimli ve temiz bir yer. Adeta bir üniversite yurdu. Sabah, Erdem, Grotowski Enstitüsü’ne gidip oradaki kalınacak yerlere baktı. Enstitü’nün en üst katında iki oda gelenler için tahsis edilmiş. Büyük olanda yedi küçüğünde üç tane yer yatağı varmış. Hemen küçük olan odaya yerleştik. Festival boyunca burada kalabilirsek çok şahane olacak. Enstitü, Tiyatro Laboratuarı’nın 65-84 arasında kullandığı binada kurulmuş. Dolayısıyla binaya girer girmez, daha merdivenlerden yukarı çıkarken bizi bir heyecan sardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat dörtte bir oyun izlemek için Enstitü’nün salonuna gittik. Salonun adı Apocalypsis Space. Grotowski’nin yönettiği son tiyatro gösterisi Apocalypsis Cum Figuris oyunu bu salonda çalışılıp oynanmış uzun yıllar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah Hostel’den ayrılıp Enstitü’ye yerleştikten sonra şehri gezdik biraz. Bir-iki saat yürüdük. İstanbul’dan oldukça soğuk havasını çok sevdim. Şehri sarmalayan, yer yer adacıklar oluşturan nehrinde ördekler yüzüyor. Birçok sokak ve cadde sadece yaya trafiğine açık. Oldukça düzenli ve kesintisiz bir yaya trafiği göze çarpıyor. İnsanlar caddelerde, sabahın erken saatlerinden gece geç vakitlere kadar sohbet edip dolaşıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Dünya savaşında kentin nerdeyse tamamı yıkıldığından, yeniden inşa edilmiş. Aynı şeyi Varşova’da yaptıklarını duymuştum. Savaştan sonra tamamen yerle bir olan eski şehri fotoğraflara bakarak yeniden inşa etmişler. Wroclaw’da ise yenileme yapılırken, hakim Alman mimarisini silmişler. Meğer tipik bir Alman şehriymiş savaştan önce Wroclaw.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat dörtte izlediğimiz oyun Polonya’nın kuzey sınırında bir kasaba olan Tereminski’den gelmiş. Oyun, Tereminski’de yaşanmış hikayelerden ve yerel şarkılardan oluşturulmuş. Oyundan sonra küçük bir söyleşi oldu. Kendilerini tanıttılar, soruları yanıtladılar. Kasabada, resmi olmayan bir üniversitenin bünyesinde çalışan bir grupmuş. Çok etkileyici bir amatör tiyatro örneğiydi. Tiyatroları için ahşap bir kulübe inşa etmişler. O kulübede tüm kasaba ahalisinin toplandığı tiyatro gösterileri yapıyorlarmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Thomas Richards da grupla nasıl tanıştığını anlattı. Workcenter ekibinden Philip ve Benoit ile Polonya’yı dolaşıp bu festivale davet edecekleri grup aramışlar. Tereminski’de bu oyunu izlerken tüm kasabanın orada olup oyunu büyük bir dikkatle izlemesinden ne kadar etkilendiğinden bahsetti. Hatta bazen yaşlı teyzeler, amcalar oyuna müdahele ediyorlarmış "o öyle olmadı" diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam sekizde bir video sunumuna gittik. Belçikalı bir tiyatro yönetmeni, Haiti’de 2005’te diktatör Aristide’nin ülkeden kaçmasıyla doruğa ulaşan şiddet dalgası sırasında yaptırdığı maceralı tiyatro çalışmalarını aktardı önce. Ardından bu dönemde tiyatro yapma mücadelesi veren Haitili birçok tiyatro insanıyla yapılmış röportajlardan oluşan bir belgesel video izletti. Belgeseli kendi çekmemiş, sadece belgeseldeki tiyatrocuların bir kısmını tanıyor, bazılarıyla da çalışmış. Ara ara filmi durdurup kısa açıklamalar yaptı bu kişilerle ilgili. Ardından Belçika’da yönettiği bir oyundan bir bölüm gösterdi. Oyununu izletene kadar adam bana kolonyalist zihniyetli bir Avrupalı olarak görünmüştü. Oyunu fikrimi değiştirdi. Gine’den Belçika’ya gitmeye çalışan iki küçük çocuğun hikayesini oyunlaştırmış. Belçika’ya uçan bir uçağın kargo bölümüne gizlice binmişler. Belçika’da donmuş bedenleri bulunduğunda, üstlerinde sadece karneleri ve bir de mektup varmış. Mektupta kendilerini Belçika’ya kabul etmelerini rica ediyorlarmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;31 Ekim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün saat dörtte, yemek yediğimiz Rura Cafe’de, bir festival toplantısı yapılacak. Akşam yedide de Apocalypsis Salonunda bir performans var. 4’teki toplantıya gitmeyip salon boş olursa salonda çalışmayı planlıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erdem bizi dün küçük bir kafeye götürdü: Chocoffee. Sıcak çikolataya chili acı biber ekip içiyoruz iki gündür. Müptelalık yaratan bir karışım acı biber ve sıcak çikolata.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Apocalypsis salonunda İlke’yle çalışıyoruz. Son bölümün metnini düzenliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah Enstitü binasının bodrum katındaki mutfakta kahvaltı ederken bu binada çalışan Enstitü müdürünün yönetmenliğini yaptığı Theater Zar’ın broşürünü buldum. 1999’dan itibaren yılda bir-iki ay olmak üzere neredeyse her yıl Gürcistan’a gidip polifonik şarkı söyleme tekniği üzerine çalışmışlar. İran’a da 2 kere gitmişler, bir kez de Ermenistan’a. “Zar”, kafkas halklarının birinin dilinde cenaze şarkısı anlamına geliyormuş. Broşürde tanıtımı yapılan üç oyun vardı. Sanırım on yılda üç gösteri hazırlamışlar. Yazılanlardan anladığım kadarıyla müziğin ruhundan tiyatroya ulaşmaya çalışıyorlar. Antik Yunan tiyatrosu gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 Kasım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün Polonyalıların ölüler günüymüş. Herkes mezarlıklara gidip ölülerini anıyor. Tüm dükkanlar kapalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz Enstitü’deyiz. Tüm gün salonda çalışacağız. Önce, Pierre’e baktık Erdem’le. Başında ve sonunda bazı değişiklikler yaptım. Oynanmaya hazır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün iki gösteri izledik. Bir de festival forumuna katıldık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Forum Rura Bar’ın alt katındaydı. Festival'deki oyunlar, etkinlikler üstüne konuşuldu. Toplantının yürütücüleri Thomas ve Mario’ydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece 11’de İmpart adlı salonun barında Mario Biagini yönetimindeki Open Program’ın bir gösterisi (konseri) vardı: “Electric Party Songs”. Allen Ginsberg’in şiirlerini besteleyerek hazırladıkları “I am America” gösterisinde kullanmadıkları şiirleri ve besteleri bu şekilde sosyal ortamlarda- barlarda, özel evlerin salonlarında vb. yerlerde- sergilemek üzere bir araya getirmişler. Arjantinli oyuncu Alejandro’nun şarkısı sırasında dinleyen-izleyen herkes onunla birlikte bir trans yaşadı. Müthiş bir uyum ve denge oluştu tüm oyuncular ve seyirciler arasında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erdem geçen sene Wroclaw’da Workcenter’ın düzenlediği iki haftalık bir workshop’a katıldıktan sonra bu esrime halinden bahsetmişti. Şimdi anlıyorum ki Grotowski’nin Vasıta Olarak Sanat makalesinde bahsettiği asansör metaforu bu esrimeyi açıklamak içinmiş. Öte yandan bu metaforu unutarak baktığımda bu esrime bana Girardian terminolijideki İkame Kurban’ı anımsattı. Ortadaki oyuncu “cinlenmişçesine” hareket ederken diğer oyuncular onun etrafında, ona doğru sürekli yinelenen bir nidayla sesleniyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2 Kasım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sabah Yunanlı bir grubun yaptırdığı Workshop’a katıldık. Grubun yönetmeni o kadar enerjikti ki duvarları filan yumrukluyordu heyecanlandığında. Bir de bir hareket göstermek için vücudunun bir parçasına dikkat çekmek istediğinde vücudunun o kısmına öyle şiddetli vuruyordu ki... Çok komik bi biriydi. Bir enerji topuydu adeta. Sonuç itibariyle zayıf bir çalışma oldu. Ertesi gün de devam edecekmiş. Tamamen, başladık bitirelim diye geleceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam yedideki Video enstellasyonu sırasında salonun üst katındaki odamızdan benim laptop çalındı. İkinci kez aldığım ses kayıt cihazı da. Çok asap bozucu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşağıya inip Gılgamış akışı aldık. 51 dakika sürüyormuş. İlke oldukça rahat oynuyor. Güzel bir performans olacak diye umuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3 Kasım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün reading Room’da Sadık Prens’in videosunu izledim. Çok heyecan vericiydi Cieslak’ı izlemek. İzlerken şunu farkettim. Grotowski’nin son dönemde yaptığı çalışmaların tohumları Sadık Prens’te mevcutmuş. Ortada esriyen bir oyuncu ve etrafında onu bu esrimesi sırasında “destekleyen” diğer oyuncular... Bu form geçen gün izlediğimiz Workcenter gösterisinde de mevcuttu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün Impart’ta bir video gösterimi bir de seminer vardı. Video, Action’ın İstanbul Aya İrini’deki gösterimi idi. Doğrusu Aya İrini’ye hayli yakışmış Action. Mario’nun baştaki ve sondaki sahneleri ise başdöndürücü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam Liseli bir grubun oyununu izledik. Bir önceki liseli grubun oyununa benziyordu. 4-5 kişilik bir oyuncu grubu, kendi metinlerini yazmışlar ve sahnede delicesine enerjikler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5 Kasım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün, Erdem’le, oyunu oynayacağımız Tırmanma Gym’ine gittik. Gym, dağcıların tırmanma antremanı yaptıkları bir yer. Büyük bir kilise boyutunda. Biraz fazla sarı. Arkaya siyah perde astık altyazı için o biraz kararttı ortamı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önceki gece İlke, Apocalysis salonunda tekbaşına çalışma yaparken Mario Biagini girivermiş salona çalışmayı izlemeye. Tabii İlke tir tir titremiş heyacandan. Action’daki oyunculuğunu görmese bu kadar heyecanlanmayacağını söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün akşam, Workcenter’ın Mario yönetimindeki grubunun “I am America” “gösterisini” izledik. Barda gösterilen Electric Party Songs daha iyiydi bence. Şiirlerin bestelenmesinden oluşmuş böyle bir gösterinin yeri sahne değilmiş galiba. Ama yine de izlemiş olmaktan dolayı hayli sevinçliyim. Oldukça ilham verici, zihin açıcı bir gösteriydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6 Kasım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün Tehlikeli Oyunlar’ı Tırmanma Gym’inde oynadık. Biraz ağır bir deneyimdi doğrusu. Mekan ve hava ancak bu kadar soğuk olabilirdi. Tüm oyunun İngilizceye çevrilmesi de iyi bir etki yaratmadı. Kelimeler o kadar hızlı aktı ki ekranda, seyircinin bir kısmı yazıyı takip etmek isterken ne Erdem’i ne de yazıları takip edebildi. Oyunun sonunda seyircilerin yarısı gitmişti. Bu “tecrübe”de en büyük pay benim elbette. Oyunun öyle bir mekanda sırf salıncaklar asılabiliyor diye oynanmasına evet dememeliydim. Oyundan bir gün önce gördüğümde aklımdan ilk geçen şey burada oyunun oynanamayacağı olmuştu. Oysa, tramvayla dönerken Apocalypsis Salonunda salıncaklar yerine sandalyelerle oynamayı tasarlamaya çalışıyordum. Bunun olamayacağına kanaat getirdikten sonra, festival ekibine aynı saatte Enstitü’de Ben Pierre Riviere...’i oynamayı önermeyi düşündüm. Ama Erdem o kadar istekliydi ki T.O.'yu oynamak konusunda... Neyse, bundan sonra uygun mekan olmadan oynamaya çalışmamalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün akşam Oğuz geldi. Doktora sınavını verip uçağa binmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu akşam Gılgamış var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7 Kasım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün Gılgamış’ı oynadık. İlke yapıyı oturttu, ancak biraz daha çalışıp nefesini rahatlatması gerekiyor. Nefesi biraz problemliydi. Tam ve rahat nefes alamadı zaman zaman. Ama seyircilerden aldığımız yorumlar oldukça cesaret verici oldu. Şarkıların tınısı ve yapının basitliği beğenilmiş. Çok sevindik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam da müstakil bir evde bir parti vardı ona katıldık. Aslında partide “Electric Party Songs” olacaktı ama grubun sadece üçte biri hastalanmadan sağlam kaldığı için oldukça kısa bir versiyon oldu. Ev tam bir 60’lar filminin dekoru gibiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erdem’le İlke, partide Lisa Wolford’a Gılgamış’ı nasıl bulduğunu sordular. O da oyunu çok beğendiğini, Erdem’in de sahneye çıkmasını-kısa bir anlığına da olsa- beklediğini söylemiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de İngiltere’den festival için gelen biriyle tanıştık. Zeynep'in dersinden tanıştığım arkadaşım Sema bir konuşmamızda kendisinden saygı duyduğu bir tiyatrocu olarak bahsetmişti. Göze, Londra’da oyunculuk üzerine pratik bir doktorayı yeni bitirmiş. Şimdi orada bir üniversitede hocalık yapıyormuş. Kendisiyle bu sabah buluşup kahve içip sohbet ettik. Gılgamış’ı beğendiğini söyledi. T.O.’yu izleyememiş. Aralık’ta İstanbul’a gelecekmiş. Geleceği günü bize önceden haber verirse o günlere bir Tehlikeli Oyunlar koyabileceğimizi söyledik. Kendisini çok sevdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün saat ikide Rus kökenli Amerikalı bir yönetmenin söyleşisi vardı. Bize oyunculukta peşinde olduğu şeyi anlattı. Aradığı, ruh-beden ayrımını ortadan kaldıracak bir oyunculuk imiş. İlkel akıl ile sürekli gerekçeler arayan akıl ayrımı yaptı ve oyunculuğun ilkel akıl ile canlı ve hakiki olabileceğini söyledi. Thomas Richards’ın Yale’den hocasıymış. Burada gerçekleştirdiği üç günlük bir workshop’un ardından bu konuşmayı yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8 Kasım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlke dünden beri hasta. Bugün yataktan hiç çıkamadı. Oğuz da hastalandı bugün. Akşam da Erdem öksürmeye başladı. Workcenter ekibinden de hastalanmayan 2-3 kişi kalmış. Herkes H1N1 oldu galiba.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün, bir İtalyan grubun oyunu vardı: Me/Dea. Dehşet birşeydi. Oyunun sonlarına doğru salon gülmeye başlamış. Ben ortasında bir yerlerde çıktım. Çünkü beni de gülme tutmaya başlamıştı. Medea'yı bir erkek yapmışlar ama niye yapmışlar belli değil. Bir de öylesine çok klişe vardı ki oyunda...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün saat 2’de İlke’nin yol parasını veren Gül Hanım’la buluşup sohbet ettik. Gılgamış’a dair epey olumlu yorumlar yaptı. Araştırıp bulduğunuz şeyleri mutlaka geliştirmelisiniz dedi. İlke’nin sahnedeki rahatlığında bir “intelligence” vardı dedi. Tehlikeli Oyunlar içinse; sahnelemenin, oyunculuğun, uyarlamanın hakkı verilmişti ama biraz uzundu dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9 Kasım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlke İstanbul’a döndü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14:30’da Impart’ta felsefe doktorası yapmış bir İtalyan akademisyenin konuşması vardı. Konuşmanın adı “Body at Work” idi. Beden ve çalışmanın birbirlerinden neşet ettiğini, ruhun da çalışmayla kazanıldığını söyledi. Bütün konuşmasını Grotowski’den alıntıladığı iki cümle üzerine kurdu. Birincisi, oyuncunun sahnede kendini “yaktığında” seyirci tarafından görünenin bir dizi canlı itki akışı olduğunu söylediği, Yoksul Tiyatroya Doğru makalesinden bir cümle, diğeri de sanırım yine aynı makaleden tiyatronun seyirci ile oyuncu arasında gerçekleşen bir karşılaşma olduğunu söylediği cümleydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuşmanın ardından aynı salonda bir deneme gösterisi vardı. İki monolog ve bir dans gösterisinden oluşmuş bir gösteri... Gösteri, çağdaş gösteri klişelerini başarıyla kullanıyordu. İlk kez bu oyun dakikalarca alkışlanmadı. Oysa çok zayıf bir oyun değildi ama sanırım oyuncuların sahnedeki ukalalıklarının sonucu alkış uzamadı. Mesela dün akşam yaşlı bir deliyle genç bir rahibenin aşkının anlatıldığı oyun oldukça zayıftı ama seyirciye tepeden bakmadıkları için tekrar tekrar alkışa çıktılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün Benoit bana, Erdem ve İlke’yle ne kadar zamandır birlikte çalıştığımızı sordu. Ben 10 yıldan fazla bir zamandır diyince epey bir şaşırdı. Jessica da Erdem’e oyunda, yönetmenle oyuncunun güçlü bir dil yarattığı görülüyordu demiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm Workcenter ekibindekilerin naiflikleri, herkesle ilişki kurmaya çalışmaları, festivale epey bir anlam katıyor. Gerçekleşen şey tam bir festival oluyor bu sebeple. Herkes birbiriyle temas etmeye çalışıyor. Tüm bunların toplamı çok etkileyici bir deneyim oluşturuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lisa Wolford’un konuşması ilginçti. Tiyatroya dair iki köken teorisi olduğunu tespit ederek başladı. Birincisi oldukça yaygın ama nispeten yeni olan teori; tiyatroyu antropolojik bir nazariyeden bakarak açıklamaya çalışmak. Bu yaklaşımın iki kurucu babası Victor Turner ile Schehner’dır dedi. Biri antropoloji kökenli diğeri de tiyatro. Diğer teori ise antropolojik yaklaşımdan önce çok yaygın olan edebi tiyatro teorisi. Okuma yazma oranı bu derece artmadan önce çoğu edebiyat eseri kamuya açık toplantılarda okunurmuş. Bu etkinliğin tiyatronun antropolojik ya da dinsel –ayinsel olmayan kökenini oluşturduğunu söyledi. Bu kökenin de yeniden hatırlanmasına ihtiyaç olduğunu söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buraya gelişimizin en önemli kazanımlarından biri de İlke’nin Gılgamış’ı tek kişilik bir performans olarak göstermesi oldu kanımca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10 Kasım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sabah Reading Room’da birkaç video izledim. İlkin, 1975’te Wroclaw’da gerçekleşen Theater of Nations Üniversitesi belgeselini izledim. Grotowski oldukça dışa dönük bir tipmiş. Ardından, Grotowski ve tiyatrosuyla ilgili çekilmiş ilk film olma özelliği taşıyan, bir sinema öğrencisinin bitirme projesini izledim. Grotowski burada 26-27 yaşlarında konuşmayı pek seven biri olduğu hemen anlaşılıyor. Belgeselde grubun yaptığı ses, akrobasi ve korporal çalışmalardan kesitler de var. Doktor Faust oyununda bazı görüntüler de eklenmiş. Daha sonra bir amatör kamereman tarafından çekildiği anlaşılan Hamlet çalışmasının prova kayıtlarını izledim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Laboratuar Tiyatrosu’nun 60’larda ve 70’lerde yaptıkları hareket ve ses çalışmalarını görmüş olmak beni çok sevindirdi. Grotowski metinlerine görsel malzeme de eşlik edince insanın kafası daha da netleşiyor onun çalışmasıyla ilgili.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11 Kasım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün akşam Rynek’te bir grup asker toplanmış tören yapıyordu. Bandoyla marş falan çaldılar, havaya ateş ettiler. Bu sabah ise Oğuz’la kahvaltı edecek yer ararken her yerin kapalı olduğunu gödük. Etrafta bayraklar asılıydı. 11 Kasım Polonya’nın kurtuluş günü filan herhalde. Biraz dolaşınca bir meydanda ilkokul ve lise öğrencilerinin toplandığını gördük. Sonra bir at arabasının ardından yürüyüşe geçtiler. At arabasında da zaferi kazanan generalin benzeri olduğunu tahmin ettiğim biri vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün saat ikide Rura Bar’daki foruma gittik Erdem ve Oğuz’la. Lafın lafı açtığı güzel bir toplantıydı. İtalyan felsefeci kadın yüzünde mevzu arzu, farklılık, ötekilik kavramları etrafında döndü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ardından akşam yedide bir sinagogta oynanan bir oyuna gittik. Bir roman uyarlamasıymış. Yahudi bir kızın kılık değiştirerek sınırları geçip sevgilisini bulmaya çalışmasını anlatıyordu. Biraz tutuk bir oyundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat dokuzda Grotowski Enstitüsünde “Küçük bir Anlatı” adlı bir gösteri vardı. Öyküyü, önündeki bir metinden okuyan adamın mütevazi tavrı hayli sıkıcı olabilecek gösteriyi takip edilebilir kılıyordu. Bir gün, dedesinin Komünist Parti’ye çalışan bir ajan olduğunu öğrenmiş ve dedesinin hikayesini sahneye taşımaya karar vermiş. Kendi hikayesi olmasına rağmen son derece mesafeli bir dil kullanıyordu. Okurken arkasındaki projeksiyon perdesine, okuduğu metinden bazı kelimeler yansıtıyordu elindeki uzaktan kumanda yardımıyla. Bir de üç tane performanstan parçalar gösterdi. Bu üç performansın ortak özelliği hepsinde tek bir kadının oynaması ve kadınların hepsinin de çırılçıplak olmasıydı. Bilemiyorum, belki de bu gösterilerden esinlendiğini anlatmaya çalışıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün, Thomas Richards Erdem’e, İlke’nin gittiğini yeni öğrendiğini ve kendisine tebriklerini iletmesini söyledi. İlke’nin çalışmasında gelişmekte olan değerli bir şeyler gördüğünü söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grotowski’nin prodüksiyonlar döneminden, en son dönemi olan Vasıta Olarak Sanat dönemine gelişini ölüm ritüellerinden yeniden doğum ritüellerine geçiş olarak görebilirmişiz gibi geliyor. Ancak bu iki türün de aynı olayın anılmasından başka bir şey olmadığını da belirtmek gerekiyor. Bir madalyonun iki yüzü gibi. Anılan olay her türlü farklılık düzenini kuran, kültürün temeli olan olaydır. Yani bir kurban edimidir. (Girard) Çünkü bizi biz yapan ve biz’in içinden ben ve sen’i birbirinden ayıran bu olaydan daha değerli bir şey yok. Grotowski, kanımca bu kurban ediminin izini sürüyor tüm dönemleri boyunca. Yani Sadık prens’teki Cieslak’la, Action’daki Thomas Richards aynı kişinin varyasyonları. Sadık Prens’te olayın karanlık yüzüne bakarken Action’da aydınlık yanına baktığımızı düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir İtalyan Profesörün Workcenter ve I am America üzerine verdiği bir seminere katıldık. Dalcroze’un çalışmasıyla Grotowski’nin çalışmasını karşılaştırarak başladı seminere. Her ikisinin de aslında sonuca değil sürece odaklandığını, geliştirdikleri tekniklerin ne gibi sonuçlar doğuracağıyla ilgilenmediklerini söyledi. Bir de, Workcenter’ın çalışmalarının canavarca, yani insanüstü bir çabanın ürünü olarak görülme eğilimi olduğunu söyledi. Bu bakışın Workcenter’ın çalışmalarının etkisinden kurtulma çabasının bir sonucu olduğunu söyledi. Ama canavarca görülmediği sürece Workcenter’ın çalışmasının hem performans sanatçılarının çalışmaları hem de her tür insanın çalışması için bir örnek ve meydan okuma olacağını iddia etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam I am America’yı izledik. Bu ikinci izleyişimde bu performansın kesinlikle sahne-seyirci ayrımını kaldıramadığına kani oldum. İzleyen-dinleyenlerle performerlar arasında en ufak resmi ilişkiyi çağrıştıracak konumlanma gösterinin etkisini zayıflatıyor. Öte yandan performerların, gösteri başlamadan önce tüm gelenlerle tek tek göz teması kurarak selamlaşmaları ve gösteri bittikten sonra alkış sırasında tek tek herkese gözleriyle teşekkür etmeleri çok etkileyiciydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Kasım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün I am America’nın başlamasını beklerken Nat’e bizim gösterileri nasıl bulduğunu sordum. Tehlikeli Oyunlar'ı hayli beğendiğini; çok iyi yönetilmiş, oynanmış olduğunu söyledi. Keşke söylenenleri anlayabilseydim diye düşünmüş oyunu seyrederken. Gılgamış içinse; İlke’nin biraz daha cesarete ihtiyacı olduğunu söyledi. Ama Gılgamış’ta yapılan tüm tercihleri, tüm yapıyı çok beğendiğini; oyunu seyrederken bu formun muhtemelen tiyatronun en ilksel formu olduğunu farkettiğini söyledi: İnsanlar tarafından çepeçevre sarılan oyuncu-şarkıcı. Son olarak İlke sahnedeyken gurur duydum, çünkü onu tanıyordum dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sabah, Reading Room’a gidip video izledim. Fransız bir oyuncu olan Alexis halihazırda bir videoya başlamıştı. Ben de ona katıldım. “Vigil” adlı bir videoydu. Grotowski’nin para-tiyatro çalışmalarından bahseden bir videoydu. Bu döneminde Grotowski’nin partneri olan Jacek Zmyslowski’nin önderliğinde yapılan çalışmaları izledik. İlginçti. Oyuncular ve oyuncu olmayanlardan oluşan kalabalık bir grup genişçe bir salonda devinip duruyorlar. Çoğu zaman bu devinme 4 saat sürüyormuş. Katılımcıların kendileri tamamlıyormuş devinmeyi. Ardından bir Cieslak belgeseli izledik. Trajik bir karakter olduğunuj az-çok biliyordum ama belgeselde bu çok açık bir şekilde görünüyordu. 30’lu yaşlarının başında tüm dünyada dünyanın en iyi oyuncusu olarak selamlanırken ve oyunculuğu çok ama çok severken birden neredeyse taptığı yönetmeni Grotowski artık tiyatro yapmamaya karar veriyor. O da Grotowski nereye gidiyorsa gitmeye çalışıyor. Ama artık Grotowski’nin yanında başka “gözde”ler beliriyor. Cieslak kendini aforoz edilmiş gibi hissediyor anladığım kadarıyla. Cieslak tanrısı tarafından istenmeyan ya da artık eskisi kadar istenmeyen bir inanmışın haleti ruhiyesine bürünüyor ve ölene kadar da bu aforozun ağırlığını üstünden atamıyor. Tam bir roman karakteriymiş yani Cieslak. Başkasının arzusunu arzulayarak bu arzunun ağırlığı yükünden kurtulamayıp kendini yokoluşa sürükleyen bir karakter. Belgeseldeki hemen herkes Cieslak’ın gittikçe artan bir yoğunlukta içki ve sigara kullandığını söylemesi de sanırım bu öz—yıkıma vurgu yapmak istemelerinden kaynaklanıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak Zygmunt Molik’in 2008 yılında Brzezinka’da yaptırdığı bir workshop’u izledik. Fazlasıyla klasik bir workshoptu ama neredeyse 80’indeki Molik’in azmi, enerjisi ile Brzezinka’nın görüntüleri; çiftlik evi, orman vs. hayranlık uyandırıcıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün Impart’ta bir şarkılı oyun izledik. Çok naif, çok sempatik, “Miniminnacık bir karhelvası” tadında bir oyundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğuz bu sabah İstanbul’a döndü. Erdem ve ben de Salı sabahı döneceğiz. Festival bu akşam önce bir panel, ardından da bir partiyle sona erecek. Biz de Erdem’le yarın sabah Enstitü’den ayrılıp Avantgarde Hostel’e yerleşeceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım bu festivale katılmak bizim üzerimizde tahminimden fazla etkide bulunacak. Workcenter’ın çalışmalarıyla ve de üyeleriyle karşılaşmak, onların dünyayla, başkalarının çalışmalarıyla kurduğu ilişkiye tanık olmaktan dolayı kendimi şanslı hissediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13 Kasım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Festival dün akşam bir partiyle sona erdi. Ondan önce Thomas ve Mario’nun küçük birer konuşma yaptığı bir salon toplantısı vardı. İkisi de genel olarak festival üzerine konuştular ve gerçekleşen şeyin öneminden bahsettiler. Bizim de burada kendi aramızda konuştuğumuz; coşkunun, açıklığın ve kutlamanın festivali festival yapan şeyler olduğunu söylediler. Mario, karşıdakine bir alan vermenin hatta hediye etmenin önemini anlattı. Seyirciler arasında iki kadın 75’te Grotowski’nin Wroclaw’da organize ettiği Theater of Nations Üniversitesi etkinliğini izlemişler. O dönemde gerçekleşenle bugün burada yaşanan şeyin benzerliğini, aynı ruhun yaşıyor olduğunu görmekten duydukları memnuniyeti ifade ettiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra Reading Room’da birlikte video izlediğimiz Alexis ile toplantının yapıldığı Impart’tan Rura Bar’a sohbet ederek yürüdük. 40 yaşında orta çaplı bir orta yaş bunalımına sahip eski bir yönetmen. Şimdi sadece oyunculuk yapıyormuş. Ludwik Flazsen iki yıl boyunca hocası olmuş ama kendisine Grotowski’den hiç bahsetmemiş bu süre boyunca. Ancak iki yılın sonunda kendisine Grotowski kitapları verip Grotowski ile tanışmasını sağlamış. Daha sonra Zygmunt Molik’in workshop’una katılmış. Bu festivale de karısına bir doğum günü hediyesi olarak gelmiş. Yani, karısı Paris’te kalmış hediye olarak onu biraz yalnız bırakmak istemiş anladığım kadarıyla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14 Kasım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sabah Nat’in kaldığı dairede birlikte kahvaltı ettik. Ardından üçümüz botanik parkını gezdik. Nat epey heyecanlı, Pazartesi Thomas’la çalışmaya başlayacaklarmış. 4 erkek seçilmek için bu çalışmalara katılacakmış. Thomas’ın iki erkek oyuncu almayı düşündüğünü duymuş Nat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyuncu olmaya 25 yaşında karar vermiş. Şimdi 34 yaşındaymış. Workcenter’a girmek için yaşının biraz dezavantaj oluşturabileceğini düşünüyor çünkü grup üyelerinin yaş ortalaması 23-24.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün, Enstitü’deki yatakları salona yığıp ortalığı toparladık Benoit ve Ursula’yla birlikte. Ardından festivalin son günü izlediğimiz sevimli şarkılı-oyunun yönetmeninin bir kafede yaptığı sunumu izlemeye gittik. Neredeyse Thomas’ın tüm ekibi de oradaydı. Kadın Tibet ve Hindistan’a gidip 4 ay kalmış ve Tibet Budizmi üstüne çalışmış. Bize gezisinde çektiği fotoğrafları gösterirken gezisini anlattı. Sunum biraz sıkıcıydı fazla Avrupa merkezli bir bakışı yansıtıyordu ama yine de gezisini burada kamuya açması hoştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15 Kasım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sabah Nat’in kaldığı daireye taşındık. Daire Enstitü’ye ait bir çeşit misafirhaneymiş. Bizden önce Mario kalıyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erdem’le müze gezelim bari dedik ve Ulusal Müze’ye gittik. Biraz geç kaldığımız için sadece 45 dakika gezebildik. Çok zengin bir müze olduğu söylenemez. İkonalardan, İsa’nın hayatından kesitler anlatan ahşap oyma üç boyutlu tablolardan ve bazı kilise babalarının tablolarından başka pek bir şey yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müzeden dödükten sonra Nat bize Thomas’ın, kendisinden hazırlamasını istediği şarkıyı gösterdi. Birkaç öneri yaptık ama çok detaylı çalışmadık. Sonra hep beraber Sushi yemeye gittik. Eve dönünce Julius Sezar’dan seçtiği tiradını çalıştık beraber. Sanırım çalımanın ardında Nat organik bir akış gerçekleştirebildi. Kendisi de ortaya çıkan şeye şaşırdı. Ardından, kısa bir süre şarkısına baktık. Ben bir kaç öneri yaptım ama detaylı çalışmadık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarın Erdem’le Workcenter ekibiyle çay-kahve içmeye davetliyiz. Umarım relax bir ortam olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16 Kasım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle sanıyorum ki, Wroclaw’daki günlerimizin en yoğun günü oldu bugün. Başlangıçta festival bittikten sonra kalmaya devam etmemizin gereksiz olduğu hissine sahip olduğumu itiraf etmeliyim. Ama Nat’le yaptığımız çalışma ve bu akşam gerçekleşen buluşma tüm Wroclaw maceramıza daha da anlam kattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Wroclaw’daki son günümüze sabah onda Reading Room’da video izleyerek başladık. Önce “My Dinner with Andre”yi izlemeye başladık ama bizi pek açmadı o yüzden yarısında bıraktık. Sonra benim birkaç gün önce yarısını izlediğim Vigil’i izledik. Acting Therapy, Theater and non-Theater, belgesellerini Grotowski’nin Margaret Croyden’le yaptığı bir televizyon söyleşisini izledik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vigil 1978 yılında İtalya’da çekilmiş. Jacek Zmyslowski önderliğinde aralarında Jairo Cuestia’nın da bulunduğu uluslararası küçük bir grubun yaptırdığı bir çeşit hareket çalışması. Bizim iki sene önce yapmaya başladığımız çalışmalar bu çalışmalara benziyordu. Videonun başında Andre Gregory Jacek ve ekibiyle bir söyleşi yapıyor. Ardından genişçe bir salonda kalabalık bir katılımcı grupla yapılan hareket doğaçlamalarını izlerken Jacek çalışmayla ilgili açıklamalar yapıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acting Therapy filmi ise 1975’te Wroclaw’da Apocalypsis Salonu'nda Zygmunt Molik’in yaptırdığı ses ve hareket çalışmalarından oluşuyor. Çalışma sırasında yapılan konuşmalar dışında filmde bir metin yok. Film, Molik’in bir oyuncuyla yaptığı ses çalışmasıyla açılıyor. Bu ikili çalışma ara ara geliyor ekrana. Oyuncu tam anlamıyla kasılmış durumda. Ancak bu kasılmada en büyük pay Molik’in görünüyor. Oyuncuyu asla rahat edemeyeceği bir duruşa zorlayıp duruyor. Film ve çalışma ilerledikçe Molik önce oyuncuyu omuzlarından tutup sıkarak adeta güreşmeye başlıyor. Oyuncu haliyle daha da kasılıyor. Güreş devam ettikçe ediyor. Bu sahneleri izlerken artık ses çıkarmadan gülmekten gözümden yaşlar gelmeye başlıyor. Sonra başka çalışma görüntüleri giriyor ardından yine Molik’le oyuncuyu görüyoruz. Bu kez Molik oyuncuyu bir duvara sıkıştırmış alt koluyla oyuncuyu duvara doğru tüm gücüyle bastırıp duruyor. Bununla da kalmayıp oyuncu iki büklüm oluncaya kadar sıkmaya başlıyor göğsünden kavrayarak. Tabi tüm bu güreş ve sıkıştırma boyunca oyuncunun sesinde olumlu anlamda en ufak bir değişiklik olmuyor. Hatta daha da kasılıyor. Sonra birden Molik oyuncuyla güreşi sonlandırıyor ve onu yavaşça serbest bırakıyor. Bu andan itibaren oyuncunun sesinde ve hareketlerinde bir rahatlama gerçekleşiyor. Sesi dahil tüm bedeniyle dans etmeye başlıyor. Tabii yaşanan şey mucize filan değil göreceli olarak rahatlamanın verdiği bir coşku yaşanıyor. Üstelik oldukça kaotik bir coşku...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat beşte bir eve davetliydik. Thomas Richards ve grubu bizi karşıladı, çay-kahve ikram etti. Bizim dışımızda 6 davetli daha vardı. 4’ü bu sabahtan itibaren ekiple seçmelere katılan ve ikisi de onların arkadaşı olan ve festival boyunca gönüllü olarak çalışan kişilerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Workcenter ekibi bizi tanımak için sorular sordular. Benoit bizim grup üyelerinin aidat topluyor olmasına önce şaşırdı sonra aidatların birilerinin tam zamanlı tiyatro yapabilmesine katkı olduğunu öğrenince biraz aklı yattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ardından biz de Tehlikeli Oyunlar ve Gılgamış’a dair düşüncelerini sorduk. Hemen herkes iki gösteriyi de izlemiş. Her ikisi hakkında da uzun uzun yorumlar yapıldı. Nat benle Erdem’e daha önce söylediklerini daha detaylı olarak tekrarladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Thomas özellikle Gılgamış’la ilgili uzun bir değerlendirme yaptı. Sürece dair sorular sordu. İlke’nin uzun bir süre ben bu hikayeyi niye anlatıyorum diye bunalımda olduğunu söylediğimizde bu sorunun ve bunalımın çok değerli olduğunu söyledi. İlke’de bir hikaye anlatıcısında olması gereken çok önemli birşey olduğunu söyledi. Bu da sahnedeki rahatlığı ve prezans’ı sanırım. Ekiptekilere dönüp, birisinin size siyah tişört ve pantolon giyip bir salonda her tarafı insanlarla doluyken gülümseyerek bir hikaye anlatacağını söylediğini duysanız muhtemelen ona gülerdiniz değil mi dedi. Ama kulağa son derece saçma gelen bu proje sahnede oldukça inandırıcı bir performansa dönüşmüş dedi. İlke’nin sahnedeki gülümsemesinden çok etkilenmiş. Geçen Haziran’da gösterdiğimiz iki kişilik versiyonu fazlasıyla ağır bulup bu ağırlıktan kurtulma çabamızın doğru bir çaba olduğunu söyledi. Zaten bu hafiflemenin gösterinin baştaki üçte ikilik kısmında başarılmış olduğunu ve bu kısımda, kendisi yıllar önce Gılgamış’ı oynamış biri olarak dahi, hikayeyi büyük bir heyecan ve merakla takip ettiğini ama son üçte birlik kısımda İlke’nin “duyguyla” oynamaya başladığını ve o zaman ilgisini kaybettiğini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tehlikeli Oyunlar’la ilgili olarak yorum yapmadan önce festival yönetmeni olarak özür diledi. Sizi çok kötü şartlarla mücadele ettirdiğimiz için üzgünüz dedi. Tüm bu şartlarla mücadelenizi de takdir ettim dedi. Oyunla ilgili daha önce söylenen bir çok şeye katılmakla birlikte hala daha çalışılıp detaylandırılacak yerler olduğunu söyledi. Benoit daha önce Erdem’in eylemlerinin “precise” oluşundan bahsetti. Her iki oyunda da hikayenin oyuncunun önünde oluşundan duyduğu memnuniyeti ifade etti. Tehlikeli Oyunlar’da oyuncunun kendini açığa çıkardığı anlarda gösterinin adeta “patlama” yaptığını söyledi. Bu anların daha da çoğaltılabileceğini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ardından Thomas sanırım biz de sizlere birşeyler gösterebiliriz dedi. Çay-kahve içtiğimiz genişçe bir sehpa ve üstünde oturduğumuz sandalyeler ve sıralardan başka bir şey olmayan yaklaşık 15 metrekarelik salonu düzenlediler. Oturacağımız yereri ayarladılar. Üstünde bir-birbuçuk yıldır çalıştıkları yeni eserlerini sergilediler. Bir çeşit “Action”dı. İzlerken ve dinlerken şarkılarındaki ve eylemlerindeki kesinlik, oyuncuların şarkı söylerken zaman zaman adeta bir çocuğa ya da yaşlı bir kadına dönüştüklerini görmek çok heyecan vericiydi. Öte yandan kendilerinden başka birisi olmadılar. Daha çok kendilerine birilerini ekliyor gibiydiler. Bir çeşit transformasyon yaşıyorlardı. Kendi sınırlarını genişletmeleri ve bunu oldukça “nazik” bir şekilde gerçekleştirmeleri; asla bedenlerini, seslerini, mekanı ya da başka herhangi bir şeyi zorlamadan yapmaları çok şaşırtıcıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de tabii ki olay’daki en önemli nokta olayın kuruluşuna gösterilen özendi. Bizler izleyicilerdik elbette ama öte yandan gerçekleşen olayın o denli bir parçasıydık ki kendimizi ayırıp tamamen seyirci olamazdık. Bir gösterinin hem parçası hem de izleyicisi olmak çok sık yaşanmayan bir deneyim. Apartmandan çıkıp yürümeye başladığımda beni saran neşe’den de anlayabildim bunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17 Kasım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varşova-İstanbul uçağındayız. İstanbul'a varınca ilk yapacağım şey bir Taraf gazetesi alıp okumak olacak. Bir de İSAM Kütüphanesi’nde çalışmayı özledim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4609223860409138271-6222082008869719948?l=hagaragort.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hagaragort.blogspot.com/feeds/6222082008869719948/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hagaragort.blogspot.com/2009/12/17-ekim-2009-polonyadaki-festival-icin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4609223860409138271/posts/default/6222082008869719948'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4609223860409138271/posts/default/6222082008869719948'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hagaragort.blogspot.com/2009/12/17-ekim-2009-polonyadaki-festival-icin.html' title='Polonya, Wroclaw Günlüğü - Celal Mordeniz'/><author><name>Celal Mordeniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02406079682921185986</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_R-RGJHNzG0g/S0To61EoqYI/AAAAAAAAGMY/TBTVHqQR1bE/S220/Resim+099.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4609223860409138271.post-4084733847110757749</id><published>2009-12-11T00:05:00.008+02:00</published><updated>2009-12-27T22:43:28.337+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tehlikeli Oyunlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Seyyar Sahne'/><title type='text'>Seyyar Sahne 2008-9 çalışma günlüğü: Tehlikeli Oyunlar</title><content type='html'>Celal Mordeniz&lt;br /&gt;25 ağustos Gümüşlük&lt;br /&gt;Erdem, önümüzdeki sene tek kişilik bir çalışma yapmak istediğini söyledi. Ben de olur yapalım dedim.&lt;br /&gt;26 ağustos Gümüşlük&lt;br /&gt;Burada, Oğuz Atay’ın Tehlikeli Oyunlar’ını okuyoruz. İki akşamdır Erdem okuyor. Dün akşamki okuma sırasında bu romanın tek kişilik bir gösteriye son derece uygun olduğunu farkettim. Önümüzdeki sezon bu çalışmayı sergilemeyi hedefleyebiliriz sanırım. Oğuz’u da arayıp haber verdik. O da İstanbul’da okumaya başlasın diye.&lt;br /&gt;15 ekim istanbul&lt;br /&gt;Hikmet’in Albay’la konuşması-atışması gibi Erdem de seyirciyle konuşup-atışsa mı?&lt;br /&gt;20 ekim istanbul&lt;br /&gt;Tehlikeli Oyunlar’da bazı oyunlar düşünmeli ki tehlikeli olsunlar.&lt;br /&gt;Küre... Hikmet’in karanlık ruhunun aynası olarak bir küre…Bu kürede oluşan akışkan görüntüler…&lt;br /&gt;23 ekim&lt;br /&gt;Dün, Erdem ilk kez çalıştığı bir sahneyi gösterdi. "Tarih" bölümünü çalışmış. Oğuz ve Efe’yle birlikte izledik. Biraz çalıştırdım. Soyut bir hareket kullanımı tercih etmişti. Bense biraz daha gerçekçi hareketler, eylemler kullanmasını istedim.&lt;br /&gt;25 ekim&lt;br /&gt;Oyunda Albay ve diğer karakterlerin konuşmaları Hikmet’in sesinin varyasyonları olarak tasarlanmalı. Erdem, bedeninin parçalarını kişileştirmeli. Bu parçalar oyun ilerledikçe gittikçe koordinasyonu kaybederler ve kendi “bağımsızlıklarını” kazanarak Hikmet’in delirmesine eşlik ederler.&lt;br /&gt;27 ekim&lt;br /&gt;Seyirciler içeri girerken Erdem yere sekiz dilimli bir daire çizse. Bu dilimler oyunun mekanlarını bölümlerini filan imlese?&lt;br /&gt;5 kasım&lt;br /&gt;Bu çalışmaya bildiklerimizin sergilenmesi değil bilmediğimiz şeylerin öğrenilmesi süreci olarak bakmayı unutmamalı. (J.G.)&lt;br /&gt;20 kasım&lt;br /&gt;Artık neredeyse haftanın 7 günü bir çalışmaya gidiyorum. Bu da beni biraz yoruyor. Hep aynı çalışmayı değil, 3 farklı çalışmayı yaptırıyor olmak asıl zorlu olan. Öte yandan bu çalışma modelinde oyuncular daha çok kendilerini aşma şansı buluyor.&lt;br /&gt;13 şubat&lt;br /&gt;Oğuz’la Erdem, ben Tahran’dayken iki tane salıncak asmışlar tavana. Birini kısa birini uzun tutmuşlar. Ben, çok sayıda ve aynı boyda olurlar diye düşünmüştüm. Ama bu da enteresan olmuş.&lt;br /&gt;Geçişlere baktık biraz. Bölümler arası geçişler nasıl olacak? Hiçbir şey bulamadık. Acaba daha sık mı birlikte çalışmalıyız? Gösteri, bir metin okuması mı olacak? Gösteride bedenselliği, hareketi nasıl kurmalı? Bedeni parçalara ayırıp hepsini kişileştirme espirisi yetecek mi? Sesi hiç duymayan, metni anlamayan biri için sıkıcı olmamayı nasıl beceririz?&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Oyuncunun fail olması meselesini biraz düşünmeli. Ya eylemleriyle kendini ifşa eden fail, ya da bir hikaye anlatıcısı olmalı oyuncu. Bir yandan da ikisi birbirini kapsayan kavramlar galiba. Eylem icra edilirkeniken bir hikaye de aktarılmakta, hikaye anlatıcısı da kendi kimliğiyle varolmakta ve bir eylemin faili olmakta. bu sebeple oyuncu kendisini salt bir taklitçi olmaktan çıkarmalı. Taklitçilik, tinsellik yitimine neden olmakta çünkü.&lt;br /&gt;17 şubat&lt;br /&gt;R. Girard’ın “Romansal Hakikat…”i... Muhteşem bir roman teorisi.&lt;br /&gt;24 şubat&lt;br /&gt;Odtü şenliğine Tehlikeli Oyunlar ve Gılgamış ile başvurmayı düşünüyorum. Bir de workshop önermeyi. Bizim “hareket makamı” çalışmasını yaptırabiliriz.&lt;br /&gt;7 mart&lt;br /&gt;Yarın Tehlikeli Oyunlar’ın açık provası olacak. Hagaragort grubunu çağırdık. Sonrasında konuşacağız prova üzerine.&lt;br /&gt;8 mart&lt;br /&gt;Oyun alanı ve ışık gittikçe daralmalı.&lt;br /&gt;9 mart&lt;br /&gt;Hikmet, Bilge’nin evine gider- gittiğini
